Fransa Gündemi
Fransa’da bu hafta Anayasa Konseyi’nin 1915 olaylarına ilişkin Ermeni iddialarının reddini suç sayan yasayı iptal kararı gündemdeydi. 11 üyeden oluşan Konsey gerekçeli kararında yasanın Fransız Anayasası’nda belirlenen “ifade ve iletişim özgürlüğüne aykırı olduğunu” söyledi. Sarkozy’nin yeni bir yasa tasarısı hazırlandığı belirtilse de 6 Mart’ta tatile girecek olan parlamentoda yeni bir yasanın geçmesi mümkün gözükmüyor. Aylardır Türkiye ve Fransa arasında “kriz” olarak ortada duran yasa böylelikle rafa kalktı…
İlk açıklama Türkiye Dışişleri Bakanı Davutoğlu’ndan geldi: “Anayasa Konseyi, evrensel insan hakları kavramına ve hepimizin savunduğu Avrupa değerlerine uygun bir karar vermiştir.” Hergün sorgusul-sualsiz insanların tutuklandığı, kazılan her yerden kemiklerin fışkırdığı bir ülkenin Davutoğlu bunları söylüyor… Bırakın insan hakları evrensel beyannamesini, en basit hakların bile can-bedeli kazanıldığı bir ülkenin cellatları kendi çıkarları sözkonusu olduğunda ancak insan hakları kavramını hatırlıyorlar…
Fransa’da başka bir gündem ise 2017 yılının sonuna kadar tamamlanması planlanan yeni cezaevleri. 64 bin hücreden oluşan yeni cezaevlerinde 9 bin hücre tamamen insandan yalıtım esas alınacak. “9 bin özel tutuklu, cezaevi personeli dahil hiçkimseyle temas halinde olmayacaktır” deniliyor. Bu kapsama “terör suçluları”, tecavüz sanıkları ve seri katiller alınak. Fransa adaleti, böylelikle dünyadaki “cezaevi standartlarını” yakalayacağını belirtiyor. Bu standartın açılımı, daha fazla tecrit, daha fazla izolasyon demek oluyor. Fransa kendi sistemiyle hergün “suçlular” üretip daha sonrada onları en “güvenlikli” bir şekilde koruyacakmış! “Güvenlik” kavramı burada tecridi ifade ediyor.
Tecridi anlatmak için tanımlara, psikoloji ya da insan biliminin diğer dallarına başvurmaya gerek yok. Sadece evinizin banyosunda iki saat gibi kısa bir süre kilitli kalın… İki saat sonra çıkacağınızı bildiğiniz halde yaşadıklarınızı tutuklu ya da hükümlü statüsünde bulunan insanlar onyıllarca yaşıyor… Buna görüş yasağı, mektup yasağı, televizyon yasağı, gardiyan işkencesi… eklenince günümüzdeki modern kapitalizmin “insan hakları” beyannamesi ortaya çıkıyor…
Fransa tecrit koşullarını daha da yükseltmeyi planlarken, Fransa’da yaşayan Kürdistanlıların da gündeminde tam tersi bir biçimde tecrit yer alıyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan tecride son verilmesi, sağlık ve güvenlik koşullarının güvenceye alınması amacıyla Fransa’nın Strasbourg kentinde 15 kişi süresiz açlık grevine başladı. Aynı taleple Türkiye’de cezaevlerinde bulunan tutuklular da 15 Şubat tarihinden bu yana açlık grevindeler. Avrupa’nın diğer kentlerinde değişik tarihlerde dönüşümlü açlık grevlerinin yapılacağı belirtiliyor. Öcalan’nın sağlık durumundan duyulan endişeyle 2007 yılında da 39 günlük bir açlık grevi gerçekleşmişti. O dönem yapılan açlık grevinin talebi, İşkenceyi Önleme Komitesi’nin (CPT) bir an önce İmralı’ya giderek koşulları yerinde incelemesiydi. Bu talebin kabul edilmesiyle açlık grevi sonlandırılmıştı. Fransa’nın Strasbourg kenti tekrar; önderlerinin özgürlüğünü kendi özgürlükleri sayıp bedenini açlığa yatıran Kürdistanlıları ağırlayacak. Liderleri ve özgürlükleri için kendi bedeninden vazgeçmek Fransızlar için çoktan unutulmuş bir kavram olsa da Kürtler eylemleriyle onlara hatırlatmış olacak…
Türkiye ve Kürdistan topraklarında açlık grevi ya da ölüm orucu eylemi son 30 yılı aşkın bir direniş geleneğinin simgesidir. Sayısız devrimci talepleri, inançları uğruna bedenini açlık grevine yatırdı. Kimileri bir sıra-neferi olarak onurluca sürdürdüğü eyleminin sonunda yaşamını yitirdi, kimisi devletin zorla müdahale işkencesi sonucu belleğini ve bedeninin sağlığını yitirdi. Ölüm orucu veya açlık grevi gündeme her geldiğinde eylemin büyüklüğünün karşısında çaresiz kalan iktidar sahipleri ve onun kuklaları eylemi yıpratmak için “intihar, yiyorlar, kafaları yıkanmış…” gibi kavramları anında ortaya atmaktan geri kalmadılar. Yapılan eylemi bir “intihar” olarak nitelemek, ancak körlük olur. Oysa ölüm orucu veya açlık gerevi; ölüme değil yaşama dönük bir eylem biçimidir. Bir tükenmeden çok; tüm gücünü, içsel enerjisini, bedeninin her zerresini hedefine varmak için eritmek başlı başına bir savaşımdır. Tüm bu karalama kampanyası bugün de gündeme gelebelir… Önemli olan teslim olmamaya, inancı ve düşüncesi uğruna bedenini bir araç olarak kullanarak bir eylem dalgası başlatanlara sadece saygı duymakla yetinmeyip onların başlatmış olduğu eylemin etrafından eylem halkaları oluşturmak…
Strasbourg kentinde başlatılan açlık grevi eyleminin Fransa kamuoyunda bir etki yaratıp yaratmayacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz. Ama bugünden tecride karşı Kürtler, Kürdistan’dan Avrupa’ya yeni bir direniş hattı yarattılar...
Tecride karşı...