HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli, 41. gününe giren Leyle Güven’in açlık grevinin nedenini hatırlatarak, “Savaşın bitmesi için konunun muhatabı bellidir ve bu muhatap Öcalan’dır. İmralı tecridi bitmeden bu ülkeye demokrasi gelmez” dedi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanı Sezai Temelli, Kars’ta halkla bir araya geldi. Temelli’ye, HDP’li vekiller Alican Önlü, Şevin Coşkun ve Murat Sarısaç da eşlik etti. Havaalanında karşılanan Temelli ve beraberindekiler, konvoy eşliğinde Kars Düğün Salonu’na geldi. Yüzlerce kişinin katıldığı buluşmada Temelli konuşmasına “Kışın sonu bahardır” sözleriyle başladı ve açlık grevinin 41. gününde olan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve Hakkari Milletvekili Leyla Güven’i selamladı.

Bu ceberut iktidar çürütüyor 

Temelli, şunları söyledi: ”Kadın mücadelesinin en önünde yürüyen arkadaşımız Leyla Güven açlık grevinde. Leyla Güven sadece bizlere değil, tüm Türkiye’ye örnek olacak bir davranış içerisinde. Türkiye barışını, demokrasisini arıyor. Ancak Türkiye bu ceberut iktidar altında çürüyor. Biz ‘tecrit kalksın’ derken bütün Türkiye’ye çağrı yapıyoruz. Savaşın bitmesi için konunun muhatabı bellidir ve bu muhatap Öcalan’dır. İmralı tecridi bitmeden bu ülkeye demokrasi gelmez. 5-6 yıl önce Türkiye nasıl bir siyasi iklim içerisindeydi? İşte bu sorunun yanıtını bulduğumuz zaman Leyla Güven’in neden tecritte olduğunu anlayabiliriz.”

Bu ülke vicdanını yitirdi

Sosyal, siyasi, iktisadi krizi aşmak istediklerini söyleyen Temelli, şöyle devam etti: “Bunun için yapmamız gereken, bu iktidardan kurtulmaktır. Bu faşizmden kurtulmanın zamanıdır. Koşullarımız ne olursa olsun mücadeleyi yükseltmek zorundayız. Ellerinde terörle mücadele kanunları var, hak arayan herkesi terörist ilan ediyorlar. Yargıyı vesayet altına almış, insanları tutsak ediyorlar. Bunu bilin ki arkadaşlarımız baş eğmez. Devletin ve tüm kurumlarının saldırısı altında mücadele ediyoruz. Bizim mücadelemiz adalet mücadelesidir. Bu ülke vicdanını yitirdi, insanların adalet, vicdan duygusunu çaldılar. Çünkü bu iktidarın, iktidarda kalmasının yolu daha fazla savaş ve Kürt düşmanlığıdır. Biz bu anlayışa ve saldırıya rağmen diyoruz ki ortak vatanımızda birlikte yaşayacağız. Demokratik ulusu, demokratik cumhuriyeti var edene kadar mücadele edeceğiz.”

Ne yaparsanız yapın kazanacağız

 Şırnak’ta askerlerin nüfus kayıtlarını kent merkezlerine aldıklarını hatırlatan Temelli, şöyle konuştu: “Şırnak genelindeki askerlere ‘oy verme pusulalarınız merkeze taşıyın’ diye emir gitmiş. Ordunun neredeyse yarısı Şırnak’ta, Hakkari’de ve orduyu merkezlere kaydırıyorlar. Askerlerin oylarıyla seçim sonuçlarını değiştirmeye çalışıyorlar. Kars’ta, Şırnak’ta, Hakkari’de, Amed’de ne yaparsan yap biz kazanacağız. Akla hayale gelmeyecek her türlü yöntemle seçim sonuçlarını çalmaya, irademizi gasp etmeye çalışıyorlar. Çünkü, iktidar kayyumcu zihniyetle yönetmeye, halkın iradesini yok etmeye alışmış; şimdi de atadığı adaylarla bu seçimi çalacak. Seçimi çalmalarına izin vermeyeceğiz. Bu seçimlerde bütün kayyumlarını Ankara’ya göndereceğiz. Yerel seçimler sadece yerel seçim değildir. Bu zihniyetten kurtulmak için atacağımız güçlü bir adımdır. Bu ittihatçı, savaşçı zihniyetten hep birlikte kurtulacağız.”

Bu zulme son vereceğiz

Türkiye halklarına ve demokrasi güçlerine çağrı yapan Temelli, konuşmasını şu sözlerle sonlandırdı: ”Savaşa karşı sesinizi yükseltin. Savaş, ortak geleceğimizin yok edilmesidir. Savaş, Trakya’nın Karadeniz’in, Kars’ın yok edilmesidir. Eğer savaş istemiyorsak bu savaşı durduralım. Ya bu savaşı durduracağız barış gelecek ya da hepimiz bu faşizmle yönetileceğiz. Ya halklar iktidara çıkacak, barış gelecek ya da faşistlerin savaşı hepimizi yok edecektir. Hep birlikte savaşa hayır demeliyiz. Türkiye’nin her yerinde savaşa hayır, demokrasiye evet demek için sandıklarımıza sahip çıkmalıyız. Bu baskıya ve zulme son vereceğiz.”

Konuşmaların ardından Temelli ve beraberindekiler Digor ilçesine geçti.

KARS


Çözüm tecridin kaldırılmasından geçer

Bir süre önce cezaevinden çıkan DBP Eşbaşkanı Mehmet Arslan, Kürt sorununun çözümünün Öcalan üzerindeki tecridin kaldırılmasından geçtiğini belirterek, ”Kürt sorununun çözümsüzlüğü, siyasal ve toplumsal çöküşe götürüyor” dedi.

