14 yıldır tek parti ve tek adam olarak iktidarda olan Erdoğan’a bu iktidar yetmemiş olmalı ki, OHAL ile birlikte tek adam diktasını ilan etti. Muhalif vekillerin dokunulmazlığını anayasaya aykırı olarak toptan kaldıran Erdoğan bununla da yetinmiyor. Meclis, ona diktatörlüğünün önünde bir fazlalık ve yük gibi geliyor. Tek tek vekillerin tutuklanması, yargılanması gibi dertlerle uğraşmak istemiyor. Bu nedenle de, meclisi tümden devre dışı bırakıp göstermelik hale getiriyor. Başkanlık sistemiyle tek adam diktasını ilan etmek istiyor.
Değişiklik görüşmeleri boyunca hiç bir yasa ve usule uyulmaması, tersine hepsinin de pervasızca çiğnenmesi, usule aykırı olarak açık oy kullanılması, birçok vekilin saldırıya uğraması, konuşturulmaması kurulmak istenen rejimin niteliğini de gösteriyor. Zaten HDP eşbaşkanları ve 11 milletvekili önceden tutsak edilmişti. Garo Paylan’ın, kürsüde susturulması yetmiyormuş gibi, üstüne bir de ceza verilmesi, söylediği sözlerin bile tutanaklardan çıkartılması faşist diktanın göstergesi değil mi? Meclisteki vekiller bile düşüncelerini açıklayamayacaksa, bu rejime ne denir? Bakalım Anayasa mahkemesi var mı yok mu, kalmış mı, ne işe yarar göreceğiz.
Faşist diktaya gidişin en vahim hazırlığı da sokaklarda yapılıyor. Diktatörlüğe giderken sadece meclis değil, geleneksel-resmi devletin bütün kurumları da bir yana itiliyor. Son dönemlerde yargısız infaz ve linçler hızla artıyor. Faşist dikta hiç bir hak hukuk tanımadığı için hiç bir formaliteye, usule de uymuyor. Her şeyi kanla, zulümle bastırıp susturmak istiyor. Bu yapıda geleneksel savcılık soruşturması, yargı ve yargı kararının infazı da lükstür. Kara gömlekli SS çeteleri yakalama-yargılama ve infaz yetkilerinin hepsini gasp etmiştir artık. Bugün de Erdoğan çetesine bağlı olan resmi ve gayri resmi SS çetelerinin saldırılarını görüyoruz:
Mecliste AKP yöneticileri ve bakanları yönetiminde her türlü alçakça saldırılar yapılıyor. „Kadın da olsa, çocukta olsa gereği yapılacak“ sözüne, engelli de olsa diye eklemek gerekiyor. Kadın vekillerin boğazına sarılıp boğmaya kalkışan AKP’li kızgın boğalar mecliste herkese saldırıyorlar.
Barbaros Şansal’ın başına gelenler biliniyor. Barbaros Şansal’ın ironik olarak açıkladığı görüşleri doğruydu. Ama siz katılmasanız da, herhalde suç olduğunu iddia etmek de olanaksız. Suç da olsa buna ve cezasına kim karar verecek? Başına gelenlerin hangi yasada, hukukta yeri var? Onu linç etmeye kalkışanların yargılanması gerekirken, savcılık ve mahkeme de Barbaros Şansal’ın yakasına yapıştı ve onu yaralı haliyle içeri attı.
15 Temmuz darbesi sanıklarının bir kısmı sokaklarda boğazı kesilerek, linç edilerek öldürüldü. Yakalanan darbe sanıklarının gözü patlatılmış, kulağı koparılmış resimleri basında yayınlandı. Hatta tecavüze uğradıkları söylendi. Kimseden çıt çıkmadı.
Bir de en son Reina katliamının yakalanan tek sanığı olan Abdulkadir Masharipov’a ve aynı evde bulunan kadınlara yapılan işkenceler var. Sanıkların yaptığı iddia edilen, katliamın alçaklığını görmüyor değiliz. Ama düne kadar DAİŞ ile işbirliği yapanların bir kaç tetikçiyi günah keçisi yaparak toplumu tatmin etmelerine, kendilerini temize çıkarmalarına da evet diyemeyiz.
İşin en vahim sonucu da, artık adliye ve hukuk tamamen devreden çıkarılmaktadır.
Bazı suçların sanıkları yakalanınca önce medya linci başlamaktadır. Birincisi sanık diyoruz, yani suçluluğu daha kanıtlanmamıştır. İkincisi, suçlu bile olsa cezasını yasalara göre mahkeme belirleyecektir. Oysa, şimdi ne olduğu-kim olduğu belli olmayan, bir insan sürüsü karar vermekte ve infaz etmektedir. Halk galeyana geldi denilmektedir. Adalet ve hukuk askıdadır.
İşte Erdoğan faşist diktasının temeli böyle atılıyor.
Halk her türlü şiddete, katliama alıştırılıyor.
Adalet ve hukuk sokakları işgal eden linç çetelerine emanettir artık.
Sadece bu bile Erdoğan diktasına, Anayasa değişikliği adı altındaki dikta fermanlarına HAYIR demek için yeterlidir.