7 Haziran seçimleri geride kaldı. Ortaya çıkan siyasi sonuçlar ülkenin nefes almasını sağlasa da belirsizliklerle dolu.
Peki, ne olacak şimdi?
Haklı olarak Türkiye ve dünya bu soruya yanıt arıyor. Türkiye toplumunun kaderidir; devlet kurumları evrensel hukuk normlarına göre işlemediği için belirsizliklerle doludur. Dolayısıyla bir engel aşılıp, 'tam nefes aldık' derken yeni bir engel daha karşımıza çıkar.
Eğer bir ülkede demokrasi standartları, hukuk ve uzlaşma kültürü eksikse bu durumun yaşanması zaten kaçınılmazdır. Her iktidara gelen devletin olanaklarını kendisi için kullanmak isteyince, ortaya devlet değil, hükümetlere göre değişen bir sistem çıkıyor.
Bu durumdan kurtulmadığımız sürece toplumsal hayatımızda belirsizlikler hep var olacak ve güven sorunu yaşayacağız. Seçimle birlikte ortaya çıkan parlamento aritmetiği, bize geleceğin kolay olmayacağını ama imkansız da olmadığını söylüyor.
Öncelikle bu iyimser tablonun ortaya çıkmasında pek çok ismin katkısı olmuştur. Sayın Öcalan HDP projesiyle topluma nefes aldırmış, umut ve öz güven kazandırmıştır. Yine yapıcı, uzlaşmacı tutumuyla CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da ciddi katkı sunmuştur. Toplumun birçok kesimi HDP projesinin başarıya ulaşması için çaba sarf etmiştir. Özellikle Kürt ve Alevi toplumu, ülke adına tarihi bir sorumluluk üstlenmiştir. Bu şüphesiz herkesin de yararınadır.
‘Ne olacak’ meseline geri dönersek; olası koalisyon seçenekleri konuşulsa da partilerin birbirlerine düşmanca davranışları uzlaşmayı zorlaştırıyor. O zaman bütün siyasi partilerin Türkiye’deki farklılıkları kabul ederek, birbirlerinin hakkına, hukukuna saygı göstererek oturup anlaşmaları lazım. HDP kendi çatısı altında topladığı farklılıklarla bunu başarmış ve kabul görmüş bir partidir. Bu uzlaşma ve birlikte yaşam için bize muazzam bir olanak ve deneyim sunuyor. Bunu fırsata dönüştürmek gerekiyor. Sandıktan çıkan mesaj da budur. Türkiye’de farklılıklar var ve bunların bir arada eşit koşullarda yaşamaları tek geçerli yoldur. O zaman siyasi partilere düşen sorumluluk da bunu gerektirir.
Aynı zamanda son on üç yıldır AKP iktidarının antidemokratik uygulamaları, toplumu bölen, kutuplaştıran ve Kürt meselesinde savaş politikası ve yolsuzluklar meselesi yok sayılamaz. Bu durumun düzeltilmesi yine Erdoğan ve AKP’ye düşüyor. Geçmişin hesabı verilmeli, öz eleştirel yaklaşılmalı ve toplumu düşmanlaştıran politikalardan bir an önce vazgeçilmelidir.
Özellikle Erdoğan sandıktan çıkan gerçeği görmeli tek partinin değil, yasalara saygılı davranarak bütün Türkiye’nin Cumhurbaşkanı olmayı denemelidir. Partiler arası uzlaşmayı ortadan kaldıran değil, kolaylaştıran bir yerde durmalıdır. AKP’den elini çekmelidir. Yine HDP, MHP, CHP ise AKP’ye oy veren dindarları dışlayıcı değil, kapsayıcı politikalar izlemelidir. Zira dindarlar da Türkiye’nin bir gerçeği.
Eğer siyasi partiler yarına odaklanmaz aksine geçmişin sert, kibir, nefret, öfke dolu dilini kullanıp yönetmeye kalkarlarsa buradan uzlaşma değil, belirsizlik ve savaş çıkar. Oysa Türkiye’nin hiç ihtiyacı olmayan bir yoldur. Türkiye’nin ihtiyacı olan ise barış, özgürlük, eşitlik, refah ve istikrardır.
Zira Türkiye’nin önünde çözüm bekleyen ciddi temel sorunları var. Kürt ve Alevi meselesi sorunlar sıralamasının başında geliyor. Bunun yolu da çözüm sürecine canlılık kazandırmak, demokrasi programını oluşturmak, çoğulculuğa dayanan yeni bir anayasa yapmak, eşit yurttaşlık hakkını tanımak. Türkiye’nin geneli için yerel yönetimleri özerk hale getirmek, geçmişle yüzleşmek gibi yeni Türkiye’yi kuracak temel adımlar atmaktır.
Sayın Öcalan’ın perspektifinden yola çıkarak yeni bütün farklılıkları içine alan demokratik bir ulus inşa edilecekse (ki tek yol budur) o zaman buna uygun davranılmalı ve sorumluluk üstlenilmelidir.
Bu seçimlerde ortaya çıkan tablo bize bunu diyor. Doğru okunmalı ve değerlendirilmelidir.