
Türkiye, Erdoğan ve AKP önderliğinde bugün Kürtlere karşı topyekün bir savaş yürüttüyor. Bu savaşın kapsamını ve nedenlerini birçok çevre halen tam kavramış değil. AKP ve yandaş medyaları, psikolojik savaş merkezleri savaşın başlamasını PKK'nin yaptığı bazı basit olaylara indirgemeye çalışarak hedef saptırmaya ve asıl niyetlerini gizlemeye çalışıyorlar. Barış ve çözüm umutlarıyla çok oynadılar. Halklarda bir beklenti yarattılar. Savaşın istenmediğini biliyorlar. İçte ve dışta tepkileri de Kürt tarafına yıkarak bir taşla birkaç kuş vurmaya çalışmaktadırlar.
AKP ve devletin bazı kesimleri Kürtlerle savaşa karar vermişlerdi. Bu savaşın çok kapsamlı ve derinlikli incelenmesi gerekir. Sıradan yaklaşımlarla, kamu güvenliği söylemleriyle bu tarihi gerçeklerin örtbas edilmesine izin vermemek gerekir. Kaldı ki, kamu güvenliği savaştan önce çok olumlu bir seyir izliyordu. İki yıldan fazla bir zaman içinde herhangi bir çatışma olmamış ve cenazeler gelmemişti. Diyalog ve görüşmeler kamu güvenliği için en iyi seçenek ve güvenceydi. Silahların tümden devreden çıkmasına doğru süreç ilerliyordu. Ancak AKP'nin asıl amacı kamu güvenliği filan değildi. Asıl amaç Kürtlerin bastırılması ve tasfiye edilmesiydi.
AKP savaşı ne zaman başlattı? 24 Temmuz'da. Bu tarihte hükümet düşmüştü. Dolayısıyla meşruiyeti kalmamıştı. Yeni hükümetin kurumlasına kadar usulen başta kalacaktı. Böyle bir hükümetin Türkiye'nin kaderini ilgilendiren savaş gibi konularda karar alması normal değildir. Zaten süreç tümüyle raydan çıkarıldı. 7 Haziran seçim sonuçları reddedildi. Ortaya çıkan iradeye darbe yapıldı. Bu darbe ortamında da katliamlar eşliğinde hem savaş başlatıldı hem de seçimlere gidildi. Ankara Katliamıyla bir kez daha görüldü ki, devleti yönetenler klasik, kanlı oyun ve prokovasyonlardan vazgeçmiyorlar. Halk tam bir kuşatmaya, savaş çıkmazına sokuldu. Daha önce yapılan kamuoyu araştırmalarında çözüm sürecine olan halk desteği yüzde yetmiş-sekseni buluyordu. Toplum birden kendisini toz duman içinde, savaşın kollarında buldu.
Türkiye gibi güçlü devlet geleneği olan bir devlet basit nedenlerle, bazı olaylara dayanarak savaşa girmez. Savaşa girmesi için güçlü nedenlerinin olması gerekir. Bu açıdan Kürtlerle yürütülen bu topyekün savaşın köklü-derin nedenleri var. Türkiye'yi yöneten hükümetler ve ordu 1980'lerden beridir PKK öncülüğünde direnen Kürt halkıyla savaşıyor. Savaşta her türlü yol ve yöntem denendi. Katliamlar, köy yakmalar faili meçhuller, her türlü işkence ve hapisler vb. Ancak bunlarla sonuç alamadı. Bunlardan çıkarılan derslerle AKP görüşme ve diyalog yöntemlerini de daha görünür biçimde devreye soktu.
Görüşmelerle olabildiği kadar PKK'yi oyalama, halkta beklenti yaratma amaclandı. PKK ve önderliği, hareketle halk arasında çelişki ve bölünme yaratma hedeflendi. Sonuç olarak amaçları Kürt hareketini zayıflatma ve tasfiye etmeydi. Ancak bu beklentileri gerçekleşmedi. Tersine süreçten PKK ve Kürt halkı güçlenerek çıktı. Özellikle Rojava'nın devreye girmesiyle AKP ve devletin dengesi bozuldu. Kürtler giderek bölgede etkin bir güç olmaya ve yeni mevziler kazanmaya başladılar. Tarih sahnesine çıkan bu güçle ittifak yapıp birleşme yerine yine klasik devlet refleksiyle onu durdurma, zayıflatma ve ezmenin yollarını aramaya başladılar. Tarihi Kürt düşmanlığı ve inkarı yine depreşti.
