Avusturya vatandaşlığını 1925’te bırakıp 1932’de – iktidara gelmeden bir yıl evvel – Alman vatandaşlığına geçen Hitler, 1924/25’te kaleme aldığı ‘Kavgam’ adlı kitabında “Alman Avusturya yeniden büyük Alman anavatanına dönmeli” çağrısında bulunmuştu. Dolayısıyla Hitler, henüz cezaevindeyken bile, 1871 Versay Anlaşması’nda belirlenen ‘Küçük Almanya’ sınırlarını reddedip ülkesi Avusturya’nın Almanya ile birleşmesini savunuyordu. Ancak 1933’te iktidara gelince bu temel siyasi hedefini yüksek sesle dile getirmekten geri durdu, zira Avusturya’nın güneyindeki İtalya’daki ‘Duce del Fascismo’, yani ‘Faşizmin Führer’i olan Mussolini ile arasını bozmak istemiyordu. O yüzden açıktan hareket etmek yerine gizli operasyonlar tercih ediliyordu.

25 Temmuz 1934’te Avusturyalı Naziler, Hitler’in özel kuvvetlerinin öncülüğünde darbe girişiminde bulundu. Nazilerce vurulan Federal Şanselör Engelbert Dollfuss hayatını kaybettiyse de darbe girişimi başarısız kaldı. Darbenin bir Nazi Almanya’sı operasyonu olduğu açıktı, lakin Hitler inkar etti. Partisi NSDAP’nin Avusturya’daki kardeş partisi yasaktı. Darbe sonuç vermemişti. O yüzden Avusturyalı işbirlikçilere ağırlık vermeye karar verildi. Hedef, iktidarın bu şekilde, içeriden ele geçirilmesiydi.

Ancak bu konuda istenen sonuç alınamayınca Hitler açısından tek seçenek, şantaj ve zora dayalı yöntemi devreye sokmaktı. 12 Şubat 1938’de, darbe girişiminde katledilen Dollfuss yerine hükümetin başına gelen Schuschnigg Bavyera’da Hitler tarafından karşılandı. Yoğun baskı altında olan Avusturya, Almanya ile ilişkilerini bir şekilde düzeltmeyi umuyordu. Hitler burada oldukça sert bir konuşma yaptı. Avusturya’nın tarihinin kesintisiz bir şekilde halka ihanetten oluştuğunu belirten Hitler, bu tarihsel saçmalığın artık sona ermesi gerektiğini, sabrının tükendiğini ve bizzat kendisinin bunu sona erdireceğini söyledi. Avusturya başbakanına öğleden sonrasına kadar ültimatom veren Hitler, askeri işgal tehdidi ile Nazilerin Avusturya’daki örgütlenmesi üzerindeki yasakların kaldırılmasıyla kalmayıp işbirlikçilerinin bakan yapılmasını sağladı. 

Çok zaman geçmeden Schuschnigg, zorla bakan yapılan Nazi işbirlikçilerin iktidarı ele geçirmek üzere olduğunu anladı ve halkın karşısına geçip “Ölümüne kadar! Kırmızı-beyaz-kırmızı! Avusturya!” sloganını yükseltti. 9 Mart’ta ise, dört gün sonra Avusturya’nın bağımsızlığı ile ilgili referandum yapılacağını açıkladı. Bu şekilde ülkesinin Nazilerin eline geçmesini engellemeye çalıştı. Ancak Hitler, bu direnç karşısında hedefine ulaşmak için hemen harekete geçmesi gerektiğini anladı. Propaganda Bakanı Goebbels, 10 Mart 1938’de günlüğüne şöyle kaydetti o gün alınan kararı: “Gece saat 5’e kadar Führer ve ben tartıştık. Vaktin geldiğini düşünüyor. Sadece üstünden bir gece geçmesini istiyor. İtalya ve İngiltere bir şey yapmayacaklardır. Fransa belki ama çok da ihtimal dahilinde değil. Risk Rheinland işgalindeki kadar büyük değil.”

11 Mart’ta Avusturya Başbakanı istifa etmek zorunda kaldı. Ülke çapında Naziler kontrolü ele geçirdi. Akşam olduğunda çok sayıda kamusal binanın üstünde Nazi bayrakları dalgalanmaya başladı. 