Türk ordusunun Efrîn’i işgal saldırısı hakkında yaptığı açıklamalar ve siyasi parti faaliyetleri kapsamında çeşitli tarihlerde katıldığı eylem ve etkinlikler nedeniyle 8 Şubat 2018’de tutuklanan Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eşbaşkanı Mehmet Arslan, hakkında Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın duruşmasında, “adli kontrol” ve “yurt dışı yasağı” şartıyla tahliye edilmesi üzerine 16 Kasım’da tutuklu bulunduğu Rize Kalkandere L Tipi Cezaevi’nden serbest bırakıldı.

Diyarbakır Adliyesi’ne sevk edildiği sırada ifadesi alınmadan tutuklanacağını öğrendiğini belirten Arslan, tutuklama kararından sonra cezaevine götürülürken yaşlı iki polisin, kendisiyle “özel sohbet” etmek istediklerini söyledi. Bu iki polisin, “Aslında biz seni tutuklayamayacaktık ama son zamanlarda biraz zorlayıcı oldun. Bundan kaynaklı seni tutukladık” dediğini vurgulayan Arslan, genç bir polisin de “Uğraşmayalım, kafasına sıkalım” diyerek kendisini tehdit ettiğini kaydetti. Diyarbakır D Tipi Cezaevi’nde 12 gün boyunca tek kişilik hücrede kaldığını dile getiren Arslan, daha sonra sevk edildiği Rize Kalkandere L Tipi Cezaevi’nde 16 kişilik özel bir ekip tarafından ağır bir işkenceye maruz kaldığını ifade etti. Arslan, AKP’nin Kürt siyasetine yönelik kin ve öfkesinin, sadece tutuklayıp cezaevine atmakla bitmediğine dikkat çekti.

Güven’in talebi, talebimizdir

MA’ya konuşan Arslan, Öcalan üzerindeki tecridin Türkiye halklarının geleceğini karartan bir tecrit olduğunu belirterek, ”Sadece Kürtlerin değil. Bu tecrit, Türkiye’nin sistemsel krizinin başlangıç noktasıdır. Sayın Öcalan, Kürt ve Ortadoğu halklarıyla bütünleşmiş bir kişidir. Türkiye’de eğer sorunlar demokratik yollarla çözülecekse ilk önce bu tecridin kaldırılması, Sayın Öcalan’a doğru bir muhataplık çerçevesinde yaklaşılması gerekiyor. Bu devletin Kürt sorununa yaklaşımlarını kökten değiştirmesi lazım. Kürt sorununun çözümüne yaklaşım bizler açısından temeli Sayın Öcalan’a yaklaşımdan geçer” dedi.

 Leyla Güven’in talebini sahiplendiklerini belirten Arslan, AKP’ye karşı bedenini ortaya koyduğunu söyledi. Bu eylemi, tüm dünyanın ve başta da AKP’nin doğru okuması gerektiğini ifade eden Arslan, şöyle devam etti: ”Bir siyasetçi ve Kürtlerin temsilcisi, Kürtlerin önderine karşı yürütülen insanlık dışı tecridin yaratacağı ağır tahribatları öngörerek, canını ortaya koyuyor. Diyor ki, ‘Sizin bu politikalarınız sorunları çözmez, sorunları daha çok derinleştirerek binlerce insanın yaşamını mal olur.’ Bir siyasetçi canını ortaya koyarak, AKP’nin kirli politikalarından vazgeçmesini ifade ediyor. Bizim açımızdan Leyla başkanın anlamı budur. Türkiye’de söz anlam ifade etseydi, sanıyorum bugün Leyla arkadaşımız böylesi bir açlık grevine başvurmazdı. Kürt sorunun çözümsüzlüğü, toplumu siyasal ve toplumsal çöküşe götürüyor. Açlık grevindekilerinin talepleri bir an önce karşılanmalıdır.”

 AKP korktuğu için saldırıyor

Açlık grevine saldırı ve gözaltıların, aslında AKP’nin bu eylemlerden ve halkın sokağa çıkmasından korktuğundan dolayı geliştiğini söyleyen Arslan, ”Demokratik bir eylem ve etkinliğe tahammül etmiyorlar. Bu yaklaşım belki biraz daha AKP’yi ayakta tutabileceğini ama ne olursa olsun bu halk ayağa kalktığı zaman o Saray’daki yerinde kalmayacaktır. Onların tahtlarını ellerinden alacaklar” dedi.

Düşman hukuku işliyor

 ‘Diyalog süreci’nin bitirilmesi ardından Kürt siyasetinin tasfiye edilmeye çalışıldığını kaydeden Arslan, şunları anlattı: ”Bu süreçte tüm kanunsuzlukları ve hukuksuzlukları dayatıyor. İddianamelere bakıyoruz, çözüm sürecinde yaptığımız açıklamalardır. O süreçte yürütülen siyasi faaliyetler, bugün tutuklanma gerekçesi oldu. Bunu ne hukuken ne de siyaseten açıklayabilirsiniz. Türkiye’de siyasetçiler hukuki gerekçelerden kaynaklı değil, AKP’nin siyasi gerekçelerinden tutuklanmıştır. Burada bir düşman hukuku gözetiliyor. Kürt siyasetine öncülük edebilecek ne kadar kişi varsa, bunların hepsini potansiyel bir tehdit olarak görülüyor ve cezaevlerine konuluyor. Temel dayanağı olmayan gerekçelerle bugün siyasetçilerimiz tutuklanıyor.”