Aslında bu hafta “AKP’nin dış savaş hazırlığı” anlamına gelen ilişki ve çabaları üzerinde durmak istiyorduk. Çünkü hem İran’la ve hem de ABD ile gittikçe artan görüşmeler böyle bir hazırlık içinde olduğunu çağrıştırıyor. Yine Hewlêr yönetimiyle sıklaşan ilişkiler bunu gösteriyor.
Bütün bunlar çerçevesinde bakılınca AKP hükümetinin Irak sınırına yönelik bir askeri hazırlık içinde olduğu söylenebilir. ABD ve Kürt yönetimleriyle görüşmelerin önemli bir kısmının bu hedefe yönelik olduğu kesin gibidir. Yine artan AKP-İran görüşmeleri “acaba yeni bir Kandil saldırısına mı hazırlanıyor?” sorusunu akla getiriyor.
Bazı çevreler ise, “AKP’nin Suriye sınırına yönelik bir askeri hazırlık içinde olduğunu” söylüyorlar. “AKP, Suriye’nin Kürt bölgelerini işgal etmek istiyor” diyorlar. ABD Başkan Yardımcısının yakın geçmişteki Irak ve Türkiye ziyaretinin temel amacının bu olduğunu belirtiyorlar. Yine Kamışlo’da yaşanan karışıklıkların, bazı PKK militanlarının vuruluşunun bu temelde geliştiğini ifade ediyorlar.
Dikkat edilirse, hangi sınıra yönelik olacağı tam net olmasa da, AKP’nin sınır ötesi askeri harekâta hazırlandığı konusu neredeyse netleşiyor. Irak tarafına mı olacak, yoksa Suriye tarafına mı? Ya da her iki tarafa da birden mi? Önümüzdeki yakın süreçte bu soruların cevabının netleşeceği belirtiliyor.
Bazı çevreler AKP’nin böyle bir dış savaş için gücünün olmadığını söylüyorlar. Bunun için de “dış saldırıya girişemeyeceğini” ifade ediyorlar. AKP’nin gücünün azlığı görüşü genel kabul görse de, bir dış savaşın AKP’nin gücüne bağlı olmadığı, tersine ABD’nin çıkarları ve ihtiyacı doğrultusunda olduğu da herkesçe kabul edilen bir durum.
Yine AKP’nin PKK’ye karşı yürüttüğü savaşın seyri de bunda belirleyici bir etken. Gerillaya karşı içerde sonuç alamayan AKP hükümetinin, bu durumu gölgelemek ve dikkatleri başka yöne çekmek amacıyla dış savaşa yöneleceği değerlendiriliyor. İçerde BDP’ye ve genelde Kürt demokratik siyasetine yönelik operasyonlardaki hızlı artış buna bağlanıyor. “AKP Kürtlere karşı sınır ötesinde bir savaşa girerken sınırın içinde, yani arkada etkili muhalefet bırakmak istemiyor” deniliyor.
Bütün bunların ciddi tehlikeler içeren önemli gelişmeler olduğu açık. Herhalde Mart başından itibaren AKP hükümeti sınır dışına yönelik bir saldırıya hazır olacak. Fakat bu saldırının Irak tarafınamı, yoksa Suriye tarafınamı olacağı gelişmelere göre belirlenecek.
Şüphesiz bütün bunlar çok önemli gelişmelerdir ve çok daha kapsamlı ve derinlikli analiz edilmeyi gerektirir. Biz de bunun üzerinde yoğunlaşırken, bu konularla bağlantılı olarak bazı yeni olaylar yaşandı. Kapsamlı bir manifesto yayınlayarak “Hizbullah”ın geri dönüşünü ilan ettiği basına yansıdı. “Ne oluyor, geri dönüş nasıl gerçekleşiyor” diye anlamaya çalışırken, bu kez Hakkari merkezde 1 kişinin ölümüne ve onlarca kişinin yaralanmasına yol açan büyük bir patlama oldu. AKP hükümeti alelacele bu patlamanın sorumluluğunu PKK’ye yıkmaya çalışsa da, PKK yönetimi olay ardından yaptığı açıklamada “Patlama ile hiçbir ilişkimiz yoktur” dedi.
Şimdi bu durum kafaları daha fazla karıştırmış bulunuyor. PKK’nin işi değilse, o zaman Hakkari merkezde sözkonusu bombayı kim patlattı? Yoksa Hizbullah’ın geri dönüşü bu bomba ile mi oluyor? Hizbullah bu tür bombalar patlatmak için mi dönüyor?
Bu soruları sorsak da, biz böyle düşünmüyoruz. Dahası böyle olmasını da istemiyoruz. Hizbullah’ın dönüşü ile bombanın patlaması olayını pêşpêşe yazışımız, onları birbirine bağladığımız anlamına gelmiyor. Sözkonusu olaylar böyle pêşpêşe yaşandığı için, biz de böyle pêşpêşe yazdık. Gerçek araştırılıp netleştirilerek böyle bir şaibe kalmasın diye de sözkonusu soruları sorduk.
