Bunların bütünü kafayı yemiş. Üstelik bu hastalık iflah olmaz türünden. Çözümsüz. Yani haklarında söylenecek en hayırlı söz, “Allah kurtarsın” olur ama, katillerin hep cinayet mahallinde gezdikleri gibi cenaze törenlerinden hiç ayrılamadıkları için, “bu hastalığı sadece teneşir paklar” sözü belki de daha uygun düşerdi. 
Genelkurmay Başkanı Akçakale’de halka sesleniyor: “Gereken karşılığı verdik. Zayiatları oldu.” Sonra yanındaki Kara Kuvvetleri Komutanı’na dönüp soruyor: “Tekrarı durumunda daha şiddetlisini yaparız değil mi?” Halkın yoğun ilgi göstermesi üzerine: “Helal olsun size, bravo” diyerek yumruğunu havaya kaldırıp, “Buradayız. Dimdik ayaktayız” diyor. Şaka yaptığımı, abarttığımı falan söylemeye kalkmayın, bozulur mosmor olursunuz. Haberi gazeteden aynen aktardım. Bu konuşmayı yapar kişi Genelkurmay Başkanı. Akli dengesi yerinde mi bu konuşmayı yapan kişinin? 
Sonra, içerdiği değerlendirmelerden hoşlanmadığı Avrupa Birliği’nin İlerleme Raporu’nu canlı yayında televizyon kameralarının önünde, "bu son çıkan AB İlerleme Raporu çöpe atılacak bir rapor" deyip yere fırlatan Anayasa Komisyonu Başkanı profesör ve milletvekili Kuzu inciler döktürüyor ağzından: "Burada büyük bir Başbakan var, ABD'de zavallı bir Obama var. Bunlar bilinmiyor. Bu rapor rezil bir rapor. Bu son çıkan AB İlerleme Raporu çöpe atılacak bir rapor. İşte atıyorum buradan. Burada çöp yok ama yere atıyorum. Aha çöpe atıyorum. Bu rapor bizim tanımadığım sözde devlet Güney Kıbrıs'ın başkanlığında alınmış kirli bir rapordur." Bu konuşmayı yapar kişi Meclis’in Anayasa Komisyonu Başkanı. Akli dengesi yerinde mi bu konuşmayı yapan kişinin? 
Yine de inanmadınız bana değil mi? Bu kadarı da olmaz mı dediniz? Alın öyleyse belanızı:
Bir Gazete’nin başlığı: “Okulları ateşe veren PKK Kürtlerin geleceğini PKK’nın hedefi cahil Kürt.” Ve yazı devam ediyor: “PKK’nın ekmek kapısı cahiliyet. Dağa eleman kazandırmak için Kürt halkının geleceğini yakıyorlar.” Halkının ekseriyeti Türkçe bilmeyen bir ülkede (Kürdistan’da) Türk asimilasyonunun en önemli aracı olan Devlet-Fethullah karışımı İslam-Türkçü medrese tedrisatına yönelik saldırılardan söz ediyorum. Batı’da (Türkiye’de) utangaç bir tarzla da olsa, biraz üstü örtülü altı açık olarak (yani İslami usulle) artık “yabancı dil statüsüne kavuşmak üzere” olan Kürtçe’nin Batı’lı yorgun sahipleri, “bizim Türkçe öğrenmemizi neden engelliyorsunuz” diyerek PKK’yi eleştiriyor.
Bir şey anlamadınız değil mi? Ama ben sizi anladım. Çoğu Türk'te Türkçü doğuşla birlikte kalıtımsal olarak aktarılan tekçilik mikrobunun (kemo-tay), bazı Kürtlerde ise sonradan edinilen yalakalık (Metinerlik) mikrobunun beyni sarması sonucu kazanılan bir hastalık türüdür bu sapkınlık.
Alın bir başkasını: Bir polis bir MİT ajanını vurmuş. İki asker intihar etmiş. Çatışmada öldürülen korucuyu askerin vurduğu iddia edilmiş… 
Yargıtay “töre cinayetleri” ile “namus cinayetleri”ni birbirinden ayrıştırdı ve namusu erkeğin iki bacağı arasında korumaya almış; askeri okullara da Kuran dersleri getiriliyormuş; köyüne bomba düşmüş savaş mağduru Akçakalelilerin psikolojik sağlıklarına tekrar kavuşturulabilmeleri için psikologlarla birlikte önce düşman topa tutulmuş, sonra bölgeye tankla topla yığınak yapılmış, savaş mağduru çocuklara hediye dağıtılıp, savaş için destek istenmiş.
Bir şey anlamadınız değil mi? Ama ben sizi anladım. Gözü dönmüş ırkçı-milliyetçilik “asil” kanınızda fıldır fıldır dolaşırken siz yine de “ne mutlu Türkü’m” diyebiliyorsanız eğer, zaten bunca acıyı niye yaşadık diye sormamıza gerek mi var?
“Bizimkiler üç fazla öldürmüş. Zaten başa başsa onlar yenilmiş demektir. Yok ama bizimki mayına basarak ölmüş, savaşarak değil. Savaşsalardı zaten bizimkiler kesin ötekileri yenerdi…” Bu bir uzman ve bir gazeteci arasında gerçekleşen TV tartışmasıdır, ciddiye alın lütfen.
***
Size çok yakıştığını düşünsem de öfkeleniyorum artık. Bana meydan savaşlarında yarı çürümüş halde sırıtan kurukafaları hatırlatıyorsunuz. Sırıtmayın. Bu ölüler sadece sizindir. Sömürgeci bir devletin, sömürge halkların özgürlük istemini bastırmak için sürdürdüğü savaş haklı bir savaş değildir. Ve böyle bir savaşta kaybedilen sömürgeci asker ne şehittir ne gazi. Hatta artık sayısı sürekli gizlendiği için Niyazi bile değildir. Ve bu nedenle onlar için daha çok ağlıyorum. Her gerilla kaybı bir sayısal kayıttır sadece ve yarınlar içinde yaşayarak insanlığın onurunu yüceltir. Ama var mıdır bugün gururla yad’edilen bir sömürgeci asker adı? Onlar gerçek kayıptır ve insan olan onlara ağlar. 
***
Hayır, bir tiyatro oyunun parçalar aktarmıyorum size. Burası Türkiye ve yukarıya aktardığım olaylar günlük gazetelerden öylesine aklıma takılan “bir günlük” panorama.
Bunların bütünü kafayı yemiş durumda. NTV gibi “ciddi” TV kanallarını, Taraf gibi “liberal-demokrat” “ciddi” gazeteleri, aydını cahili böylesine yalaka-yalama bir duruma düşüren şey, sadece, artık yüzünü açıktan sergilemekten çekinmeyen İslamcı-faşist Kemalist diktatoryanın saldığı korku imparatorluğunun hükümranlığıyla açıklanamaz. “Her halk, layık olduğu yönetimle yönetilir” diyen Marx’ın saptaması, haklılığını Türkiye üzerinden örneklemektedir. Böylesine çirkin, ahlaken düşük, vicdanen düşük, kimlik olarak silik, birey olamadığı için hep köle zihniyetiyle yaşayan yani biat duygusunu içselleştirmiş bir toplumsal kültür zemini reddedilseydi bu toplumdan AKP Devleti gibi bir ucube ürer miydi?
Tamam, ben de biliyorum, bu toplum için artık aklı başında öneriler getirmek de mümkün değil. Çünkü toplumun aklı başında değil, “teneşir paklar” demek ise vicdansızlık.
Tek yol, barış, ama…
Aması yok, şöyle ya da böyle ama tek yol barış.