Münih davasından 3 yıl boyunca tutuklu kalan Dr. Banu Büyükavcı tecrit altında kaldığı günleri anlatırken, “Hala etkisi altındayım. Ben doktor ve psikolog olduğum halde tecrit işkencesi altında fiziksel ve psikolojik olarak eridim” diyerek ekledi: “Tecrit insanlık suçudur.”

Almanya’nın Stuttgart kentinde “Kadınlar ırkçılığa karşı” konulu bir panel düzenlendi. Courage Stuttgart kadın örgütü tarafından ABZ merkezinde düzenlenen panelde Almanya’daki kadın eksenli gelişmeler ele alındı.

Kürt kadınlar başta olmak üzere devrimci kadınlara yönelik kriminalizasyon ve siyasi tutsaklara yönelik baskıların da masaya yatırıldığı panele ‘Münih davası’ kapsamında bir dönem tutuklu kalan Dr. Banu Büyükavcı konuşmacı olarak katıldı. Almanya’da anayasanın “yabancı örgütleri” kapsayan ve kamuoyunda 129 b maddesi olarak bilinen yasa gerekçe gösterilerek 5 Nisan 2015 tarihinde tutuklanan Dr. Büyükavcı, edildiği 15 Şubat 2018’de adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

Hala etkisi altındayım

Bir senedir cezaevinden çıkmış olmasına rağmen hala cezaevinde yaşadığı tecritin etkisi altında olduğunu söyleyen Büyükavcı’nın zaman zaman konuşmakta zorlandığı görüldü. Büyükavcı tutuklanma anını şöyle anlattı: “Arkadaşımla birlikte pastanede kahve içerken, yanımıza gelen iki polis memurunun ‘Siz Büyükavcı mısınız?’ sorusuna ‘evet’ dememle birlikte koltuklarımın altına girerek; ‘O zaman sizi tutukluyoruz; gidelim’ dediler ve ertesi gün, 129b ceza yasası çerçevesinde ‘suçlu olduğum’ söylenerek, cezaevine gönderildim. Aynı günde biz 10 komünist aktivist eş zamanlı tutuklanarak cezaevine atıldık.”

8 metrekare hücrede tek başına

Münih cezaevinde 3 yıl tutuklu kalan ve yaşadığı tutuklama ve tecridin şokunu halen atamadığını belirten Büyükavcı, cezaevi sürecine ilişkin ise şunları paylaştı: “Cezaevinde uygulanan tecritten dolayı hala şok altındayım. Tutukluluk sürecimde, günün 23 saati boyunca tek kişilik, 8 metrekare hücredeydim. Bir kişiye ‘merhaba’ diyebilmenin bile ne kadar değerli ve güzel olduğunu orada öğrendim.

Yüzlerini görmem dahi yasaktı!

Siyasi tutuklu olduğum için o kadar büyük bir tecrit altında tutuluyordum ki, cezaevindeki diğer tutuklu kadınların yüzünü dahi görebilme imkanım yoktu, yasaktı. Avukat görüşlerine çıktığım zaman, cezaevi koridorundaki diğer tutuklu kadınlara bana arkalarını dönmeleri emri veriliyordu. Yani tecrit, şiddet ve aslında en büyük işkence bizlere 3 yıl boyunca yaşatıldı.

Havalandırma 1 saat  ama tek başına

İlk süreçlerde hiçbir kitap veya mektup almamıza müsaade edilmiyordu. Her gün 23 saat hücrede tutulduktan sonra 1 saat havalandırmaya çıkarılıyordum. Ama bir tek ben, yalnız başıma kadın olarak havalandırmada gezmek zorunda kalıyordum. O yüzden diğer siyasi olmayan tutuklular beni havalandırmada görünce, camlara, demirlere vurarak taciz ediyordu. Yani günde 1 saat havalandırmaya çıkmam da böyle farklı bir işkenceye dönüşüyordu.”

Sevinçten kalp krizi geçirecektim

Dışarıyla iletişimin de engellendiğini anlatan Büyükavcı şöyle devam etti: “Günün birinde hücremin kapısı açılarak, ’size mektup var’ dediler ve ellerime çok sayıda mektup bıraktılar. Sevinçten, mutluluktan adeta çılgına döndüm. O kadar sevindim ki neredeyse sevinçten kalp krizi geçirecektim. Mektupları elime alarak, sevinçten boğulurcasına ağlamaya başladım.

Tecrit dünyanın  en büyük işkencesidir

Çok büyük bir tecrit altında tutuldum. Tecrit dünyanın en büyük işkencesidir. Almanya’nın en büyük insanlık ayıbı, utancıdır. Ben doktor ve psikolog olduğum halde tecrit işkencesi altında fiziksel ve psikolojik erime yaşadım. Ne kadar güçlü olursa olsun, bir insan tecride dayanma gücünü yitiriyor.”

Almanya’nın Kürt ve Türk devrimcilere uyguladığı bu hukuksuz keyfi uygulama ve tecride karşı durulmasının önemine vurgu yapan Dr. Büyükavcı, “Birlikte mücadele etmeyi hedef almalıyız” dedi.

Kadın mültecileri tedavi suç!

Haklarındaki suçlamaların mesnetsiz olduğuna ve anlamsız suçlamalara maruz kaldıklarına dikkat çeken Büyükavcı şöyle konuştu: “Savcılık tarafından yapılan bir suçlamada benim ‘Kadın mültecileri tedavi ettiğim’ söyleniyor. Yani suçum buymuş. Bu da Alman yasalarının ne kadar ırkçı ve kadın düşmanı olduğunu gösteriyor. Tutukluluğumuz sürecinde aynı suçu işleyen ya da işlediği iddia edilen yabancı uyruklu kadınlara iki kat fazla ceza verildiğine şahit olduk.”

Beni en çok da bu delirtiyor!

Tutuklanma öncesinde telefonlarının da dinlediğini belirten Dr. Büyükavcı, “Üç yıl boyunca evimize yerleştirilen cihazlarla yatak odamız, mutfak ve oturma salonlarımız dinlenmiş. Ev ve cep telefonlarımız dinlenmiş, kayıt edilmiş. İşte beni en çok da bu çıldırtıyor, delirtiyor” dedi.

Büyükavcı, mahkemede bilirkişinin Erdoğan rejiminin diktatör ve faşist bir rejim olduğuna dair rapor verdiğini de hatırlattı.

İmralı tecriti kaldırılsın

Panelin düzenlendiği salonda Kürt kadınlar, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecride karşı Leyla Güven öncülüğünde başlatılan süresiz dönüşümsüz açlık grevi direnişçilerine dikkat çekmek amacıyla bilgilendirme standı açtı. Tecridin kalkması için imza toplayan kadınlar, aynı zamanda Türkiye cezaevlerindeki tutsak kadınlara 8 Mart dolayısıyla kartpostal gönderilmesi için Türkiye cezaevlerindeki tutuklu kadınların adres listesini dağıttı.

 

 Y. ÖZGÜR POLİTİKA/STUTTGART