5 Nisan’dan beri Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’dan haber alınamıyor.
Başbakan Davutoğlu, “Silah bırakma yoksa İmralı’ya gitmenin de anlamı yok” dedi ve Önder Abdullah Öcalan yeniden tecride alındı.
Kimileri bu tecrit “seçime yöneliktir” dese de durumun böyle olmadığı ortaya çıktı.
Uygulanan tecrit, Önder Abdullah Öcalan’ın deyimiyle “Milli İmralı Politikası” yani devletin yeni bir süreç başlatırken Önder Öcalan’dan başlaması.
Eğer süreci yumuşatacaksa İmralı’ya heyet göndermek, yok süreci sertleştirecekse İmralı ile tüm bağlantıları kesmek!
Kural bu kadar basit.
Sonra askeri operasyonlar, toplumsal baskılar...
Dağı taşı bombalamalar, kadın çocuk demeden tutuklamalar...
Önder Öcalan’a uygulanan tecrit Kürtlere karşı savaş politikalarının işaret fişeğidir.
Rojava’da DAİŞ eliyle Kürtlere karşı savaş...
Bakur Kürdistanı’nda Kürtlere Hizbul-kontra ile DAİŞ’i saldırtma...
Başur’da KDP-I’yı harekete geçirme...
Rojhilat Kürdistan’ında KDP-İ’ye el atma...
AKP, Kürtlerle savaş konseptinin temel ayaklarını oluşturmak istedi.
AKP bir yandan kendi JİTEM’ini yani DAİŞ ve Hizbul-kontrayı PKK şahsında Kürtlere saldırtıyor diğer yandan Kürtler arasında “birakujî“ yani iç çatışma çıkarmak istiyor.
Ancak kırk yıllık deneyime sahip olan PKK bütün bu oyunları erkenden fark ederek AKP’nin içeride ve dışarıda tezgahladığı bütün hesapları boşa çıkarmayı bildi.
PKK’den beklenen de bu olurdu zaten...
Tam kırk yıldır Osmanlı entrikacılığı, Fars ve Arap komploculuğuyla ve onların gerici işbirlikçileriyle ustaca baş eden PKK, İslamcı Türkçülüğün AKP versiyonunun şark kurnazlığına ve oyunbazlığına pabuç mu bırakacaktı?
Hayır, böyle olmadı.
PKK, tuzağa düşmemekle kalmadı AKP’nin maskelerini bir bir düşürdü.
Tecrit ile hesaplanan ise tam tersiydi.
AKP, Önder Abdullah Öcalan’ın siyaset okumalarından, analiz gücünden ve öngörüleriyle “hesap bozan” gücünden korktuğu için tecride yöneldi.
Hesap şuydu: Önder Öcalan olmazsa, PKK hata yapar.
Ancak Öcalan’ın kırk yıllık arkadaşları faka basmadı. Süreci ustalıkla idare etmesini bildi.
AKP, Önder Öcalan’ın barış çizgisinin sonuç almasının kendisinin yok oluşuyla özdeşliğini görüyor.
Sadece AKP mi?
Hayır.
Yerli ve yabancı işbirlikçileri de...
El ele vermiş, birbirlerine koltuk değneği oluyorlar.
AKP DAİŞ’in kazanması için elinden geleni yapıyor...
KDP, AKP’nin iktidarda kalması için varını yoğunu ortaya koyuyor...
Güney Kürdistan’ı ekonomik krize sürükleyen, kendileri petrol zenginiyken halkı benzinsiz bırakan KDP, AKP’ye sattığı petrolün karşılığını almayarak Türkiye’nin ekonomisini ayakta tutuyor.
Yani AKP’nin iktidarını güneyli halkın refahından üstün görüyor...
KDP elbiseli, MİT kafalı Rudaw TV, DAİŞ’in dili olmuş...
Hep birlikte Önder Öcalan’a ve PKK’ye saldırıyorlar.
Aynı yolun yolcusu olanlar, aynı gemide olduklarının bilinciyle hareket ediyorlar.
Güney Kürdistan’ı DAİŞ işgalinden kurtaran PKK gerillalarına, dünyanın gıpta ve hayranlıkla baktığı Rojava Devrimi’ne dair bir tek güzel söz söylemeyen Rudaw, katillerle, tecavüzcü ordusu DAİŞ ile iş tutuyor.
İnkarcılarla ve Kürt düşmanlarıyla sarmaş dolaş olan Rudaw, Kürt halkının maneviyatına, değerlerine pervasızca saldırıyor.
Birlikte saldırıyorlar çünkü birlikte kaybediyorlar.
Ama nafile...
***
Kutsala el, dil uzatanlar, kutsalı kirletme amacında olanlar için, “Eceli gelen it, cami duvarına pislermiş“ derler.
Rudaw TV için çokça değerlendirme yapıldı, yapılıyor.
Rudaw’a da gereken cevabı Kürt halkı verecektir elbette.
Nasıl ki tecrit yalnızca İmralı’ya dönük bir siyaset değilse, tecrit ile mücadele de bu tecrit doğrultusunda hareket eden herkesle ve her politika ile mücadele anlamına geliyor.
Yani DAİŞ’i yenmek, Önder Öcalan’a uygulanan tecridi boşa çıkarmak ve AKP’yi yenilgiye uğratmak demektir.
AKP’nin yenilgisi de Kürt gericiliğini temsil eden zihniyetin yenilgiye uğratılması demektir.