
CHP’nin yayınladığı Oslo belgelerinden de anlaşılıyor ki savaş AKP’nin görüşmelerde mutabık kalınan konuları yerine getirmemesi sonucu şiddetlenmiştir. AKP Hükümeti ne Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın hazırladığı ve mutabık kalınan protokolleri kabul etmiş, ne de askeri ve siyasi operasyonları durdurmuştur. Aksine seçim öncesi üslubunu ve politikasını sertleştirdiği gibi, seçimden yüzde elli oy alınca her şeyi elinin tersiyle itmiştir. Anlaşılıyor ki görüşmeleri oyalama ve seçim kazanmak için yürütmüştür. Herhalde bu seçimi kazandıktan sonra Kürt Özgürlük Hareketi’ni ezeceğine inanmıştır. Devleti ele geçiren AKP, 2023 yılına Kürtlerin özgürlük davasını bitirerek ulaşmayı hesaplamaktadır. Böylece yüzüncü yıla cumhuriyetin en büyük siyasi projesi olan Kürtleri Türkleştirmeyi gerçekleştirmiş olarak girmeyi hedeflemektedir. Ancak son bir yıllık direniş AKP’nin bu hesaplarını altüst etmiştir. Hırçınlığının ve saldırganlığının nedeni budur.
CHP’ye bu belgeleri Fethullahçıların sızdırdığı kesindir. Bundan önceki görüşme tutanaklarını da Fethullahçılar basına sızdırmıştı. Bu sızdırma temelinde MİT’i sıkıştırıp ele geçirmeyi hedeflemişlerdi. Böylece iktidar içindeki konumlarını daha fazla güçlendireceklerdi. Ancak Tayyip Erdoğan sert tepki gösterince bir adım geri çekilmişlerdi. Anlaşılıyor ki MİT’i sıkıştırıp ele geçirmek için şimdi de CHP’yi kullanmaktadırlar. Hükümet ve MİT müsteşarı bu belgenin Fethullahçılar tarafından sızdırıldığını adları gibi bilmektedirler. Bu durum Fethullahçılarla hükümetin Erdoğan kanadı arasındaki çekişmeyi ortaya koymaktadır. Dershaneler konusunda da bu çekişme su yüzüne çıkmıştır.
Bu çekişme içinde hem Erdoğan ekibi hem de Fethullahçılar Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı sertleşmişlerdir. Kürtlere karşı savaşı yükselterek her iki kanat da “Kürtleri en iyi ben ezerim, kontrol ederim” diyerek aralarındaki hesaplaşmayı Kürtler üzerinden yapmaktadırlar. AKP şimdiye kadar Kürt Özgürlük Hareketi’ni en iyi ben ezerim üzerinden iktidarını adım adım pekiştirdi. Şimdi Fethullahçılar da Erdoğan bu işi iyi yapamıyor, en iyi biz yaparız, bizim zihniyetimiz ve kadrolarımız Kürtleri kontrol altına alır diyerek iktidardan daha fazla pay istemektedir. Emre Uslu gibilerin her ağızlarını açtıklarında Roboskî’den sonra hükümet PKK’ye karşı saldırılarını gevşetti demelerinin nedeni budur.
Halbuki AKP Hükümeti saldırılarını şimdiye kadar hiç gevşetmemiştir. Kış boyu ezme operasyonlarını aralıksız sürdürmüştür. Zaten AKP yetkilileri ve yandaşları PKK’nin gücünün kırıldığını iddia etmişlerdir. Ancak bazı kayıplara rağmen gerilla kış boyu da direniş göstermiştir. Zaten KCK yetkilileri “AKP baharın gelmemesi için dua ediyor” diyerek direnişin gelişeceğini önceden ortaya koymuşlardı. Gerçekten de kışın bitimiyle birlikte ordu darbe üstüne darbe yemiştir. Öyle ki kafasını kaldıramaz, nefes alamaz hale gelmiştir. Erdoğan’ın öfkeli biçimde “dünyanın başka yerlerinde asker ölümlerini vermiyorlar, bizim basın da böyle yapmalı” demesinin nedeni budur. O günden bugüne asker ölümlerinin çok azı verilmektedir. Gerilla kayıplarını da yüze çarparak vermektedirler. Öyle ki ordu, polis ve hükümet perişan olmuş hale geldiği halde Bülent Arınç pişkince başarılıyız diyebiliyor. Açıkça halka yalan söylüyor. Zaten Bülent Arınç yalanlarını daha da ileri götürerek “belki de MİT şimdi de görüşme yapıyordur” diyerek toplumu aldatmaya çalışmaktadır.
Ancak kendilerini yine kendileri yalanlıyor. Başbakanın ne olursa olsun geri adım atmayacağız demesi, büyük darbeler aldıklarını kanıtlıyor. Açıkça yüzlerce asker ve polis ölse de biz savaşta ısrar edeceğiz diyor.
Zaten asker ve polis ölümlerinin kendisi için hiçbir anlamı olmayan İçişleri Bakanı 30 yıllık nakaratı tekrarlamış; tek bir terörist kalmayana kadar savaşa devam demiş. Öyle ya, onun için anaların savaş için doğurduğu 300-500 adet Mehmet ölmüş! Üç-beş Mehmet öldü diye de bu savaşı bırakacak halleri yok. Analar sanki çocuklarını ölüme gönderilsin de bunlar iktidarını sürdürsün diye doğurmuş. Ulus-devlet, yani Kürtleri Türkleştirmek onlar için kutsal bir olgudur. Bunun için milyonlar da ölüme sürülebilir. Zaten tüm 20. Yüzyıl boyu ulus-devlet için milyonlarca insan ölüme sürüklenmedi mi?
Şimdi Türk ulus-devletinin koruyucu gücü AKP olmuş. Dün beyaz Türkçü faşistler bu ulus-devletin koruyucusuydu, şimdi bunların yerini yeşil Türkçü faşistler almıştır. Dolayısıyla bugün savaşı sürdürmek isteyenler dünküler gibi aynı amaç peşinde koşuyorlar. Değişen, Türkçü faşistliklerinin rengi olmuştur.
Tek bir geri adım atmayacaklarmış! Tek bir terörist kalmayana kadar savaşacaklarmış! Çiller’in tekrarladığı gibi Kürt Özgürlük Hareketi “ya bitecek ya bitecek”miş! İşte tarihin ve zamanın ruhunu okumama buna derler. Kürtlerin o günden bugüne yaşadığı değişim, dünya ve bölge durumunun Türklerin amaçlarını gerçekleştirmeye el vermemesi hala anlaşılmamış.
Bölgede diktatörler ve gerici rejimler ayakta duramazken 20. yüzyıldaki Türkiye zihniyetini yeni koşullarda sürdüreceğini sanmak büyük bir yanılgı ve gaflettir. AKP çok CHP karşıtlığı yapsa da CHP zihniyetini de, Baas zihniyetini de yeni koşullarda sürdürmektedir. Onlar gibi tek bir geri adım atmama kabadayılığı yapmaktadır. Sadece bu otoriter, despotik, tekçi zihniyete yeşil boya vurmuştur. Hatta bu yeşil boya bile bir aldatmadır. Yeşili kazdığımızda altında kapkara bir Türk faşizmi çıkar.
AKP gerçekten de kafasını kuma gömmektedir. Ancak gerçekler o kadar açıktır ki, AKP’yi de diğer tüm otoriter ve despot rejimlerin konumuna düşürecektir.