DTK Eşbaşkanı ve HDP Hakkari Milletvekilli Leyla Güven’in tecridin kaldırılması talebiyle cezaevinde başlattığı açlık grevi eylemi 72’inci gününde devam ediyor.
Güven’in başlattığı eyleme destek vermek amacıyla başta cezaevlerindeki tutsaklar olmak üzere Strasbourg kenti, Hewlêr ve Maxmur’daki açlık grevi eylemleri ise büyük bir kararlılıkla devam ediyor.
Son olarak DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel ile Selma Irmak da tutuklu bulundukları Kandıra Cezaevi’nde 15 Ocak günü süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemine başladıklarını duyurmuştu.
300 kişi açlık grevinde
Tecride Karşı Özgürlük İnisiyatifi, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılması talebiyle Leyla Güven’in 72 gündür başlattığı açlık grevine ilişkin DTK’nin Amed’de bulunan merkez binasında basın toplantısı düzenledi.
Toplantıda konuşan DTK Eşbaşkanı Berdan Öztürk, Leyla Güven’in cezaevlerinde, Hewler, Galler ve Strasburg’da en az 300 kişinin açlık grevi eyleminde olduğunu söyledi. Leyla Güven’in sürdürdüğü eylemin kritik eşik sınırını aştığını ve Güven’in hayati risk ile karşı karşıya geldiğini ifade eden Öztürk, “Leyla Güven, başlattığı açlık grevi eylemi ile devlete, AKP hükümetine seslendiği, çağrıda bulunduğu kadar; ulusal ve uluslararası toplumun vicdanına da seslenmiş, çağrıda bulunmuştur” dedi.
Tecrit 20 yıldır sürüyor
Öztürk, Güven’in Kürt halkı ve Türkiye halklarının barış ortamında yaşaması için açlık grevi eylemine başladığını dile getirdi.
Öcalan’ın 20 yıldır ağırlaştırılmış tecrit altında olduğunu ifade eden Öztürk, “Sayın Öcalan’a karşı uygulanan mutlak tecrit uygulaması, Kürt düşmanlığının, Kürt varlığını inkar etmenin ve tarihsel yok etme zihniyetinin en keskinleşmiş ve derinleştirilmiş stratejik halidir” dedi.
Görmezden gelenler ortaktır
Öcalan üzerindeki tecridin Kürt halkına yönelik olduğuna işaret eden Öztürk şunları dile getirdi: “Leyla Güven’in açlık grevi eylemi, bu düşmanlığı ve zulmü yok etmek, halklarımızın ve insanlığın vicdanı, sesi olabilmek içindir. Bilinmelidir ki; bu çığlığa kulaklarını tıkayanlar ve görmezden gelenler, gerçek manada bir insanlık suçu olan bu suça ve yarın yaşanabilecek olası can kayıplarına ve de bunun yaratacağı siyasal ve toplumsal sonuçlara objektif anlamda ortak olmaktadırlar.”
Faşizmi meşrulaştırıyorlar
AİHM ve CPT gibi uluslararası kurumların verdikleri kararlarla Türkiye’deki faşizm uygulamalarına meşruiyet kazandırdığını ifade eden Öztürk, ‘’Yine buradan ilan ediyoruz ki; bu kurumlar gerek mutlak tecrit, gerekse de mutlak tecrit uygulamasını kaldırmak için bedenlerini açlığa yatıranların yaşayabilecekleri her türlü olumsuz sonuçlarından, AKP-MHP faşist ittifakı kadar sorumlu olacaklardır. Eşbaşkanımız Leyla Güven ve diğer açlık grevi eylemcilerinin çığlığını duymalı ve acil bir biçimde AKP hükümeti nezdinde girişimlerde bulunmalıdır” dedi.
AMED
Asrın Hukuk Bürosu: Mutlak tecrit sürüyor
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’la yapılan son görüşmeye ilişkin açıklama yapan Asrın Hukuk Bürosu, 12 Ocak’ta yapılan görüşmenin mutlak tecridin kalkmasını sağlamadığını belirterek, “Sayın Öcalan’ın yasal haklarının istisnaya yer vermeksizin derhal tesis edilmesi hukukun gereğidir” dedi.
Asrın Hukuk Bürosu’nun açıklaması şu şekilde: “12 Ocak 2019 tarihinde müvekkilimiz Sayın Öcalan, kardeşi Mehmet Öcalan ile bir görüşme gerçekleştirmiştir. Görüşme kamuoyunun da bildiği üzere olağan dışı koşullarda, görüşme prosedürlerinin dışında gerçekleşmiştir.
Müvekkilimizin ailesi ile yapmış olduğu bu görüşme 5 Nisan 2015 tarihli HDP heyeti ile yapmış olduğu görüşmeden sonra kendisi ile iletişim kurulabilen ikinci görüşme olmuştur. Bir önceki görüşmede demokratik kamuoyunda oluşan kaygılar ve yoğun baskı neticesinde 11 Eylül 2016 tarihinde yine benzer bir şekilde yaşam hakkının teyidi amaçlı kısa bir görüşme şeklinde gerçekleşmişti.
Sayın Öcalan’ın 12 Ocak’ta kardeşi Mehmet Öcalan ile yaşam hakkının ve sağlığının teyidi amaçlı görüşmesi Mutlak Tecrit koşullarının değiştiği ve ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Şüphesiz kendisi ile tam 28 ay sonra bir görüşme gerçeklemiş olması anlamlı ve değerlidir. Sayın Öcalan’ın sağlığına ve yaşam koşullarına ilişkin gerçekleşen her temas, elde edilen her bilgi asla küçümsenemeyecek bir öneme sahiptir. Kamuoyunun ilgi ve beklentisi de bu ciddiyeti ortaya koymuştur. Bu yaklaşım Sayın Öcalan’ın kamuoyu için ifade ettiği anlamı bir kez daha teyit etmiştir. Ancak devam eden hukuk dışı keyfiyet ve tecrit koşulları nedeniyle bir daha ne zaman iletişimin sağlanacağı öngörülememektedir. Kaldı ki 16 Ocak 2019 günü için yapılan avukat başvurusu yine keyfi bir şekilde hemen reddedilmiştir. Gerçekleşen bu istisnai görüşme asla yasal hakların temini anlamına gelmemektedir.”
İSTANBUL