O halde kendisiyle bağlantılı değilse, Hizbullah’da bu konuda kamuoyunu bilgilendirmelidir. Yine İHD ve Mazlum-Der başlattıkları incelemeyi sonuçlandırarak, Hakkari merkezde bomba patlaması olayını kimin, ne amaçla yaptığını netleştirmelidir. Çünkü bu olay yaşanan askeri sonuçlarından öteye çok önemlidir. PKK ve Hizbullah yapmamışlarsa, o zaman kontrgerillanın yapmış olma ihtimali güçlenir.
Zaten AKP’nin Hakkari ve Şırnak halkını tehdit ettiği ve buralara dönük özel politikalar yürütmeyi planladığı bilinmektedir. Hakkari ve Şırnak halkını sindirebilmek ve Kürt özgürlüğü için direnişten vazgeçirebilmek amacıyla çok değişik baskı yöntemine başvurmaktadır. O halde sözkonusu patlama da başvurulan bu yöntemlerden birisi olmasın! Dikkat edilirse, Hakkari merkezdeki son patlama olayının aydınlatılması, önümüzdeki süreçte yaşanacak olayların anlaşılması açısından çok önemlidir.
Hizbullah’ın geri dönüşüne gelince, AKP yönetiminin bir ufak hukuk oyunuyla Hizbullah yöneticilerinin cezaevinden çıkarılması bu süreci zaten başlatmıştı. Şimdi Kürt coğrafyasında mücadelenin çok yoğunlaştığı ve karmaşık hale geldiği bu ortamda sürece Hizbullah’ın da dahil olması elbette çok önemli ve anlamlıdır.
Bu konuda her şeyden önce şunu net bir dille belirtmek gerekiyor: Hizbullah’ın dönüşü, AKP ve Gülen Cemaati’nin Kürt toplumunda iyice teşhir olup desteğini kaybettiği bir zamanda gerçekleşiyor. Bundan da net bir biçimde şu sonuçlar çıkıyor: Bir, AKP ve Gülen Cemaati PKK’ye karşı Kürtler üzerinde yürüttüğü savaşı kaybetmiş görünüyor. İki, Kürt toplumu içinde AKP ve Gülen Cemaati yerine şimdi Hizbullah geçiyor. AKP ve Gülen Cemaati’nden boşalan yerin Hizbullah tarafından doldurulması öngörülüyor. Üç, Hizbullah’ı geri döndürenlerle AKP’yi ve Gülen Cemaati’ni var eden güçler aynı güçler oluyor. Dört, bunda sonra Kürt mücadelesinin giderek PKK ve Hizbullah arasında yaşanacağı bir döneme giriliyor.
İşte bütün bunlar, eş zamanlı olarak bir de Hakkari’deki “sahipsiz bomba”yla birleşince, oldukça kritik bir sürece girilmiş olduğu ve tehlikeli işlerin yaşanmaya başlandığı netçe anlaşılıyor. O halde gerçekten dürüst olan herkesin, bu tehlikeleri görerek sonderece ciddi, sorumlu ve dikkatli davranması gerekiyor. Özellikle de PKK ve Hizbullah açısından bu gerekli oluyor. Tarafların önyargılı davranmaması, birbiriyle çatıştırılma ihtimaline karşı duyarlı ve net tutum sahibi olması, ayrıca mümkünse ittifak halinde birlikte çalışmanın yollarını bulması çok çok önem taşıyor.
Geçmişte yaşadığı hatalar nedeniyle, bu konuda özellikle Hizbullah’ın dikkatli davranması gerekiyor. PKK dahil hiçbir Kürt gücüyle çatışmamayı bir ilke olarak ortaya koyabilmelidir. Kendi istem ve iradesi dışında da başka güçler bunu yaptırmak isteyebilir, o halde Hizbullah’ın bu tür durumlara karşı dikkatli olması gerekir. Bir de bu yeni süreçte tutarlı olup rol oynayacaksa, o zaman diğer Kürt güçleriyle ittifak halinde hareket etmeli ve Demokratik Toplum Kongresi’ne katılarak ulusal demokrasi düzeyinde ortak çalışmalıdır.
PKK ise, açıkça deklere etmiş olduğu diğer Kürt güçleriyle çatışmama tutumunu Hizbullah’ı da içine alacak şekilde genişletmek durumundadır. Yine ilişki içinde birlikte çalışma çağrısını Hizbullah’a da yapmalı ve Hizbullah’ın DTK’ya katılması için destek verip çaba harcamalıdır. Eğer böyle davranılırsa, o zaman “Hizbullah’ın dönüşünden Kürtleri parçalama ve çatıştırma sonucunu yaratırım” diyenlerin umutları kursaklarında bırakılmış olur. Yine böyle kritik bir süreçte Kürt demokratik birliği yaratılarak Kürt sorununun çözüm imkanları arttırılmış olur.
Yok bunun aksi olursa, o zaman da yeni bir El Fetih-Hamas çatışması olarak Kürdistan’da PKK-Hizbullah çatışması devrine girilir. Bu da Filistin’de olduğu gibi tüm Kürtlere kaybettirir. O zaman kazanan ise Kürt düşmanları, faşizm ve soykırım olur. O halde aklı başa toplamanın tam zamanıdır.