Hitler aynı gün “Operasyon Otto” adıyla Avusturya’yı askeri olarak da işgal etme talimatı verdi. Ertesi gün 65 bin asker Avusturya’ya girdi. Yapılan yazılı açıklamada Hitler’in ülkesini özgürleşmeye ve sıkıntı çeken kardeşlerinin imdadına yetişmeye karar verdiği iddia edildi. Kendisi çanlar eşliğinde doğduğu şehir olan Braunau’da sınırı geçti ve saatler sonra Linz’de belediye binasında balkon konuşması yaptı. Elbette ki direnenler vardı. Ancak çok ciddi bir kesim de Nazilerin işgalini selamladı. 

Hitler’in Avusturya işgali karşısında İngiltere ve Fransa sadece birer diplomatik protesto notu yayımlarken, Sovvet hükümeti ABD, İngiltere ve Fransa’dan somut ve ortak tavır geliştirilmesini istedi ancak sonuç alamadı. Milletler Cemiyeti önünde Alman işgalini protesto eden tek ülke Meksika oldu. 

Olup bitenin bir işgal olduğunu gizlemek için Naziler birleşme ve bağlanma kelimelerini kullandı. Hem içeride hem de dışarıda oluşabilecek herhangi bir tepkiye karşı ise halk oylamasına gitme kararı alındı. Adı oylama ancak mesele işgalin halka onaylatılmasıydı. Bunun için, 1935’te Saar bölgesinin işgalinin halka onaylatıldığı halk oylamasında başarılı iş çıkarak Josef Bürckel görevlendirildi. Tabii mesele sadece işgalin onaylanması değildi, bir taşla iki kuş vurulacaktı ve aynı zamanda seçim yapılmadan atanan yeni rejim de onaylatılacaktı. 

Referandum öncesi çok yoğun bir propaganda çalışması ve algı operasyonu yürütüldü. Tanınmış Avusturyalı şahsiyetler ‘Evet’ propagandası yapıyordu. Nazi propagandası yaşamın bütün alanlarını sarmıştı. Her yere bayrak, pankart ve afişler asılmıştı. Sadece başkent Viyana’da kamusal alanda “10 Nisan’da Führer’e Evet’ini ver” yazılı 200 bin Hitler afişi asıldı.  Bütün basın ve radyolar Führer’e çalışıyordu. Hayır oyu vatana ihanetle eş sayılıyordu. 

Kampanyanın ana sloganı ise ‘Ein Volk, ein Reich, ein Führer’ idi. Yani “Tek halk, tek imparatorluk, tek lider”. Bu sloganı 1933’te Hitler’in sağ kolu Goebbels icat etmişti. Avusturya’nın bütün sokaklarında bu sloganın yazılı olduğu afiş ve pankartlar yer alıyordu. 

Seçim günü çok sayıda insan gizli oy kullanmayıp seçim kabinelerin önünde oy pusulalarını sergiliyordu ki kimse onların Hayır oyu kullandığından şüphelenip onları ihanetçi ilan etmesin. Referandum gününün akşamında sonuçlar açıklandı: Halk oylamasına katılanların yüzde 99.08’i Evet oyu kullanmış. Ertesi gün Lohrer Zeitung gazetesi, seçim haberinde şu ifadelere yer verdi: “Çok az vatan haini ve mızmızcılığı meslek haline getirmiş olanlar hariç Alman halkı dün muhteşem bir çoğunluk ile Almanlığını ilan etti.”

Nazilerin hesapları tuttu. Hitler, muhteşem bir oylama sonucu ile yurtdışında agresif bir yayılma politikasına ağırlık verdi. Nazi bayraklarla meydanlarda Führer’i selamlayanlar ‘Büyük Almanya’nın giderek büyüyen gücüne büyülenmişti. Oysa Führer’in yayılmacı politikası yeni bir dünya savaşının işaretini veriyordu – görmek isteyenlere. Bu savaş ise milyonlarca insanın ölümü ile sonuçlanıp Almanya’yı harabeye dönüştürdü. “Tek halk, tek imparatorluk, tek lider”e Evet diyen milyonlar, yıllarca, hatta on yıllarca bunun utancı ile yaşadılar. 

Tarih derslerle doludur – görmek isteyenlere...