Yukarıdaki sözler D. Trump’ın başkan seçilmesi sonrası “eşit ilişki” talep eden Rusya Devlet Başkanı V. Putin’e ait. Putin Rus NTV televizyonuyla yaptığı röportajın devamında: “Durum değişiyor ve küresel denge yeniden oluşmaya başlıyor” da demiş. 

İlk önce başlıkta yer alan iddiayı ele alacak olursak, bu durumun önemli ölçüde tüm dünyadaki gelişmelerin gösterdiği bir gerçek olduğunu kabul etmemiz gerekir. Sovyetler Birliği’nin dağılması sonrası zafer sarhoşluğu ile ilan edilen “tarihin sonu” tezlerinin sahipleri dahi bu iddialarını terk ettiler. Yaklaşık bundan on yıl kadar önce yeniden tırmanan Batı merkezli ekonomik kriz ile birlikte yeni çare arayışları gündeme geldi. Çözümün bir kısmını o zamanlar Malezya ve Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyalar dahilinde görmüş olsalar gerek ki her iki ülkeyi “bölgesel güç, İslam’ın demokrasiyle bir arada yaşadığı örnek ülkeler vb.” şatafatlı tanımlamalarla sahneye sürdüler.

Sonuçta kapitalizmin doğasına uygun gelişmeler yaşanarak Malezya, Suudi Arabistan’ın da işin içine karıştığı yolsuzluğa battı. Etnik çatışmalar hortladı. ABD başka bahaneler ileri sürse de “adam”ını korumak için bizzat yolsuzluk soruşturmasına el koydu. Çünkü fail olarak anılan kişi Başbakan Necip Razak. Halk ise iktidarı değiştirmek için aylardır protesto gösterileri yapıyor.

Türkiye de, Batı’nın “şapkadan cin çıkarma” girişiminin sergilendiği bir örnek oldu. Batı’nın parlattığı, her türden desteği sunduğu, Türkiye’yi ve Ortadoğu’yu biçimlendirme deneyinin başına atadığı kişi onlara ihanet etti. Bu hemen olmadı. 2010 12 Eylül referandumu Erdoğan’a gereken güveni sağladı. Sonrasında “Arap Baharı” diye adlandırılan süreçte uzun bir zaman TC ve Batı paralel olarak tavır aldılar. Uzlaşamama olasılığında ise “darbe” gündeme geldi. Darbenin başarısızlığı ABD hanesine yazıldı. Suriye’de savaşın geldiği durum yine Batı’nın önemli ölçüde yenilgisi olarak olarak kabul edilmeli. Elbette savaş henüz bitmedi. Savaşı sürdürme, büyütme girişimleri tekrar tekrar gündeme gelecektir, ama bu saatten sonra Esad cephesini yenip, köklü bir başarı elde etmeleri zor. Bundan sonra savaşın yıkımının Türkiye’yi daha fazla etkilemesi ise kaçınılmazlaşacak.

Özellikle Ortadoğu’da bugünlere gelirken ne ABD’nin ne de genel anlamda Batı’nın tek bir siyaseti ve tek bir merkezi olmadı. ABD’nin kendi yüz kusur yıllık emperyalist-saldırgan tarihinden bir şey öğrenmediğini bir kez daha gördük. Özellikle Ukrayna ve Ortadoğu cephesinde işlerin ABD açısından silah satışlarında artış dışında iyi gitmemesi, sermayenin temsili açısından bütün Batı’da sorun yarattı. Ve Batı’da da sağ popülizmi temel alan siyasal akımların yükselişinin yolu açılmış oldu. Brexit, Trump gibi vakalar bu yenilginin ürünü. Sonuçta Batı, dünya genelinde hegemonya kuramaz iken aynı zamanda kendi içinde ideolojik bir krize düştü. Son olarak Fransa ve İtalya da olduğu gibi daha sağ siyasetler ön plana çıktı. Nitekim İtalya’da geçen hafta sonu yaşanan referandumun kazananlarından Kuzey Ligi lideri Matteo Salvini Twitter’da "Yaşasın Trump, yaşasın Putin, yaşasın Le Pen ve yaşasın Kuzey Ligi!” diye buyurmuş.


Denge arayışları

Putin’in söylediği ikinci kısma yani “küresel denge yeniden oluşmaya başlıyor” iddiasına bakacak olursak bunu söylemek için henüz erken. Suriye’de “uzlaşma” havası, OPEC’in petrol üretimini sınırlandırması kararı(Söz konusu olan menfaatler olunca bütün düşman kardeşlerin uzlaşabileceğini göstermesi açısından da önemlidir.) gibi şeyler bu çerçevede birer adım olarak görülebilir. Ama sonuçta bu sadece birer adımdır.  Postmodern yeniden paylaşım savaşında dengelerin oturması daha çok zaman alacaktır. Maalesef henüz dünyanın savaşa doyduğundan söz etmek için erken. Özellikle Trump’ın çalışacağı kişilerle ilgili olan tercihleri de bunu belgeler nitelikte.