“Bir şey her şey için,
her şey bir şey için vardır.” Goethe
‘Tek elle, alkışlanmaz” diye bir Çin Atasözü vardır. Birlik, beraberlik kurtaran önemli bir ihtiyaçtır. Beraberliğin yansıması kazandırırken, dışardan dahil olanlar ‘tek elle alkışa’ kalkışmanın şaşkınlığını yaşıyor olabilir. Beraberlik, aynı zamanda birlik olmanın teorik felsefesini de beraberinde getirir. Farklı düşünmek, her koşulda iyidir; fakat zor koşullarda, düşmana karşı olmak, mantıklı olmanın direncini bir potada erite bilmek, hedeflediğin şeyin hizmetinde olmaktır.
Kürtler, tam da burada, hızını alamamış bir yeni düşmanın saldırıları karşısında, tüm farklarını kabullenerek, el ele olmanın yaratıcılığına inanmaktan başka çareleri olmadığını görmek durumundadır. İnanmak, hızını alamamış düşmanın manevra kabiliyetini düşürecektir. Kirli bir yemine karşı, yeni bir yemin donanımlı olmaktan daha güçlü bir iradedir. İrade, hesapları olanın sevmediği bir gerçeklik olsa da, beraber olmamış bir toplumun yenilmiş halidir. İradesi bütünleşmemiş, bir topum, Kürtleri hatırlatırken, cesaretini tazeleyen hesapçılar, bu iradenin farkındalığından cesaret alıyor demektir. Demek ki; irade beyanı ve göstergeler, anti cesaret kırıcı özelliği de taşıyor. Kürtlerin, birlikte olmasına ve beraber irade beyanı sergilemesi bu yüzden bazılarını rahatsız etmiştir. İrade toplumsal ve hesapsız bir kazanımın savaştan galip çıkma halidir.
***
Hesapsız hiçbir savaş yoktur. Her savaşın bir amacı ve o amaca ulaşmak için seçtiği süreçler ve o süreçlere uygun taktikleri vardır. Her savaş alışık olduğumuz görüntüler ortaya çıkartır. Ama her defasında o savaşın ortaya çıkarttığı görüntüler, bize yeni görüntülermiş gibi gelir. Bunun anlamı, savaşların gereksizliğinden kaynaklı, insanın doğal refleks güdülerinden kaynaklıdır. Ve yine savaş, insanın doyumsuz, aptal, kullanılmaya açık, elle tutulur güdülerinden kaynaklıdır. Doyumsuz ve sistemsel çıkmazlarını yenilemenin acımasızlığında, kendini yenilerken, yok etmeyi seçme mekanizmasıdır savaş. Bu savaş refleksi insanın doğasında vardır.
İşte tam da burada, beraberliğin inanılmaz kazanımı, kendini haksızca dayatan savaşlara karşı; çoğalmayı gerektirir. Ve yine başka bir İngiliz Atasözünde dillenen şu söz, çok manidar; “Eller çoğalınca, işler hafifler.’’ Bunun önemi bir gerçeğin farkına varmaktır. Gerçekler, savunmayı kutsal kılarken, kazanmak insanlık oluyor.
***
Birlikte yaşamak isteyenler, yararlı olmanın da hesabını yapanlardır. Beraberliğin, kendine sağladığı yarar, bir başkasına da sağlanmış yarardır. Toplumlar birlik olarak, başka toplumlara da iyilik yaparlar. Beraberliğin yarattığı duygu, evrensel bir duygudur. Evrensel olan her şey ise, insanlığa hizmettir. Kötülere karşı iyilerin birleşmesi, sandığımız gibi romanlarda, filmlerde olmuyor. Bugün Ortadoğu’da ‘kötüler ve iyiler’ karşı karşıyadır. ‘İyinin kötüsü’ diye bir laf var; işte burada kötünün sarsılması, kendine gelmesi ve onu ‘tek elle alkışa’ tutanlar, kötü, iyiye dönüşmeye çalışırken; diğer elini de kullanmalıdır.
Birlik, beraberlik sevebilmenin diğer adıdır. Birlikteliklere karşı planlanan oyunlar karşısında, birlik olmayı hedeflerine koyanlar, soluksuzca hızını alamayanların nefessiz kalacağını bilince çıkarması, toplumsal bir düşüncenin insanlığa hizmetidir. İnsanlığın doğduğu yerde, insanlığı öldürmeye çalışanlar, öç alır gibi Ortaçağ’dan kalma yöntemlerle, emellerini acımasızlaştıranlar, kötü olmanın resmini gizlemeden gözlerimizin içine sokmaktan sakınca görmüyorlar. Bunun adı, yaşadıklarının aynısını gözden geçirmek gibi, tarihin yeniden canlanması olarak ifade edilebilinir. Yaşadıkları kötü tarihlerini, mazlum halklara yaşatarak ve o halklardan insanları devşirerek alet etmeleri, kocaman bir oyunun sahnelenmesidir. İnsanlık can çekişirken, beraber olmanın hesabı değerlidir. Kim ne olursa olsun, zaman öyle bir zamanki; bazen düşmanın kadar hesaplar yaparak, birliğin ne kadar önemli bir gereksinim olduğunu toplumsallaştırmak kutsaldır.
Tek elle alkışlanmaz!