Evet, uzun bir yoldan geldik. Geldik gelmesine ama mevcut sistem ve süregelmiş iktidarların icraatlarından arpa boyu kadar olumluya yönelik yol katetmedik. Yine inkar politikaları, yine asimilasyon nutukları ve yine darp, işkence, esaret, tecrit, tasviye, vs’ler oldu bu ülkenin başkalaştırılmış cephesi olarak görülen Kürtlere. Lakin kainatta her şeyin bir ömrü olduğu gibi bu alışıla gelmiş durumun da bir ömrü vardır elbet. Nitekim olumsuzluklar da belirgindir, olumluluklar da… Bu noktada Marx’ın yıllar önce dediği gibi “şimdiye kadar gelen filozofların hepsi var olan sorunları söyledi, ama kimse değiştirmek için bir şey yapmadı” söyleminin ötesine geçilmelidir artık. 21. Yüzyılda, felsefi olarak bakılacaksa Marx’ın bu yorumuna, anımsamamak ve ya önemsememek doğru sayılmaz artık. Vakti gelmiş ve hatta geçmiştir, biline.
Bereketli bir sürecin içerisindeyiz. Hassasiyet ve samimiyet gerektiren bu sürece her ne kadar Başbakan ısrarla ‘çözüm süreci’ olarak dillendirip vurgulandırsa da, ben de ısrarla ‘İmralı süreci’ diyenlerdenim. Malum bütün dikkatler ve bütün umutlar Sayın Öcalan’a bağlı ve 30 yılı aşkındır henüz tam oturmamış olsa bile ilk defa hükümet bir Kürt liderle ‘çözüm’ konuşmaktadır. Bu tarihi süreç, 14 yıldır İmralı adasında tecrit altında tutulan Sayın Öcalan’la yapılan bu diyaloga ‘İmralı süreci’ denilmeyecek te ne denilecek sanki!? Her ne kadar asıl mevzu tanımlama değilde icraat olsa bile, dillendirme ve vurgulamaların psikolojik boyutu büyük bir önem taşır. Velev ki, ağızdan çıkacak laftan tutun, giyilecek kılık kıyafete kadar değerlendirilmesi gerekilen ve hassas görülen bir süreçtir bu, bu da bilinmesi gereken başka bir boyut.
Bu açık, meşru ve tarihi İmralı Süreci’nin umut verici olması kadar vahim bir riski de beraberinde getirdiği kesindir. Herkesin payına ciddi ve büyük roller düşen bu çözüm odaklı sürece henüz start verilmiş iken büyük bir bakıma direniş ayı olarak ta bilinen Mart ayına girdiğimizin de farkında olmalıyız. Kronolojisinde savaş ve direnişin yoğun olduğu bu ay çok önemli tarihi günleri ve kararları da barındırdığı bilinen bir gerçektir. Ve yine bu ayın Kürtler açısından kronolojik boyutuna bakıldığında coşku ve hüznün yaşandığı mühim bir yıl dönemidir. Keza 1910 tarihinde, Mart ayının 8’inde kabul edilip günümüzde daha yoğun bir coşkuyla kutlanan Dünya Kadınlar Günü, 2003’te Mart ayının 12’sinde AİHM’nin Sayın Abdullah Öcalan’ın tekrar yargılanma kararının açıklanması, aynı tarihin hemen akabindeki 13 Mart’a tekabül eden gününde HADEP’in Anayasa Mahkemesi’nce kapatılması, 16 Mart 1987’de gerçekleşen Halepçe katliamı, 21 Mart’ın Kürtlerde özgürlüğü, direnişi simgeleyen Newroz Bayramı ve bu en eski bayramla 1982’de Diyarbakır Askeri Cezaevi’nde Newroz Bayramı dolayısıyla direniş başlatan Mazlum Doğan ve 11 koğuş arkadaşının 18 gün sonra şehit olmaları… Ve bunun ötesinde her Newroz kutlamalarında Kürt halkına sübyan, yaşlı demeden gözaltı, işkence ve katledilmeler gerçekleşmiş bir 30 yıllık geçmişimizin de farkında olmamız gereken bir ay. Lakin bu tarihi veriler, İmralı Süreci’yle başlayacak olan barış ve demokrasi getirisine engel olmayacağının gerçekliliği yanında çok dikkat ve hassasiyet te gerektirmeye yönelik ciddi ve önemli örneklerdir de.
Kürtler yıllardır meydanlarda, alanlarda barış ve demokrasi şiarıyla gece gündüz, genç yaşlı demeden haykırdılar. Statükoculukla hareket eden günümüz iktidarı AKP’nin bu haklı ve yerinde bu tepki ve taleplerine karşı cop, biber gazı, işkence, zindan, tecrit, ölüm gibi sosyolojik, psikolojik ve ekolojik darbeler yaşattı. Şimdilerde ise BDP heyetinin İmralı’ya yaptığı görüşmeyle ve Sayın Öcalan’dan önemli noktalara sevk edileceği mektuplar sayesinde yeniden umud fidanları dikildi. Yine bu diyalogla barışın, demokrasinin bu ülke için imkansız olmadığı, aksine ne kadar kolay ve seri bir şekilde gerçekleşebileceğinin de ışıklarını yaktı. Yeter ki iktidar ve ana muhalefet samimi ve barış adına ısrarcı olmaya dursun, yeter ki yandaş medya provake etmekten vazgeçsin, yeter ki barışa bu kadar yaklaştığımız bu süreçte TSK bombardımanlardan vazgeçsin, zaten Kürtler demokratik yaşam zemini oluşturulmuş ve artık talep etmekten arınmış, direk inşasına bile başlamış barış dolu bir yolculuk içerisindeler. Keza bu sürecin yolu uzun, riskli olduğu kadar aydınlıktır ve önü apaçıktır.
Bu inşaa edilecek demokratik yaşam, İmralı Süreci’ni hızlandırmak ve başarıya ulaştırmak adına aydınlara, sivil toplum örgütlerine, kısacası demokratik toplumsal ve siyasal güçlere büyük roller düşmektedir. Ve bu ülkede barış güvercinin uçabilmesi için her iki kanadının da sağlıklı ve tutarlı kanat çırpmasını sağlamak gerekir. Zira tek kanatla kuş uçmaz, tek kanatla uçmasının hayali dahi kurulamaz.
yasaraxu@gmail.com
Tek kanatla kuş uçmaz