Şimdilerin kullanımıyla Ehl-i Hak, hakiki adıyla Yaresan. Her ikisi de Doğu Kürdistan’da ağırlıklı yaşayan kadim bir Kürt topluluğu işaret ediyor. Her ne kadar dini törenleri ve günümüze kadar taşınan farklı gelenekleriyle bilinse de, Yaresanlar, en çok tembur ve defle yapılan müzikleriyle adından sıkça söz ettiriyor. Bu topluluğun en önemli müzisyenlerinden ve ilk tembur albümü 1978 yılında çıkaran Ali Ekber Moradi’nin kendisi gibi müzisyen olup dünyanın bir çok yerinde konserler veren 1979 Kermanşah doğumlu oğlu Araş Moradi, 10 yılı aşkın bir süredir İngiltere’nin başkenti Londra’da yaşıyor. Yaresan müziği hakkında konuştuğumuz Moradi, babasının İran tarafından soruşturulan projesinden de bahsetti.

Babanız Ali Ekber Moradi dünyaca tanınan bir müzisyen. Britanya Müzik dergisine göre en önemli 50 müzisyenlerden biri. Babanızın sizin üzeriniz de nasıl bir etkisi oldu?

Babam daha 7 yaşındayken tembur çalmaya başlamış. 17-18 yaşına gelir gelmez üstad olarak görülmeye başlanmış. Babam müziği büyük bir tutkuyla seviyor. Kürt müziği hakkında sürekli araştırıyor, halen köy köy dolaşıp kayıt yapıyor. Babamı benim nezdimde önemli bir müzisyen yapan en temel etmen Kürtçe müzik yapıyor olmasıdır. Çünkü Kürt müzisyenlerin Kürt müziği yapmaları gerektiğini düşünüyorum. Bir çok önemli müzisyen Fars müziği yapıyor. Müzik, kültürü korumanın en güçlü yollarından biri. Türkçe ya da Farsça müziğin daha çok popülarite getireceğini kabul ediyorum. Babamın 2003 senesinde Fransa’da çıkardığı Yaresanların 72 kutsal makamından oluşan albümü, Kürtlerin başka dillerde yaptığı müziğe göre çok daha önemli bir kültürel çalışmadır bence.
Babamın elbette bendeki etkisi büyük. Ancak hiç bir zaman üzerimde bir baskı oluşturmadı. Belki de bu yüzden şu anda müziği çok seviyorum. İnancımıza karşı da bizi özgür bıraktı. Örneğin Yaresanlar belirli bir yaşa geldiğin de, - Hıristiyanlarda kiliselerde vaftiz edilmesi gibi - Cemevi’nde bir törenle Yaresanlığa geçtiğimizi ilan ederiz. Babam bize böyle bir tören düzenlemedi. Bunu kendi kararımıza bıraktı. Babamın bu liberal tavırları aslında bizi çok olumlu etkiledi. 4 kardeşiz ve herkes tembur çalıyor. Babam evde her zaman iyi müziklerin ve iyi kitapların bulunmasını savunurdu. Kardeşlerimden biri Amerika’da müzik hayatına devam ediyor. Genellikle babamla birlikte sahne alıyorlar. Yarsanmusic.com adlı aile websitemiz var. Ben de Londra’da Perwaz adlı orkestramla birlikte sahne alıyorum. Grup üyelerinin büyük bir çoğunluğunu yabancı müzisyenler oluşturuyor. Fazla bilinmeyen enstrümanlar kullanmaya çalıyoruz. Yani değişik enstrümanların temburla birleşimiyle farklı tınılar yakalamaya çalışıyoruz. Her iki sene de bir enstrümanları değiştirerek, yeni arayışlara giriyoruz.

Peki Yaresanlık ile müzik arasındaki bu sıkı ilişki nereden geliyor?

Yaresanlar hakkında geliştirilmiş bir çok farklı teori var. Güney Kürdistan’daki Kakai grubuyla ya da Kuzey’deki Alevilerle aynı gören var, Yezidiler ile bir çok ortak nokta olduğunu düşünen var. Aslında benzerliklerin olduğu doğru. Yeresanlara ilişkin 500-600 sene önceden kalma tarihi kaynaklar Alevilerin önemli ozanlarından Nesimi’den bahseder. Ancak Alevi kaynaklarında, Yaresanlardan bahsedilmiyor. Bu da o dönemki Yaresanların bile Alevilikten haberdar olduğunu gösteriyor. Yine aynı şekilde Yezidilerde olduğu gibi bizde de doğan güneş kutsal bir durumdur. Hatırlıyorum da büyükannem uyandığında pencereye yaklaşır doğan güneşe doğru dua ederdi. Ya da hala büyük baş hayvanların kafalarına ya da dış kapılara güneş resmi çizilir. Dediğim gibi benzer noktalar bulmak mümkün. Müzik bizi ilahiyata ulaştıran bir araç konumunda. Alevilerin de bağlamaya karşı benzer düşünceleri var.

Temburun kutsallığı da var...

