
Kürt Halk Önderi’nin İmralı’da esaret altına alınmasının 14. yılına girilecek. Önder Apo dünyada görülmemiş bir biçimde tam 14 yıldır tek kişilik bir hücrede tutuluyor. Hiçbir insanla ilişki içine olmadan 13 yıl bir hücrede kalmak Türkiye’de ilktir. Dünyada böyle bir örneğin olduğunu da sanmıyoruz. Son bir yılda haftada bir saat birkaç tutukluyla görüşebiliyordu. Tabii buna da sık sık engeller getiriliyordu.
Geçmişte ne Diyarbakır zindanında ne de başka bir cezaevinde böyle ağır bir uygulama olmuştur. Hücreye atılanlar her zaman başka tutuklularla ilişki içinde olmuştur. Hiçbir insanla ilişki içinde olmadan bu kadar yıl bir hücrede tutulmak en ağır işkence biçimidir. Zaten İmralı bir işkence sistemi, bir bitirme sistemi olarak kurulmuştur. Eski Milli Güvenlik Kurulu sekreteri emekli Orgeneral Tuncer Kılınç onu her gün öldürecek bir sistem kurduklarını açıkça ifade etmiştir. Kürt Halk Önderi’nin burada psikolojisi bozulacak, siyasi kimliği ortadan kaldırılacaktı. Böylece bu Önderlik şahsında PKK ve Kürt isyanı bitirilecekti. Amaç buydu. Ama uluslararası komplo ve tek kişilik İmralı işkence sistemi bu amaçlarına ulaşamamıştır.
Bu 13 yılda PKK Liderinin bırakalım siyasi gücünün bitirilmesi, etkisi daha da büyümüştür. İdeolojik ve siyasi duruşu daha da rafine hale gelmiştir. Kişiliği bilgelik düzeyine ulaşmıştır. Hem örgüt olarak yaşadıklarını, hem Ortadoğu halklarının tarihten bugüne yaşadıklarını, hem de bugün insanlık için kanserli bir toplum haline gelmiş kapitalizmi çözümleyip derin bilincine ulaşarak, kendi şahsında insanlığın, Ortadoğu halklarının ve Kürtlerin yaşadığı bütün eksiklikleri, yetersizlikleri ve gerilikleri aşmıştır. Büyümesi de, bilgeliği de buradan gelmektedir. 13 yıldır İmralı işkence sistemine dayanma gücü de buradan gelmektedir.
Büyük düşünce adamları ve bilgeler sadece duruşları ve birkaç cümlelik sözleriyle toplumları etkilerler. Kürt Halk Önderi’nin duruşu ve her sözü de başta Kürtler olmak üzere tüm bölge halklarını etkiliyor. Bu etkisini en iyi de Türk devleti biliyor. Bu nedenle tecrit AKP döneminde daha da ağırlaştırılmıştır. Görüşmeler sürekli bahanelerle engellenmiştir. Öyle ki, kitaplar ve dergiler bile birer birer verilmiştir. Zaten her kitap ve gazete de verilmemektedir. Gazeteler her zaman verilmemekte, verildiğinde ise önemli haberler kesilmektedir. Tüm tutuklara tanınan televizyon ve başka imkanlar İmralı’da tanınmıyor. Bu yasaklamalar Kürt Halk Önderi’nin gücünün ve bu güçten nasıl korkulduğunun kanıtıdır.
Kürt Halk Önderi “Mezarda bile olsam rolümü oynarım” diyerek nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu veciz bir biçimde ifade etmiştir. Bu Önderliğin tüm yaşam serüveni bile Kürt halkı ve Ortadoğu halkları için yaşamda kılavuz edinilecek bir kitap gibidir. Bu yaşam Kürtleri ve Ortadoğu halklarını bundan sonra da etkilemeye devam edecektir. Tek bir gününü, hatta yaşamının saniyesini bile kendi bireysel yaşamı ve hedefleri için harcamamıştır. Bireysel bir yaşamı olmamıştır. Hatta dışarıdayken bile yaşamının önemli bölümünü kapalı mekanlarda öğrencileriyle geçirmiştir. Biyolojik yaşamını sürdürme zamanı dışında tüm yaşamını insanla ilgilenme ve insanı eğitmeye vermiştir. Zaten günlük yaşamı ve duruşu eğitici bir özelliğe sahip olmuştur.
