Dağların en büyüğüdür Çavrê, en duygulusu, en yücesi! Dağ demek zaten yücelerde seyretmek demektir. O dağ gibi yüreğiyle tüm Kürdistan’ın sesi oldu, Kürdistan oldu…

NURETTİN DEMİRTAŞ

Yazıya eklenmiş bir resim var. Adı Çavrê! Başı yükseklerde, gururlu ve hüzünlü Çavrê! Bahar için ‘acemi’ bir ressamın yaptığı bir çalışma…

Çavrê aslında bir gerillanın adı!

Gerilla saflarına katılanların aldıkları yeni isimler, sadece bir kod değil aynı zamanda yeni kimliklerini, yeni yaşamlarını temsil ediyor. Bu isimler toplumsallığın özüne çok uygun ve aileden aldıkları isimlerden daha sahici.

Hani büyüyüp de bir eylem gerçekleştirene dek çocuklarına isim vermeyen eski kabileler gibi: Yeni ismini kendi iradenle seçiyor, kendin belirliyorsun!

Bu isimlerden biri de Çavrê.

Bekleyen, yol gözleyen, gözü yolda olan, birini bekleyen anlamlarına geliyor.

Bu adı seçen gerillalar için Çavrê, tüm hayallerini yükledikleri özgürlüğün sembolü Rêber Apo’nun yolunu gözlemeyi ifade ediyor.

Yol gözlemek sadece durup beklemek anlamına gelmiyor. Hele gerilla için bu durum tartışmasızdır. Kim eylemsiz bekler? Eylemsizliklerine yenilmiş insanlar sadece beklerler, hareketsiz, sessiz…

Bu durumu yazar Samuel Beckett “Godot’yu Beklerken” de çok iyi tasvir etmiştir; eserinde, eylemsizliklerine yenilmiş insanların, ne olduğu belirsiz birini veya bir şeyi (yani Godot’yu) beklediklerini anlatır.

Çavrê ise gözü yolda olanı, bekleyeni anlatır ama belirsiz bir şeyi değil; bekleyen ne beklediğini bilmektedir ve sadece beklememekte bunun için çabalamaktadır.

Herkes bırakıp gitse de o gitmez, bekler ve çabalar. Bunu bir resimle anlatmak isteyince ortaya yer ile göğün birleştiği yerde; başı, karlı dağ zirvelerinden daha yükseklerde ve semanın maviliklerine bürünmüş, devingen, hüzünlü bir figür çıktı.

Kökü kayalıkların altındaki toprakta, dalları gökyüzüne uzanmıştır; onun giysisi gökyüzüdür, giysi değil aslında bir cevherdir; kayadan çıkan ağacın dalını yeşerten bengi sudur, bedenini saran maviliklerden toprağa süzülen gökyüzüdür.

Dağların en büyüğüdür Çavrê, en duygulusu, en yücesi! Dağ demek zaten yücelerde seyretmek demektir. O dağ gibi yüreğiyle tüm Kürdistan’ın sesi oldu, Kürdistan oldu…

Kürdistan nerededir diyenler dönüp Çavrê’ye baksın: Çavrê, bekler gibi görünür ama sürekli bir devingenlik içindedir hem durduğu yer sağlamdır hem de sürekli bir değişim ve hareket halindedir. Yerin ve göğün birleştiği yerdedir. Gökyüzünü toprağa süzmektedir. Yeri ve göğü birleştirendir belki de…

Gelecekte anlaşılması daha kolay olacak çünkü bugünkü havsalamız yer ve göğün birleşmesini kavrayacak kadar engin değildir, hayali olarak söylüyor olsak bile gerçek anlamını zaman belirleyecektir.

Çavrê, mekanı saran zamanın kendisidir. Belki de zamanın ruhu demek daha yerinde olur.

Maddeye tapan dünyanın reddidir Çavrê. Ondaki maneviyat, ölümsüz ruhun “yaşayan tek gerçek” olduğunun kanıtıdır.

Çavrê Leyla Güven’dir!

Dirhem dirhem erirken yaşama dönüşen, ölümsüzleşen…

Dirhem dirhem erirken yaşamı çağıran, yeşerten ve ebedileştiren…

O sanki herkesin anlamakta zorlandığı dünyanın vicdanıdır ya da son vicdan çağrısıdır!

Son vicdan çağrısı ne demektir?

Bedenini dirhem dirhem eritirken geri dönüşü olmayan bir yolda yapılan bir çağrıdır ki bu yüzden son çağrı oluyor. Öylece izlenemez; anlamak, gurur duymak, sevmek böyle olamaz.

Onun eylemine katılmak, onunla bütünleşmek ve hatta binlerce Çavrê olarak onun eylemini devralmak, onu yaşarken yaşatmak…

Seyirci kalmamak, sadece “gül atmakla” yetinmemek…

Tıpkı doğanın dirilişi gibi, tıpkı Newroz’un gümbür gümbür gelişi gibi binlerce-milyonlarca Leyla olmak ve bu sayede onun-onların direnişini devralmak, tecridi kırmak, tecridin kırıldığını görmelerini sağlamak… Çavrê’nin anlamı budur.

Dağda yapılmış olan “Çavrê” isimli bu resim ona ve onun gibi direnenlere, içeride-dışarıda açlık grevinde olan tüm yiğit eylemcilere gerillanın armağanıdır!