Dost sohbetlerinde en sık duyar olduğumuz cümledir: “sözün bittiği noktadayız” cümlesi.
Söz bitti, sözün hükmü yok artık. Çoğunluk diyalogdan medet ummayı bırakmış. Bense sözün geçersiz olduğu bir ortamda, nelerin devreye gireceğinin merakı içindeyim.
Hiçbir şey şaşırtmıyor bizi artık, “bu kadarı da olmaz” deyimi çoktan tarihe karışmış bulunuyor.
Söze ve eyleme dökülen her ucube uygulamanın rekoru kırılıyor, saniyenin onda bir aralığında.
Yaşanan her insanlık dışı olay, insanlığın yüzünü öne eğmekle kalıyor. Tepkisizleştikçe insanlıktan uzaklaşıyoruz, uzaklaştığımız oranda da insanca olmayan muamelelere tabii kalıyoruz.
“Daha neler göreceğiz” beklentisi içinde, gördüğümüz her şeye alışır olmanın arifesindeyiz toplum olarak.
N.Ç davasında yaşanan yargı fiyaskosuyla, taciz ve tecavüz davalarında kararların, insanları şok etmede nasıl tavan yaptığını gördük. 
Geçen günlerde, bir tecavüz davasında daha mahkemenin bence çok önemli olan kararı, samimiyetsiz siyasi gündemin gölgesinde, sessiz sedasız kayboldu gitti.
Medyaya yansıyış biçimiyle başlığa bakıldığında, görece daha adilmiş gibi gösterilmeye gayret edilen mahkeme kararının, ülke tarihinde bir ilk olduğuna vurgu yapılmadan da geçilmemiş. Belli ki yandaş medya, yargıda ayyuka çıkmış vesayet söylentilerini azaltma ve mahkemeleri masun gösterme çabası içerisinde.
İlk bakışta, genel olarak taciz davalarında mağdurdan yana, biraz daha insaniymiş gibi bir izlenim uyandıran karar haberini okuyunca, karardaki sahtekarlık ve yargının gerçek yüzü daha bir net ortaya çıkıyor.
Habere göre, bir tecavüz olayında tecavüzcüye gözcülük yapan iki kişi de tecavüzün faili kadar cezaya tabii tutulmuş. Yani tecavüzcüyle gözcüleri, tecavüz suçundan aynı oranda cezaya çarptırılmış. Buraya kadar iyi, çünkü daha önceleri emsali var mı bilmiyorum ama tecavüzcüye yardım edenler, hafifletici sebeplerle ya çok göstermelik cezalar alırlardı ya da tamamen beraat ederlerdi.
Kararda satır aralarında saklı asıl çirkeflik ise; mahkeme heyetinin tecavüzcü ve arkadaşlarına “takdir hakkı”nı işletip, onlara ceza indirimi uygulamasına gitmesidir.
Dünya yüzeyinde, aklı başında herhangi bir insanın, bir tecavüzcüyü takdir edebileceği düşüncesinin vahameti ortadayken; adalet aramak için kapısına gelinen mahkemelerin, suçluları işlediği suçlardan dolayı takdir ettiğini kararlarına geçirmekten hiç çekinmemesi, yargı skandalından öte bir insanlık skandalıdır.
Adalet dağıtma adına, tecavüzcüyü açıkça ve yasal olarak takdir etmekten çekinmeyen yargı zevatının bu midesizliğini, “tecavüze uğrayan kadın ölsün” diyebilen zatın midesizliğinden tanıyoruz biz.
Birbirine akraba bu sapkın fikirlerin sahipleri, düşünceleriyle tecavüzcülerin suçuna ortak olmaktan hiç çekinmiyorlar anlaşılan.
İnsan ister istemez soruyor: hukuku işletmekle mükellef yargı organları ve mahkeme üyeleri, insanlık suçu işlemiş bir tecavüzcüde takdir edilebilecek ne görüyorlar? Böylesi bir takdirle zat-ı şahaneler, tecavüz vakalarını daha çok teşvik ederek, nüfus artışına katkı sunmayı mı amaçlıyorlar acaba?
Kürtajın yasaklanması ve her kadına en az üç çocuk doğurması telkinleri tutmadı mı yoksa?
İnsan düşünmeden edemiyor tabii; bir tarafta tecavüzcüler motive edilip ödüllendirilirken diğer taraftan tecavüz sonucu doğan çocuklara devletin bakması taahhüt ediliyor, bu tip mahkeme kararları da dindar nesil yetiştirme projesinin bir parçası olmasın sakın? Olur mu olur!
Oldu olacak bari tecavüzcülere verilmek üzere bir de takdirname hazırlansın devlet adına. Hatta takdir belgesine, kadının daha fazla aşağılanıp mağdur edilmesinde emeği geçen bütün siyasetçilerin ve sözde hukukçuların isimleri de yaldızlı harflerle yazılsa hiç fena olmaz.
Hiçbir insana asla dilemem ama hayatta hiç kimsenin zalimin zulmünden muaf olmadığını biliyorum; bakarsınız akıp giden zaman içerisinde, kendi aile çevrelerinden bireyler de bu tür bir davanın mağduru olduğunda, bu kararlara imza atan sorumlular, yarattıkları hukuksuzluk abidesi eserlerine bakıp gururlanırlar belki!