"Bizde esnaf ve sanatkar demek, ticaret yapan, alan-satan, sırf ekonomik faaliyette bulunan insan demek değildir. Bizim medeniyetimizde, milli ve medeniyet ruhumuzda esnaf ve sanatkar gerektiğinde askerdir, alperendir, gerektiğinde vatanını savunan şehittir, gazidir, kahramandır. Gerektiğinde asayişi tesis eden polistir, gerektiğinde adaleti sağlayan hakimdir." Bu satırlar Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 26.11.2014 tarihinde 4. Esnaf ve Sanatkarlar Şurası'nda yaptığı konuşmadan alınmıştır. Konuşmanın zamanlaması da manidardır. Ali İsmail Korkmaz'ın Gezi eylemleri sırasında Eskişehir'de polis esnaf işbirliği ile linç edilerek öldürülmesine ilişkin davanın görüldüğü güne özel olarak denk getirilmiştir. Ülke yönetiminin en tepesinde yer alan kişi, ne pahasına olursa olsun iktidarını koruma maksatlı olarak, yalnızca faşizmin sembolü olan yakın tarih örneklerinde görülebilecek düzeyde bir faşist organizasyona çağrı yapmaktadır.
Böylesi bir ''kara gömlekliler'' organizasyonu zaten bir süreden beri gündemdeydi. 1453 adı altında paramiliter bir örgütlenme, özellikle Alperen dernekleri baz alınan bir çalışma ile kurumlaştırılmaktaydı. Demokrasi ve sosyalizm karşıtı Sünni milliyetçilik temelinde yıllarca beyni yıkanmış ve fanatik bir Kürt ve Alevi düşmanlığı ile şartlandırılmış orta sınıf yığınları, bir süreden beri AKP eliyle iktidarın baltalı, sopalı bekçileri olarak mevzilendirilmekteydi. Şimdi de toplumsal muhalefeti terörize edebilecek bütün potansiyel güçler Erdoğan'ın muhafız gücü olarak konumlandırılmaya devam edilmekte ve bu yolla toplumu sindirerek teslim alma yoluna gidilmektedir. Bunun son örneği Gülen Cemaatine yönelik tasfiye operasyonunun başlayış biçimidir. Sol kamuoyunun bile dikkatinden kaçan önemli bir ayrıntı AKP'nin nasıl her adımda paramiliter bir örgütlenmeyi yaygınlaştırmakta olduğunu göstermektedir. Operasyon, Tahşiyeciler adıyla bilinen cihatçı fanatik Sünni bir organizasyonun lideri Mehmet Doğan adında bir kişinin savcılığa Gülen Cemaati aleyhinde yaptığı özünde manüple edilmiş bir suç duyurusu ile başlatılmıştır.Yani Gülen cemaatine yönelik bir tasfiye başlatılırken, bir tür El Kaide versiyonu olabilecek silahlı bir teşkilat koruma altına alınarak yedeklenmiştir. Bütün bu gelişmeler Erdoğan iktidarının meşru yollardan korunmasının mümkün olmayacağı yakın bir geleceğe yönelik kanlı bir hazırlığın parçalarıdır.
Dolayısıyla adına çözüm süreci denen ama tarif etmekte giderek zorlandığımız tarihsel aşamanın demokrasi, barış ve özgürlük adına herhangi bir sonuç üreteceğine dair iyi niyetli yorumlara kuşkuyla yaklaşmak ve hazırlıkları daha gerçekçi olasılıklara göre yapmak daha elzem gibi görünüyor.
Son dönemde çözüm süreci adına konuşan bütün hükümet sözcülerinin neredeyse ağız birliği etmişcesine sürecin asli muhatabı PKK'den israrla ''terör örgütü'' diye bahsetmesindeki akıldışılığın aslında kendilerince mantıksal bir nedeni vardır. Çünkü seçimlerden sonra toplumsal muhalefet adına ne varsa üzerinden silindirle geçerek teslim alacakları yığınlar üzerinden kurmayı düşledikleri tekçi faşist bir başkanlık sistemine karşı etkili ve örgütlü neredeyse biricik itiraz olabilecek PKK, faşist Erdoğan rejiminin korkulu rüyasıdır ve olmaya da devam ediyor. Dolayısıyla Anadolu coğrafyasının her bir karış toprağında yaşayan ve sömürüsüz ve özgür bir yaşam hayal eden her bir bireyin özgürlük ateşini bugüne kadar diri tutan bu kavganın öncüleriyle dayanışması her zamankinden de önemlidir. Tersi faşizmin karanlığında soluksuz kalmak olacaktır.
cenap.oezek@hotmail.de