Erdoğan’ın gazeteleri yazıyor: “KCK tehdit etti”…
Osmanlıca-Türkçe sözlüğe bakalım: Tehdit’in Türkçesi ne?
“Korkutmak”…
O zaman soralım: KCK sizi korkuttu mu? Korktunuz mu? Korkmadınız mı? Korktuysanız, iyidir, kendinize çeki düzen verirsiniz, yok korkmadıysanız, ne diye bağırıp çağırıyorsunuz? Korkmayan insan, “Bu beni korkutuyor” der mi?
Bir de şu tarafı var: Ey Mehteran takımı, ey bilmem kaç devlet kurmuş “ceddimizin” torunları, siz bu KCK’yi hiç mi “korkutmuyorsunuz?” Yani KCK sizi “tehdit” ediyor da, siz KCK’yi hiç mi “tehdit” etmiyorsunuz? KCK’yi çok mu seviyorsunuz? Bir yerleri şişer diye mi “bööö” diyerek korkutmuyorsunuz? Ne kadar da düşüncelisiniz ayol!..
Konumuza gelelim:
KCK yaptığı son açıklamada, “eğer baraj ve askeri amaçlı yol yapımları, aynı zamanda siyasi tutuklamalar devam ederse, misillemede bulunuruz” dedi.
Bu bir “tehdit” ya da “korkutma” mı?
Evet. Tastamam öyle.
Eğer Erdoğan iktidarı bu “tehdidi” dikkate alırsa, ya da bu “korkutmadan” korkarsa, baraj, askeri amaçlı yol yapımına ve siyasi tutuklamalara son verir.
Yok eğer “korkmazsa”, tam tersine “sıkıyorsa misilleme yap, karşılığını görürsün” diye KCK’yi “tehdit” eder bu durumda da şu olur: Eğer KCK “korkarsa”, misillemeden vazgeçer. Korkmazsa misilleme yapar.
Durumu iyi bilmeyenler bu yazılanlardan şaşkına dönebilir. “Yahu, biz bir çözüm sürecinde değil miydik” diye sorabilir. “Çözüm sürecinde miyiz, değil miyiz” bilmem ama biz hala “savaş halindeyiz”. Şaşırmayın. Savaş sürmüyor, ateşkes KCK tarafından devam ettiriliyor. Cenazeler gelmiyor. Yani savaşa geçici olarak, barış anlaşması imzalanana kadar “ara verilmiş”. Türkçesi “ateşkes” ya da “bırakışma”, Arapçası “mütareke”…Demek ki savaş hala sürüyor.
Bu ne demek? Savaşın hala sürüyor olması tarafların birbirlerini, “eğer barış anlaşması imzalanmazsa yeniden savaş başlatırım” diyerek “tehdit” ediyor olmasıdır. Barış olana kadar tarafların birbirlerini “tehdit” etmesi, “korkutması” “ateşkesin fıtratında” vardır. Şöyle düşünün. İki taraf karşılıklı olarak birbirlerine silah çekmiş, parmaklar tetikte. Bunlardan biri diğerine diyor ki, “şöyle böyle yaparsan sıkarım”… Böyle bir durumda öteki taraf elinde silah, parmak tetikte, “düşman beni tehdit ediyor” derse ne olur? Gülünç olur. Tehdidin hası, eldeki silahlardır ve savaş devam ettiği sürece, “tehdit” yapısaldır.
O yüzden ben “havuz medyasına” diyorum ki, cıvıklık yapmayın. “Savaş halinden” daha büyük bir tehdit yoktur. Bu tehdidi ortadan kaldırmanın tek yolunun “barış anlaşması ve çözüm” olduğunu unutmayın. O güne kadar KCK TC’yi, TC KCK’yi sürekli “tehdit” edecek.
KCK’nin son “misilleme” açıklamasının dayandığı tez şu: İki buçuk yıldır süren ateşkes Türk tarafınca ihlal edilmektedir. Sistematik keşif uçuşları, Medya Savunma Alanları’nın bombalanması, askeri amaçlı baraj ve yol yapımları, böylece “ateş kesin ilanı” esnasındaki kuvvetlerin karşılıklı mevzilenmesini kendi lehine değiştirme teşebbüsleri, “barışçı yol” için çalışan sivillerin ve onlara ait siyasi parti ve kurumların tutuklamalarla zayıflatılması, böylece Türk tarafının savaşa bütün cephelerde, hem askeri, hem politik olarak hazırlanması ateşkesin ihlali anlamına gelmektedir.
Öyle midir? Kesinlikle öyledir. Taraflar ateşkes sürecinde, birbirlerine karşı “stratejik üstünlük” elde edemezler. Bu olduğu anda ateşkes sona erer, her kim ateşkesi ihlal etmişse, bu durum karşı tarafa misilleme hakkı verir. Bütün uluslar arası “mütareke” uygulamaları tastamam böyledir.
Erdoğan iktidarının yapması gereken, ateşkesi devam ettirmek için derhal Medya Savunma Alanları üzerindeki keşifleri ve operasyonal bombardımanları durdurmak, askeri amaçlı baraj ve yol yapımına ve sivillerin tutuklanmasına son vermektir.
Sonuç: Ateşkes koşullarında TC’nin de KCK’nin de ateşkes ihlalleri karşısında birbirlerine karşı “misilleme hakkı” vardır. Siz AKP’nin “KCK ateşkesi ihlal etti” dediğini duydunuz mu? Ben duymadım… Ya tersini? Hepiniz duydunuz. O halde? Arif olan anlar.