
Türkiye cezaevlerinde tek tip elbise uygulamasına 12 Eylül askeri darbesiyle geçildi. Askeri cunta ülkedeki tüm muhalefeti susturduktan sonra cezaevlerine el attı. Darbeden önce, sıkıyönetimle birlikte işkenceler sorgu merkezlerinde sistematik bir hal almıştı. Darbeden sonra yaygınlaştırılıp derinleştirildi. Türkiye’de yaşamın olağan bir parçasına dönüştürüldü. Ülkeye deli gömleğini giydirmeye kalkanlar bundan aldıkları hızla cezaevlerine de tek tip giydirmeye kalktılar.
Tek tip vatandaş yani faşist bir sistem ve homojen bir toplum hedefleyenler devletin zoruyla her şeyi yapacaklarına inanırlar. Bunu topluma dayatma hakkını da kendilerinde görürler. Şiddet ve korku sarmalında, psikolojik savaş eşliğin toplumu teslim almayı, kimliksizleştirmeyi hedeflerler. Demokrasi ve farklılıklar onlar için kurtulması gereken ayak bağlarıdır. Toplumu emir komutayla, KHK’lerle yönetmek daha kolay ve amaçlarına uygundur.
12 Eylül cuntası darbede başarılı olduktan ve toplumu belli bir kıvama getirdikten sonra cezaevlerini sistemli işkence merkezlerine çevirdi. Estirdikleri terör ve işkence sistemi üzerinden tek tip elbiseyi dayattılar. Başka türlü uygulanma olanağı yoktu. Türkiye’deki toplumsal yapı ve cezaevi geleneğinde tek tip elbise gibi alışkanlıklar, sistemler yoktu. Bunu olağan koşullarda, yasaların işlediği bir zamanda yapamazlardı. Ancak darbe ve faşist saldırı ortamında gündeme getirilebilirlerdi.
Askeri cunta tek tipi tutsaklara giydirerek onları tek tipleştirmeye, kimliksizleştirerek iradelerini devre dışı bırakmak istedi. Tek tiple devletin gücü ve üstünlüğü gösteriliyordu. Bu topluma da önemli bir mesaj yollar. Muhalefet ederseniz siz de bu kıskaca alınırsınız, deniliyor. Devletin elinde, onun karşısında son derece zayıflatılmış ve küçültülmüş bireyler yığını yaratılır. Bu uygulamanın hedefi her zaman öncelikle bilinçli ve örgütlü kesimler olur. Muhalif ve öncü kesimler ezilir ve teslim alınırsa toplumun geri kalan kesimleri zaten ellerinde kalır. İstedikleri gibi yönetir ve güderler.
12 Eylül’de faşist cuntasının yaptıklarını şimdi Erdoğan yapmak istiyor. Tek tip elbise yaygın direnişler sonucu 1989 yılında Özal hükümeti tarafından kaldırıldı. O tarihten günümüze kadar bir daha gündeme gelmedi. Tek tip olmadığı için cezaevlerinde herhangi bir güvenlik zafiyeti vb durumlar da ortaya çıkmadı. Tek tipi giydirmenin siyasi hedefleri dışında bir gereklilik olduğunu savunan da yok. Erdoğan’ın amacı rakiplerini, muhalifleri küçük düşürmek, iradelerini hiçleştirmek, intikam almaktır. Ortada herhangi bir hukuki gereklilik gibi sorunlar yoktur.
Erdoğan 15 yıldır iktidardadır. Bu yıllar içinde cezaevlerinde her zaman binlerce Kürt, siyasi tutsak vardı. Şimdiye kadar tek tip gündeme gelmedi. Bu da nasıl bir niyetinin olduğunu ve darbeyle bağını ortaya koyuyor. Hatırlanırsa, Erdoğan bir zamanlar AB’ye gireceğiz, diyordu. Reformcu kesilmişti. İddialı açıklamaları vardı. OHAL’li kaldırmakla övünüyordu. Yine işkenceye sıfır tolerans, diyordu. Türkiye şimdi OHAL ve KHK’ler kıskacında. Muhalif basına el konulmuş. On binlerce insan işkencelerden ve sorgulardan geçirildi. Hapishanelerde yer kalmadı. Cezaevleri Türk tarihinin en kalabalık dönemini yaşıyor. İnternete mesaj atanlar bile hapishanelere doldurulmaya başlandı. İşte 12 Eylül’de olduğu gibi korku ve terör eşliğinde tek tip elbise gündeme getirildi.
Erdoğan iktidarını sadece baskı ve terör ortamında sürdüreceğine inanıyor. Bu açıdan demokrasi diye bir derdi ve beklentisi kalmamış. Bunun için ittifakını MHP ve Ergenekon’la yaptı. 20 Temmuz’da yaptığı darbeyi derinleştirerek sürdürüyor. Eski ortağı Fethullahçıları öne çıkararak tek tip elbiseyi gündeme getirdi. Görüldüğü gibi tek tip elbise ancak darbe ortamında dayatılıyor. Dikkat edilirse buna karşı çıkacak bir basın ve hukuk çevresi ortada kalmamış. Erdoğan şark kurnazlığı yaparak Fethullah karşıtlığı üzerinden esas olarak muhalif ve demokratik güçleri hedef almıştır.
Erdoğan sözde Fethullahçıları öne çıkarıyor. Fethullahçılar cezaevlerinde direnebilseydi Erdoğan buna girişemezdi. Çünkü sol çevreler ve Kürt tutsakların direneceğini en azından hesaplar. Geçmişte köklü ve yaygın bir direniş deneyimi ve mirası var. Fethullahçılar direnir mi? Devletten geçinenlerin direnme gibi bir alışkanlıkları ve kültürleri yoktur. İçeride büyük bir güçleri var. Siyasi keyfiyet ve küçük düşürmeye karşı çıkabilseler hukuksal, siyasi ve insani açıdan son derece meşru bir zeminde oldukları açık. Ancak görüldüğü kadarıyla direniş ve faşist saldırılara karşı durma yine devrimci güçlerin omuzlarına kalacak!