İki hafta içinde yazacak ne kadar çok konu birikti. Doğrusu hangisini yazacağıma karar veremiyorum. Hepsi birbirinden önemli. Ancak her şeye rağmen TC başbakanın ağzından çıkan iki kelimelik “yeni strateji” üzerine koparılan fırtınanın sembollerini yazmak şimdilik çekici olanı, dikkatinizi çekerim, devletin Kürt sorunu çözümünde ki “yeni strateji”sinin analizini yapmak değil, sadece sembollerin anlamını yazmak. Sembollerin anlamının toplamı, bilinçaltı ve bilinçüstünün toplamıdır. Bazen sonuç doğru gibi gözükmese de, gelecekte neler olabileceği öngörüsü genellikle doğru çıkar. Ya da doğru çıkma ihtimali yüksektir. Kısacası iki dudak arasında çıkan sözlerin, kapalı kapılar arkasında yapılan plan ve stratejiler ile ne kadar uyum içinde olduğunu, asıl amacın ne olduğunu semboller iyi anlatır.
TC’nin gündemi “yeni strateji”, Suriye’nin geleceği, Esad’ın kaderi ve sözüm ona 28 Şubat’la hesaplaşmanın sonuç noktası olan 4+4+4 eğitim modelinin yasallaşması. 28 Şubat’la ne zaman hesaplaşıldı biz farketmedik. Demek ki kapalı kapılar ardında hesaplaşmışlar. Ve Erdoğan hesaplaşmanın son noktasını koydu. Son nokta 4+4+4 eğitim modeliymiş… İlginç. Kim soracak Erdoğan’a.. nasıl hesaplaşmış diye… Sanki 28 Şubat’la hesaplaşmak yalnızca onun sorunu.
Kürtlerin gündemi, ölüm oruçları, 27 Temmuz 2011’den beri mutlak bir izolasyonda olan Abdullah Öcalan’ın sağlık durumu, Ortadoğu’da ki yeni düzenlemede Kürtlerin konumunun ne olacağı, artık statüsüz yaşamayı kabul etmemek, toplu katledilen kızlarımız-çocuklarımız ve onları sahiplenme. Ve tabii ki devletin “yeni strateji”si.
Bu kadar içiçe yaşayıp da, gündemlerin ortak olanlarına rağmen büyük oranda farklılık göstermesi oldukça önemli. Bu farklılığı farklı açılardan yorumlamak mümkün. Artık Kürt sorunun çözümü dışında ortak noktamız yok. Kürt sorunun çözümü konusunda da ortaklaşma yok. O zaman sorunun çözüm ya da çözülme rotasının başlangıçındayız diyebiliriz.
Kısacası sonun başı… Yokuşu çıkmak zor, uzun ve zahmetlidir. İniş ise kolay ve kısadır. İşte tam da bu nokta da Erdoğan, şimdilik ne olduğu belli olmayan “yeni strateji”den behsetti. Yeniye ihtiyaç duymak eskinin toptan reddi anlamına gelmez. Ancak eskinin yeterli olmadığı kesindir. Bu yetersizlik yeni ihtiyacını doğurur.
Yeni olan ne…
İlk Kürt açılımı, hatırlarsanız, Polis Akademisi’nde ve dönemin içişleri bakanı Beşir Atalay tarafından yürütülmüştü bazı gazeteci ve aydınlar da konuktu. O zaman ki semboller Kürt sorunun bir asayiş sorunu olarak algılandığını ve dışa farklı yansıtılmaya çalışılan çözümünde, bu olduğunu gösteriyordu. Aydın, yazar ve akademisyen konukların görevi ise belli değildi. Ancak devletin açılım kapsamının içindeydiler. Ve bir görevleri olduğu kesindi. Tesadüf yoktur. Görevlerini yerine getirdiler mi?!! Ayrı bir konu…Görevleri ne idi, ne kadarını kim yapabildi, ayrıntılı yazılması gereken ayrı bir yazı konusu.
Eski stratejiyi (Kürt açılımını), o dönemin psikolojik harp dairesi başkanı Dr. Abdulkadir Çevik, Psikiyatır, bir televizyon programında açıkça şöyle ifade etmişti; ‘Temel strateji PKK ile savaşı, kabul edilebilir ve tolere edilebilinir bir düzeyde tutmak.’ Tabii ki Türkler için tolere edilebiliniri kastediyordu. Ancak süpervizörü Vamik Volkan kadar olaya hakim değildi. Çevik TC’nin 85 yıllık Kürt stratejisini, askeri diktatörlüğün dili ile anlatıyordu. Vamik Volkan gibi süsleyip ters çevirmeyi beceremediği için, çözümsüzlüğü çözüm diye sunamadığı için olsa gerek, televizyon kanallarına çıkması herhalde yasaklandı.
Ve Vamik Volkan’ın ağaç teorisi ve uygulaması santimi kaçırılmadan uygulamada. Adım adım ilerliyor. Dallar bitti… Gövde hazırlanırken…kökler uç gösteriyor… Şimdi ki yeni strateji, Erdoğan tarafından açıklandı. Artık bir bakana ihtiyacı yok, artık terörle mücadele koordinasyon kurulu başkanı gibi uzun açılımlı, aksesuarlı kurullara da ihtiyacı yok, hele aydın ve akademisyenlere hiç ihtiyacı yok. Onlar görevlerini fazlası ile yaptılar, artık yerleri çöp sepeti. Hatta bazıları çok erken, zamanından önce girdi bu çöp sepetine… Diğerleri kaçınılmaz sıralarını bekliyorlar. Teker… teker…sepete… Kürt mahallesindekiler(!) de sepete…
Kürt sorununda da Erdoğan tek adam… Aslında bu durum Türkiye’nin şu an içinde bulunduğu sisteme çok uygun. Ve tam bir yansıması… Hani derler ya arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim. Onun gibi bir şey. Türkiye’nin Kürt sorununu çözme biçimini şöyle…sana Türkiye’de sistemin nasıl olduğunu söyleyeyim.
Tek Adam sistemi…
Türkiye tek adam sistemine yabancı değil. Ne de olsa tarihsel tecrübeleri çok. Tarihten alınmış dersler ile, şimdikini daha iyi yürütecekleri mümkün ve olası gözüküyor. Tek adam sistemi Türkler’e ve Kürtler’e nelere mal olmuştur, çok değil yakın tarihe bakıldığında görülecektir. Osmanlı’nın tek adamlarına gitmeye de gerek yok. Genç cumhuriyetin tek adamları bu konuda yeterli bilgi verir. Aslında herkesin öncelikle de Türklerin korkması gerekir… Kürtler korku sınırını çoktan aştı ve gündemleri de farklı...
Diğer sembolleri yazmaya yerim kalmadı. Ancak tek adam sembolü yeni stratejinin çekirdeği… Diğerlerini yazmaya devam edeceğim. Ancak açlık grevleri ve ölüm oruçlarının seyrine bağlı olarak yazabilirim.
Tek Adam...