Biz de tembur, Nakşibendi ve Kadiriye tarikatlarına göre de def kutsal bir enstrümandır. Cem törenlerinde temburun yeri çok önemlidir. Aslında enstrümanın kendisinden ziyade kişiyi ilahiye yakınlaştıran bir araç olduğu düşünüldüğü, kutsal müziklerin bu enstrüman aracılığı ile çalındığı düşüncesinden ötürü temburun dini törenlerde kutsal bir yeri vardır. 40 sene öncesine kadar temburun törenler dışında çalınması yasaktı. Sadece dervişler ya da pirler gibi önemli dini kişiler çalıyordu. Perküsyon olmaksızın sadece hafif bir el çırpma eşliğinde çalınırdı. Yani günlük hayatta çalınması dinimize bir saygısızlık olarak adlandırılırdı. Elbette son yıllarda bu yasak fazlasıyla yıkıldı. Ama yine de sahnede çaldığımız Yaresan müzik olabilir; ancak fazlasıyla kutsal bulunan parçaları çalmıyoruz. Ancak şimdilerde tembur ve defe karşı farklı kültürlerden büyük bir ilgi var. Örneğin babamın İran’daki müzik okulunda çok sayıda Japon var. Japonlar çok sistemli oduklarından ötürü de oldukça başarılı oluyorlar.

Yaresanların Cem törenlerine ya da günlük yaşamlarına ilişkin izlediğim belgesellerde kadın ve erkeğin cinsiyet ayırt edilmeden bir arada olması çok dikkatimi çekmişti. Gerçek hayatta da hep böyle mi?

Kesinlikle evet. Bu da islamdan ne kadar farklı olduğunu gösterir. Dini törenlere kadın ve erkek yanyana katılır. Örneğin kadınlarının geleneksel kıyafetlerinde baktığımızda başlarında kalpak gibi bir şapka vardır ve saçlar açıktadır. İslamiyetteki gibi saçların örtülmesi söz konusu değildir.

Yaresanların kapalı bir cemaat olarak yansıtılmasının sebebi nedir?
Benim de memleketim olan Kermanşah içinde Yahudiler, Ermeniler ve Asuriler gibi bir çok milleti ve dini barındıran bir şehir. İslam devrimine kadar herkes barış içinde yaşıyordu. Sonra farklılıklar insanların birbirine düşürülmesi için kullanıldı. Bu süre zarfında Sünni müslümanlarla çok gerginlikler yaşandı. Kabul etmek gerekirse biz de Sünnilere karşı büyük bir tepki geliştirdik zamanla. Örneğin tesbihe dokunmak bile cemaatimizce hoş karşılanmıyordu. Ama bu tarz yargılar zamanla çok kırıldı.

Müzeye yakın bir konsept


Yakın ve uzak gelecekte ne gibi konser ya da projeler var?
Öncelikle 4 Kasım’da Londra Üniversite’nin SOAS fakültesinde sahne alacağız. 11 Kasımda da Londra’da Aziz Ethelburga kilisesinde hem Yaresanlar hakkında kısa bir seminer verip hem de bir konser veriyoruz. Yine 23 Kasımda Londra senfoni orkestrasıyla ortak bir çalışmamız var. 9 Aralık’ta Fransa’da Pou Film Festivali’ne davetliyiz.
Bunun dışında babam bir müzik okulu kuruyor. Daha doğrusu baştan inşaa ediyor. Kürt kültüründen farklı öğelerin de bulunduğu müzeye yakın bir konseptte olacak. Adını Temburhane koymayı düşünüyor. Ancak halen İran hükümeti tarafından izin verilmeme ihtimali var. Şu an soruşturma altında. Bu projenin gerçekten tamamlanmasını çok istiyorum. Yine başka bir proje daha doğrusu bir hayal diyelim. Kürt müzik repartuarını oluşturma fikri benim için çok önemli. Örneğin Fars klasik müziğinin toplam 4 saat süren bir repartuarı var. Öğrencileri de önce bu repartuarı öğrenip eğitim alıyorlar. Yani belirli bir sistem içinde yol alıyorlar. Bizim de buna ihtiyacımız var. Babamın çıkardığı 72 Yaresan makamından oluşan albüm bile 4 saate yakın bir süreyi kapsıyor. Yani Kürt müziği gerçekten de çok zengin. Klasik Kürt müziği öğrenilmeden iyi bir Kürt müzisyeni olunmaz. Yoksa Arapça’nın ya da Türkçe’nin etkisinde arabesk müziğine benzer bir müzik çıkar ortaya. Aynı zamanda iyi eğitim almış Kürt kadın şarkıcıya ihtiyacımız var.

Aynur Doğan gibi mi?
Aynur Doğan iyi olabilir ama yetersiz. Her an pop müziğine kayabilir gibi duruyor. Ayrıca tek olduğundan yarış içine girip en iyi olma yolunda bir motivesi de olabilir. Böyle durumlarda yanlış iş yapma ihtimali artıyor. Popülarite peşinde gitmeyi de tercih edebilir. İyi bir Kürt müzisyeninin iyi bir alt yapıya ihtiyacı var. Bu alt yapı üzerine yeni bilgiler, tınılar inşaa edilebilir. Bu yüzden de Kürt müziği repartuarını oluşturmak şart.

ÖZLEM GALİP / LONDRA