Evet, “Barzani”lerin Türkiye trafiği yoğun… Biri geliyor, diğeri gidiyor. Zaman zaman “Rojava devriminin” başı üzerinde tehlikeli pazarlıkların da yapıldığı bu trafiğin “enerji” istikametiyle ilgili daha önce yazılmış bir yazıdan bazı verileri yeniden ve bir “hafıza” oluşturmak için bu vesileyle aktaralım:

“Kürt bölgesinde yaklaşık 45 milyar varil ham petrol bulunuyor. Kerkük’teki 10 milyar varil petrol rezervi de ilave edilirse bölge rezervi 55 milyar varili buluyor. Yine Kürt bölgesinde 71-100 trilyon kübik feet doğalgaz bulunuyor. Bütün bunların parasal değeri 5 trilyon doları geçiyor.”
Bu çok büyük bir zenginliktir.
Böyle bir zenginliğin halklara “refah” mı, yoksa “felaket” mi getireceği, pek çok etkene bağlı. Ama bizim somut konumuz bakımından, sonucu tayin edecek olan etken, “Kürdistan’ın tüm parçalardaki Halkların demokratik ulus temelindeki birliğidir.” Kürdistan’ın tümünün olduğu gibi, şu anda bu büyük zenginliği barındıran Güney’in geleceği, istikrarı ve kaderi bu etkene bağlı…
Şu anda bütün küresel ve bölgesel güçler, Kürdistan topraklarındaki zenginlikleri kendi aralarında paylaşmak için müthiş bir rekabet içindeler. Küresel güçler olarak “Rusya ve ABD”, bölgesel güçler olarak “İran ve Türkiye” bu rekabetin sivri uçlarıdır. Türkiye’nin durumunu aşağıdaki veriler aydınlatıyor:
“Türkiye’nin 2013 yılının ilk 9 ayında 75 milyar 130 milyon dolar düzeyinde gerçekleşen dış ticaret açığının 15 milyar 813 milyon dolarla, yüzde 21’ini Çin’e verilen açık oluşturdu. Çin’i, 13 milyar 316 milyon dolar dış ticaret açığıyla Rusya, 7 milyar 715 milyon dolarla Almanya izledi.”
Bu büyük “Açığa” karşılık, bir de Türkiye’nin Güney’le ticaretinde ne oluyor?
“Türkiye’nin 2012’de en çok ihracat yaptığı ülke Almanya’dan sonra Irak oluyor. 2012’de Irak’a ihracat 10 milyar 822 milyon dolara ulaştı. Bu yılın ilk dokuz ayında Irak’a ihracat 8 milyar 473 milyar dolar oldu. Türkiye’nin Irak’tan ithalatı 2012’de 149 milyon dolar düzeyindeydi, bu yılın ilk dokuz ayında 88.9 milyon dolara ulaştı.”
“Evet, Türk kapitalizmi Çin’le, Rusya’yla ve başta Almanya ile olan ticaretinde tastamam 75 milyar dolar AÇIK veriyor, buna karşılık küçük bir bölümü Irak’la, esas bölümü Kürdistan’la olan ticaretinde 10 milyar dolar FAZLA veriyor. “Yani “küresel emperyalizm” Türkiye’yi sömürüyor; “bölgesel emperyalist Türkiye” de Kürdistan’ı yağmalıyor.”
Şu anda Güney’de ve Irak’ta petrol ve inşaat sektöründeki şirketlerin ezici çoğunluğunu, Türk ve İran kapitalist şirketleri oluşturuyor.
Bu ne demektir?
Bu, Güney Kürdistan pazarında, iki süper gücün müttefiki iki bölgesel gücün, amansız bir rekabet içinde olması demektir.
Daha düne kadar Türk kapitalizmi, İran’ın küresel güçler tarafından baskı altına alınmasından yararlanarak, bu rekabette bir hayli yol almış olsa da, şu birkaç hafta içinde meydana gelen gelişmeler, İran’ın “ambargolardan” kurtulma sürecine girdiğini gösteriyor. Bu, İran’ın rekabet alanında etkinleşeceğini haber veriyor.
Yalnızca bu veriler ve olgular bile, Kürdistan’ın dört parçasını aralarında paylaşmış devletlerin bulunduğu bölgede, “barış ve istikrarın” güvence altına alınmadığını gösteriyor. Ortadoğu’da iki yüz yıldır süregiden savaşların, darbelerin. Krizlerin altında “enerji kaynaklarına ve yollarına” el koymak isteyen güçlerin çıkarları yatıyor.
Şimdi Kürdistan’ı, onun zenginliklerini, Kürdistan halklarının ortak çıkarlarını korumak için biricik güvence, “bölge devletleriyle tek taraflı ittifaklar” değil, bütün devletlerle barışçı ilişkilerin güvencesi olarak, Kürdistan halklarının birliğidir.
Şunu hatırlayalım: Kürdistan bir bütündür. Onun petrolü de, güvenliği de, geleceği de ortaktır.