Aslında ilk başlığım “sandıktan savaş çıktı” olacaktı. Bunun çok karamsar olacağını düşünerek değiştirdim. Ne yazık ki benim değişikliğim sonucu değiştirmedi. 

Sıcağı sıcağına ilk bakışta seçimin iki somut sonucu var. Bir Erdoğan (AKP) Kürt Özgürlük Hareketi, Kürt legal siyaseti ve onu destekleyen tüm kesimleri imhayı hedefleyen bir savaş politikasını seçim kampanyasının merkezine oturttu. Bunun inandırıcılığı konusunda da elinden geleni yaptı. Tarihin en büyük katliamına zemin hazırladı. Savcılık belgeleri de bu saldırıları düzenleyenlerin emniyet ve istihbarat birimleri tarafından bilindiğini doğruluyor. Yaşanan bu katliamlar da bu göz yummanın somut sonuçları. Hem saray hem TSK ve hem de hükümet -ki bu hiyerarşik sıralamada hükümet son sıradadır- Temmuz ayından bu yana orta şiddete de denemeyecek açık bir savaşın yürütüldüğünü ilan ediyor. Dahası son olarak Başbakan YPG’nin de vurulduğunu açıklayarak hava kuvvetleri komutanının “iki cephede savaşıyoruz” açıklamasını bir kez de hükümet adına teyit etti.

Bu savaş yanlısı kampanyayı yaparak MHP’nin içinde imhaya dayalı “çözümü” savunan tabanı da “ırkçılık konusunda MHP’ye gerek yok onu da ben yaparım” diyerek ikna etti. Erdoğan’ın MHP’ye dönük hesabının bununla sınırlı olmadığı görülüyor. İkinci aşama olarak önümüzdeki süreçte parlamentoya giren MHP milletvekillerinden ciddi bir transferi hesapladığı da açık. Nitekim anayasa değişikliği için gerekli 330 milletvekili ancak böyle sağlanabilir. Burada ya açıktan transfer yolu denenecek ya da anayasa değişikliği oylamasında MHP grubunda iktidara destek oyları ile ilk isyan başlatılacak. Erdoğan böylelikle MHP’den milletvekili seçilen radikalleri de devşirerek MHP’nin tarihsel rolünü de üstlenip ırkçı kimliğini pekiştirecek. Bu yüzden Erdoğan’ın (AKP’nin) yeni anayasa konusunda parlamentoda bir uzlaşma arayacağını beklemek saflık olur.

Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun başdanışmanı kontenjanından emekli, Akşam gazetesi yazarı, Etyen Mahçupyan seçimlerin ardından çözüm sürecinde yeni bir dönem başlayacağını söylüyor. Aljazeera Türk’e konuşan Mahçupyan, “Bence çözüm sürecinde ikili bir tavır söz konusu olacak. PKK konusunda bir geri adım olacağını hiç sanmıyorum. Gördüğüm kadarıyla silahlı çatışma ve Suriye’deki olay devam ettiği sürece hükümet de PKK’ya karşı şu anki tavrını, çatışmacı tavrını devam ettirecek. PYD’ye karşı da devam ettirecek. Öte yandan yurt içinde de HDP’nin muhatap alınma ihtimalinin çok düşük hale geldiğini görüyorum. Ve AK Parti’nin şimdi Kürtlerle baş başa olduğunu düşünüyorum” diyor. Bu azgınlaşmış savaş aygıtını durdurabilecek tek güç HDP ve bileşenlerinin oluşturduğu güçlü örgütlü gerçek halk muhalefetidir.


1 Milyon seçmen neden gitti...

Saray’ın savaş karargahına dönüşeceği yeni dönemde HDP’nin de bu seçim sonuçlarını çok iyi ve serin kanlı bir biçimde değerlendirmesi gerekir. Burada takınılması gereken tavrın da değerlendirmelerin yanısıra içe dönük eleştirilerin her zamankinden daha yüksek bir sesle dile getirilmesi olacaktır. Bu tarihi bir sorumluluk olarak karşılarında duruyor HDP’lilerin.

HDP bu sonucu 7 Haziran’da alsaydı başarı olarak değerlendirilecek bir orandı. Ancak yüzde on üçten buralara gerilemesi bir önceki başarıdan daha büyük bir başarısızlığa işaret ediyor. Bu açık. Bir önceki seçimlerde HDP’yi yüzde on üçe taşıyan oyların büyük bir bölümünün geçici olarak AKP’ye gitmiş HDP’nin doğal oyları olduğu açıtı. Bunlar ağırlığı mütedeyyin dindar Kürt oylarıydı. Bu oylar HDP için emanet oylar değil aksine emanetteki oyların kendi safına dönmesini temsil ediyordu. 

HDP’nin 7 Haziran akşamı kesin seçim sonuçları açıklanmadan alınan oyların bir bölümünün “emanet” oylar olduğunu ilan etmesi, yüzde 13 oyun ortaya çıkmasına katkı sunan seçmeni iyi okuyamamak anlamına geliyordu. İlk günden seçmeni emanet ilan etmek sonrasında da bu seçmene ulaşamamak bugün ortaya çıkan sonuçta etkili oldu. HDP ayrıca emanet olarak görüp “kıymet” verdiği oyların CHP’den geldiği gibi hiçbir gerçekliği olmayan bir varsayımla kendi doğal seçmenini bir anlamda görmezden de geldi. 7 Haziran sonrası oraya konan iktidar perspektifinden yoksun yaklaşımlar ve aday belirlemede ciddi sıkıntılar olduğu da anlaşılıyor. HDP’nin 21 milletvekili kaybetmesinde bu yanlış tercihlerin de etkili olduğu ortada.

Seçim sonuçlarını, “Özgür, eşit ve adil bir seçim olmadı“ ile izah etmek çok eksik olur. Evet bu gerekçelerin hepsi doğrudur sonuçta da etkili oluştur. Ancak bu durum bu seçime has bir durum değildir. Ayrıca bir belirlemenin doğruluğu haklılığını da mutlaklaştırmaz. Sondan başlarsak 7 Haziran seçimleri de özgür, eşit ve adil bir seçim değildi. Ayrıca HDP’yi bugüne getiren siyasal geleneği seçmeni ile ilişkisini seçim kampanyaları üzerinden mitingler üzerinden kuran bir partiye indirgemek de haksızlık oluyor. 

Unutulmaması gereken, Saray komutasındaki yeni savaş hükümetinin topyekün saldırganlığına karşı koyabilecek olan tek örgütlü güç HDP ve bileşenleridir. Bu toprakların en ciddi kitlesel muhalefet cephesidir bu. Seçimi ve sonuçlarını iyi tahlil etmek bu cephenin genişlemesi içinde zaruri bir görevdir.