AKP/Saray diktatörlüğünün cezaevlerinde adli ve siyasi tutuklu ve hükümlülere giydirmeye hazırlandığı tek tip elbise, toplumu, hayatı, insanı tek tipleştirme planının bir parçası olarak ele alınmak zorunda. Fethullah Gülen örgütüne yönelik davalardan tutuklu ve hükümlü olanlardan başlayarak tüm cezaevlerinde uygulamaya koymaya çalışacakları bu plan, genel saldırı dalgasının bir parçası. Çeşitli gerekçelerle hapsedilenlerin sayısı 200 bini geçmiş durumda. AKP’liler yaptıkları ya da yapacakları cezaevlerinden halka müjde verir gibi bahsediyorlar. Cezaevi ya da adliye binası yapmayı, ilerlemenin, demokratikleşmenin bir kriteri sanıyorlar, bununla övünüyorlar.
Cumhuriyet tarihi boyunca, siyasal-toplumsal mücadeleyi susturmanın bir yolu olarak siyasi tutsaklar her zaman hedef alındı, cezaevlerindeki sistem, iktidarların hedeflerine paralel olarak sürekli değiştirildi. 12 Eylül faşist darbesinden günümüze bunun sayısız örneği mevcut. En yakın tarih, 19 Aralık Cezaevi katliamı ve F tipi cezaevleri pratiği.
Tek tip elbise dayatmasının da amacı, susturmak. Tecrit, fiziki saldırı, ağır disiplin cezaları altındaki siyasi tutsakların yanı sıra adli tutuklu ve hükümlüler ile FETÖ ile bağlantılı oldukları iddiasıyla hapsedilenlerin tamamından tek bir itiraz gelsin istemiyorlar. Cezaevinden tahliye edilen her bir kişi iradeleri teslim alınarak robotlaşsın, “hiç”leşsin istiyorlar.
Tek tip elbisenin, siyasal şiddetin bir aracı olmasının dışında ideolojik bir anlamı daha var: Tekçilik. Ve bu öyle bir tekçilik ki, tek devlet, tek millet, tek dil, tek din, tek vatan da yetmiyor artık. Sosyal ve kültürel alandaki her kurum ve bireyin de tekliği amaçlanıyor. Herkes birbirinin aynısı olacak. Rol modeli de elbette, Erdoğan’ın “kindar ve dindar nesil” tasavvurundakiler. Herkes diğerinin aynısı olurken, yalnızlaşacak da. Her bir insan çaresizliği, umutsuzluğu, korkusu, kaderi, yoksulluğu ve yoksunluğu ile yalnız başına kalacak.
Çok açık ki, AKP/Saray rejimi, tek tip elbiseyi tüm topluma giydirmek istiyor. Bu düzenlemeyi, OHAL kapsamında yapılan diğer düzenlemeler ile birlikte düşünelim. KHK kararlarıyla susturulan gazete, radyo, tv, ajans ve dergileri hatırlayın. Sosyal medyayı susturmak için, bazı sitelere erişim yasağı getirmenin yanı sıra, kendi işleyişlerini de tehlikeye sokacak şekilde interneti tamamen yavaşlattıkları dönemler oldu. Amaç şu; hakikatin sesi kısılacak, gazetelerden, televizyonlardan diktatör Erdoğan dışında tek bir ses yükselmeyecek, hep diktatörün gergin, öfkeli, mutsuz, saldırgan sureti ve sesi kulaklarımızı, gözlerimizi işgal edecek.
Kadınların doğurganlıklarına, cinselliklerine, kıyafetlerine, gülmelerine, ağlamalarına, yürümelerine, özetle nasıl yaşayacaklarına dair yapılan müdahalelerin de Saray’ın “tek”lik dünyasında bir anlamı var elbette: tek tip kadın. O kadın da evdeki patron “koca” karşısında “anne”, “eş”, fabrikadaki patron karşısında ise güvencesiz çalışan “ücretli köle”, sokakta, otobüste, parkta, mahallede karşısına çıkan “erkek”ler karşısında ise bir “hiç” olacak.
Birkaç hafta önce kadınların sokaklara da yansıyan itirazına rağmen kabul edilen Müftülük Yasası da, toplumsal hayatı, “tek din”e göre örgütlemenin en önemli adımıydı.
Ezilenler, devletin resmi/gayri resmi silahlı güçlerinin baskı ve saldırısının yanı sıra muazzam bir ideolojik kuşatma ile de karşı karşıya. Matruşkalar gibi, her açtığımızın içinden bir “Tayyipçik” çıkacak. Ancak bunun elbette bir sebebi var. O da ecele çaresi olmayan korku. Her gün ortaya çıkan yolsuzlukların, kaçırdıkları vergilerin üzerini sansür, tehdit ve baskı ile kapatmaya, Suriye ve Rojava’da yaşadıkları yenilgiyi mangalda kül bırakmayan tehditleri ve yeni savaş planları ile unutturmaya çalışsalar da, tünelin ucu göründü. Tek tip elbise saldırısı ile tüneldeki yolculuklarını uzatma amacındalar. Bu kefeni, cezaevlerine giydirirlerse, tüm topluma da giydirebileceklerinin biliyorlar.
12 Eylül askeri darbesinin ardından uygulamaya sokulan tek tip elbiseye karşı direniş önemli bir deneyim ve miras bıraktı. Tutsaklar bu deneyimin üzerine, son 17 yıldır F tipi hapishanelerde elde ettikleri direnişlerin deneyimini de koyarak, direneceklerini defalarca ifade etti. Ancak cezaevi direnişlerinin gösterdiği gerçek şu ki; “dışarı”nın mücadelesi olmadan “içeri”nin mücadeleyi kazanımla sonuçlandırması ancak büyük bedeller ile mümkün olabiliyor. Dolayısıyla tek tip elbise saldırısının hedefi ve amacına uygun olarak, mücadelenin hem içeride hem de dışarıda birlikte yürütülmesi önem kazanıyor.