
Yaklaşık 18 yıldır İmralı Yüksek Güvenlikli F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutulan Öcalan’a dönük, avukat ve aile görüşü yasağı devam ediyor. Yıllardır “Hava muhalefeti”, “Koster bozuk” gibi gerekçelerle yaptırılmayan görüşmeler, darbe girişimi ardından ise “OHAL”e dayandırıldı. Öcalan’dan en son geçtiğimiz 11 Eylül günü haber alınabildi.
Çözüm sürecinin henüz devrede olduğu 5 Nisan 2015 tarihinde taraflar arasında arabuluculuk görevi üstlenen İmralı Heyeti üyelerinin yaptığı son görüşme sonrası kendisiyle herhangi bir görüşmeye izin verilmeyen Öcalan’ın yaşamına dair kaygı duyulmaya başlanmıştı. Öcalan, o gün biraraya geldiği heyet üyelerine “Devlet bu konuda gayri ciddi bir tutum içerisinde. Bu görüşme son görüşme olabilir” demişti. Yaşamına dair kaygıların 15 Temmuz darbe girişimi sonrası daha da büyümesi üzerine, Avrupa’nın yanı sıra Amed’de aralarında milletvekilleri, Kürt siyasetçiler, gazeteciler ve insan hakları savunucularının da bulunduğu 50 ismin başlattığı açlık grevinin 7’inci gününde kardeşi Mehmet Öcalan, Adalet Bakanı’nın izniyle İmralı Adası’na giderek kendisiyle görüşebilmişti.
O görüşme sonrası Öcalan, kardeşi aracılığıyla kamuoyuna ve devlete şu mesajı göndermişti: “Tecrit durumu devam ediyor. Eğer devlet hazırsa biz 6 ayda bitirebiliriz. Çözüm sürecini biz yok etmedik. Eğer devlet samimi olsaydı bu sorun çözülürdü, bu kadar insan ölmezdi. Eğer devlet hazırsa iki adamını buraya gönderir. Bizim projelerimiz hazır. Bu çözüm tek taraflı olmaz en büyük taraf devlettir eğer çözüm işaret ederlerse bu sorun çözülür…”
3 aydır yine haber yok
Bu mesajların iletildiği o görüşmeden bu güne, aradan geçen 3 ay boyunca Öcalan’dan yine haber yok.
27 Temmuz 2011 tarihinden bu yana cezaevinin kapılarının kapalı olduğu avukatlarının, darbe girişimi sonrası yaptığı 63 görüşme başvurusuna Bursa Cumhuriyet Savcılığı ve Bursa Ceza İnfaz Mahkemesi tarafından her seferinde ret yanıtı verildi.
Asrın Hukuk Bürosu avukatlarından Rezan Sarıca, aile bireylerinin her hafta yaptıkları başvuruların da reddedildiğini aktardı. Sarıca, “Temel hak ve özgürlüklerin dondurulduğu, haberleşme hakkının, bilgi alma hakkının, aile yaşamına saygı hakkının, anayasal ve yasal hukuk yollarını kullanma hakkının yok sayıldığı bir OHAL kararıdır. Bugün tüm Türkiye’de uygulanan OHAL, yıllardır uygulanan İmralı tecrit sisteminin resmi halidir.”
BM Raportörü getmedi
Av. Sarıca, müvekkilleri Öcalan’ın maruz kaldığı tecrit rejimin ‘işkence yasağı’na aykırı olduğunu ve OHAL’in bu yönüyle meşru olmadığı konusunda başvurularda bulundukları Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi (CPT) ve Birleşmiş Milletler (BM) İşkenceyi Önleme Raportörü Nils Melzer’e durumu izah ettiklerini paylaştı. Sarıca, “Hatta BM Raportörüne İmralı Ada Hapishanesini ziyaret etmesi gerektiğini ifade ettik ve bu yönde talebimiz oldu. Ancak Türkiye’deki ziyaretlerinin bittiğini ve gidemeyeceklerini söylediler” diye konuştu.
Sarıca’ya göre yine İmralı’da süren OHAL kalkmadan Türkiye’deki OHAL uygulamaları fiilen de olsa kalkmayacak.
İmralı’dan başladılar
Av. Sarıca, İmralı’daki uygulamaların nasıl yayıldığını şöyle anlattı: “Önceleri yasalara aykırı bir şekilde avukat-müvekkil görüşmesini dinleme, izleme hatta kayda alma sadece İmralı’da vardı. Bugün ise bu durum insan haklarına aykırı da olsa yasal hale getirilerek her cezaevinde uygulanmaya başlandı. Ancak Türkiye’nin hiçbir yerinde olmayan kesintisiz görüşme yasağı, ağır tecrit hali sadece İmralı’da Sayın Öcalan üzerinde yürütülüyor. Yarın ise genel olarak tutuklu, hükümlü veya gözaltına alınanlar için akıbeti bilinmeme halleri gelişebilir. Bu anlamda İmralı tecrit sistemi, Türkiye’deki herkes açısından sürdürülmesi kabul edilemez olarak görülmelidir” dedi.
İSTANBUL