Bu tarihi düşmanlık ve ırkçılık Kürtlere karşı yürütülen savaşın asıl nedenidir. Baktılar Kürtler Türkiye'nin sınırları içinde güçleniyorlar, bilinçlenip örgütleniyorlar, belediyeleri kazanıyorlar, parlamentoya güçlü girmeyi başarıyorlar, Rojava'da IŞİD'e karşı direnerek dünyada saygınlık kazanıyorlar... İşte bütün bunlar onların düşmanlığının depreşmesine ve Türkiye'yi savaşa sokmalarına neden oldu.
Erdoğan ve düşmüş bir hükümet tek başına böyle kapsamlı bir savaşa karar veremez. Ne kadar istese de buna güçleri yetmez. Bu devlet o kadar da sahipsiz değildir. Erdoğan devletin geleneksel reflekslerini de dikkate alarak ordunun etkin bir kesimiyle anlaştı. Erdoğan ve AKP iktidari kaybetme korkusu yaşıyorlardı. Ordu ve devletin önemli bir kesimi de Kürtlerin güçlenmesinden ürküyorlardı. AKP, Kenan Evren'in etkinleştirdiği Türk-İslam sentezinin en iyi savunucusu ve uygulayıcısıydı. Ayrıca MHP lideri Bahçeli partisini feda etme pahasına Erdoğan'ı ve AKP'yi savaşa çekip klasık Türk ırkçılığını, milliyetçiliğini dayattı. AKP bu yönüyle MHP çizgisine geldi. AKP bugün hem MHP'lileşmiş hem de klasik devletin "tek millet, tek dil, tek devlet" çizgisinin vücut bulmuş halidir.
AKP'yi sadece milliyetçi, muhafazakar veya pragmatist olarak nitelemek yetmiyor. Ordunun etkili çevreleriyle cumhuriyeti yeniden restore ederek demokratikleşmeyi önlemeye ve otoriter bir rejim altında demokratik muhalefeti ve Kürt halkının direnişini kırarak, tüm kazanımlarını ortadan kaldırarak Lozan'ı yeniden güncelleştirmek istiyor. Rojava'da IŞİD üzerinden Kürtlerle savaştı. Kürtler direnip güçlü çıkınca şimdi direkt biz YPG'ye saldırırız, diyorlar. Kürtler Fırat'ın batısına geçemez diye tehdit ediyorlar. Fırat'ın batısı kimin elinde? IŞİD'in. Erdoğan bundan rahatsız olmuyor.
"Suriye'deki ateşe odun taşıyanlar bilsin ki bu ateş onları da yakar" diyen Erdoğan'dır. Yalan ve demogojide üstlerine yok. Haklarını yememek gerek. IŞİD'e iki bin TIR'dan fazla silah ve malzeme veren ve binlerce militanını Türkiye üzerinden Suriye'ye sokan sanki kendileri değilmiş gibi. Ne kadar da masum ve adil duruyorlar! Dünyanın gözünün içine baka baka bu yalanları söylüyorlar.
Esad vatandaşlarını bombalıyor, İsrail Filistinlileri bombalıyor diye meydanlarda nutuk çeken Erdoğan ve hükümeti şimdi Cizre'yi, Silvan'ı ve Kürdistan'ın diğer köy ve şehirlerini bombalıyorlar. ABD ve NATO'ya, ittifaklarına dayanarak Kürt halkına karşı dünyanın gözü önünde katliamlar yapıyorlar. Bu devletler de çıkarları uğruna bu katlimalar ya seyirci kalıyorlar ya suç ortağı olup destek veriyorlar.
Ancak Erdoğan ve yandaşları bu defa istedikleri zaferi tadamayacaklar. Kürt halkı direnen ve örgütlenmiş bir halktır. Yeni bir Lozan'ın onu yok etmesine ve inkarına geçit vermeyecektir. Türkiye ve dünya devrimci-demokratik halklarıyla daha güçlü birlikler kurarak faşizme geçit vermeyecektir.