Bu Önderliğin yanına gidip birkaç gün kalan halktan insanlar bile Kürdistan devriminin gerçekleşeceğine ve Kürt halkının özgürlüğüne inanmıştır. Bu Önderlik şahsında halka adanmış ve özgürlüğe kilitlenmiş bir örgüt gerçeğini görmüşlerdir.
Bugünlerde bu Önderlik için yapılan tüm karalamalara verilecek en büyük cevap bu yaşam çizgisi ve öyküsüdür. Eğer insanlar çok bağlanıyor ve kendilerini feda ediyorlarsa, onları buna sevk eden bu yaşamdır. İster cezaevinde ister dışarıda olsun, kendi gerçekliğine bakıp bu yaşam karşısında mahcubiyet duymayan, sorumluluk duygusu yükselmeyen, buna nasıl cevap verebileceği arayışı içine girmeyen biri insan olamaz. Nitekim yaşamını feda eden birçok genç insan “Keşke onun için canımızdan başka verecek şeylerimiz olsaydı” diyerek bu gerçeği ortaya koymuşlardır.
Bir zamanlar “Önderliğin Sofrasında” adlı bir kitap çıkmıştı. Burada bu Önderlikle kalma, tanışma şansı ve imkanı bulanlar yaşadıklarını, izlenimlerini ve duygularını anlatmışlardı. Kuşkusuz bir kitapla bu Önderliğin yaşamı ve duruşu anlatılamaz. Ama bir devrimci nasıl yaşar sorusunun önemli özellikleri bu kitaba yansımıştı. Kuşkusuz bu Önderliği anlatan farklı belgeler vardır. Zaten bu Önderliğin kendisi yaşamını çok sade ve açık bir biçimde ortaya koymaktadır.
Acaba tarihte böyle yaşamlar ne kadardır? Herhalde çok azdır. Bir lokma bir hırka ya da bir zeytinle yaşamını sürdüren bilgelerden söz edilir. Bu Önderlik gerçeğinde ise, çalışmasına imkan verecek biyolojik yaşamını sürdürme dışındaki yaşamının her anı büyük bir devrimci çalışmayla doludur. Tarzı, temposu, üslubu yılları bir günde fethetme biçimindedir. Zaten “Ben bu tarz, tempo ve üslubumla düşmanlarımı boşa çıkarıyor ve yenilgiye uğratıyorum” diyerek başarısının altında yatan gerçeği ortaya koymuştur.
Şu anda neden ağır tecrit uygulanıyor sorusunun cevabı bu kişilik gerçekliğindedir. Kuşkusuz Önder Apo’nun dışarıdaki gibi insanlarla, toplumla ve arkadaşlarıyla ilişkisi yoktur. Ama insanlar üzerindeki etkisi eskisi gibidir, hatta eskisinden daha fazladır. İnsanları yüz yüze eğitme imkanı yoktur, ama kendisini daha da rafine kılarak etkisini ve eğitme gücünü arttırmaktadır. Bu nedenle haftada bir söyleyeceği birkaç cümleden bile korkulmaktadır. Yoksa neden böyle keyfi ve insanlık dışı tecrit uygulansın?
Ancak ne yapsalar da bu Önderliğin etkisini ve toplumu harekete geçirme gücünü kıramazlar. O tek kişilik hücrede olsa bile insanları etkiler ve harekete geçirir. Bu etkileme gücü bu kişiliğin özgürlükçü ve demokratik karakterinin derinliği, adaletli ve eşitlikçi karakteriyle ilgilidir; kırk yılı aşan devrimci mücadelesinin toplumsallaşması, toplumsal bir tarz ve üslup haline gelmesi nedeniyledir. Böyle bir Önderlik üzerinde özellikle de son altı ayda izlenen tehdit ve şantaj politikasına Kürt halkı çok öfkelidir. Türk devletinin İmralı’daki baskı ve çürütme politikasını boşa çıkarmada kararlıdır. Her yıl bu Önderliğe büyük fedakarlıklarla sahip çıktığı gibi bu yıl da sahip çıkacaktır. Hiçbir baskı ve karalama bu sahiplenmeyi engelleyemez.
Uluslararası güçlerin de, Türk devletinin de, yeminli Apo düşmanlarının da amacı da Önderlik gerçeğini toplumların gözünden uzak tutmak ve farklı göstermektir. Ne var ki öyle bir Önderlik gücüyle karşı karşıyalar ki, bu çabaların sonuç vermesi mümkün değildir. Onun kendi deyişiyle: “Bu önderliğin ve PKK’nin Kürt halkı için yaptıklarını mitolojideki zalim tanrılar bile inkar edemez.”