Koskoca Orgeneral… Çocuk yaşında el bombasıyla oynamış adam. Süngüyle karın deşme talimleri almış asker…Amerikalarda “beyin fırtınalarında” her türlü “sürprize” kendini hazırlamış büyük stratej…
Başbakan’ı görünce neden şaşırmış olabilir? Şaşkınlığı şundandır: Kapıdaki görüntüye baktığında, bunu, Başbakan kılığına girmiş Azrail sanmış olmalıdır.
Örneğin Başbakan benim evin kapısını çalsa, açıp da onu gördüğümde, “evet bekliyordum, buyurun, gidelim” diyerek bileklerimi kelepçeye uzatırdım. Çünkü ben onu Başbakan kılığına girmiş TEM polisi sanırdım.
Herkes “beklediğini” görür. Başbakan da herkese “beklenen” her neyse, öyle görünmeyi başaran bir siyasetçidir. “Kucaklayıcı” yani.
Şu sıralar “mücadele” etmeden “barış masasında” ziyafete konmaya çalışanlara “barış meleği” gibi görünüyor. Hani Peter Pan’daki “minik melek” gibi. Gerçi bu “minik meleğe” badem bıyık pek gitmiyor. Olsun. Yine de şeffaf kanatçıkları “pır pır” ediyor.
Hülasa, etrafta bir sürü acayip yaratık, Başbakan’ın kılığına girmiş, fır dönüyor.
Vatandaş şaşkın… Neye inanacağını şaşırmış. “Beklentiye” giren girene… Yani “korku” filmi gibi bir şey. Her an her şey olabilir. O halde ne yapalım? Ekran başında heyecan, merak ve “stresten”, daha da çok “sinirden” tir tir titreyerek, tırnaklarımızı mı yiyelim? Ben şu kadar yıllık siyasi hayatı, hem içinde, hem de dışında izlemiş bir insanım. Allah sizi inandırsın, şimdiye kadar böyle bir “Başbakan show”a şahit olmadım. Olacak şey değil. Türkiye dev bir “amfi tiyatro” olmuş, kafa kağıdını gösteren sıraları doldurmuş, “tek” kişilik bir oyunu seyrediyor. “Tek” kişi “çok kişiyi” oynuyor. Millet perişan…
Kimisi “ahacık, bizim oğlan Hitler…” diye çığlığı basıyor. Kimisi “nah Hitler, Çörçil ulan ahmak” diye diğerinin ensesine şaplağı patlatıyor. Beriki, “aaa, demiştim işte, Gandi bu, Allah gönderdi, barış peygamberimiz” diye ağlamaktan bir hal oluyor. Derken bir ses: “Allahıma dinime, bu Fatih Sultan’dır” derken, arka sıradaki onu ittirip, “gözün kör mü be adam, burası Malazgirt, atın üstündeki Alpaslan” diye itiraz ediyor.
“Plüralist” bir şahsiyet bizim Başbakan. Neden acaba?
Çünkü, sistem krizde. Ve tarihte biz ilk defa, krize giren bir sistemde, bir hükümet krizinin yokluğunu yaşıyoruz. Sistem çatırdıyor; bugünkü bürokratik merkeziyetçi yapının devam edeceğine artık kimse inanmıyor. Sistem can çekişiyor; bugünkü sömürgeci, tekçi, milliyetçi “üniter ulus devlet”in geleceğinden hiç kimse emin değil. Avrupa Birliği “rüyası” gören kaldı mı? Bölgede güç merkezi olacağımıza kim inanıyor? Ya Amerika rüyası? Büyük elçinin azarından beri millet bu rüyadan da uyanmış gibi. Askeri vesayet mezara konurken, “polis, yargı vesayeti” Başbakan’ın “sağ kolu” MİT Müsteşarını neredeyse “ham” edecek.
Ve şu meşhur 15 Şubat uluslararası komplosu… On dört yıldır Kürdistan üzerine yapılan hesapların bu en meş’um dayanağı ne alemde? PKK önderi Suriye’de özgürken mi Türk devleti onunla “müzakere” ediyordu, yoksa onu “esir alıp hapsettiğini sandığı” İmralı’da mı? Ve o 15 Şubat komplosu’yla PKK’yi “bölmeye ramak kalmışken”, şimdi vaziyet ne? Şimdi işler değişti; 15 Şubat 1999 günü bir “Türkiye” meselesi olan bu mesele, şimdi dört parçanın en büyük meselesi. Uluslararası bir mesele. Ve Suriye’ye “meydan okuyarak” PKK önderinin çıkarıldığı o Suriye’de şimdi bir Rojava devrimi gerçekleşiyor.
Aaaa…O da ne? Orduya da bir haller olmuş. “Kınalı kuzu”ların dağlarda mahvolup gitmesi memleket vicdanında depremlere neden olunca, milyonluk “işsizler ordusundan” bir “paralı ordu” yaratma projesi, şu Gırgır’daki meşhur “Dr. Zihni Sinir”in projesinden beter olmuş; beşyüz liralık asgari ücret alan ve aslında doğuştan “asker” zannedilen Türk “Mehmetçikleri” üç bin kağıdın suratına bile bakmamış…
Şimdi buyurun da konuşun: Hem “her şeye hakimsiniz”, hem de oturduğunuz iktidar işte böyle sallantılı bir zeminde. Siz Başbakan olsanız ne yaparsınız?
Biliyorum: Elinize bir kafatası alır, sahneye çıkar ve şöyle mırıldanırsınız: To be or not to be. (Aziz Nesin bunu “ya herrü, ya merrü” diye çevirmişti.)
Bu yazıyı yazmak nereden aklına geldi derseniz söyleyeyim: Başbakan Kayseri’de “İktidarımın gideceğini de bilsem terör sorununu çözmeye çalışacağım’ dedi.
“İşte bütün mesele” de bu zaten… Yola devam Sayın Başbakan!..
Tek kişilik Hamlet oyunu: Olmak ya da olmamak...
Org. Ergin Saygun’un kızı, “Başbakan içeriye girince babam çok şaşırdı” demiş.