Türkiye’de şimdiye kadar bir ittifak ve koalisyon olarak bir arada olan AKP ile Fethullahçılar bir iktidar kapışması içine girdiler. Paralel devlet olarak örgütlenen, özellikle polis ve yargı içerisinde kümelenen Fethullahçılar AKP ile iç ve dış politikada anlaşamayınca harekete geçtiler. Hükümete darbe niteliğinde bir operasyon yaptılar. Bu durum Türkiye siyasetinin iç ve dış dengelerinin sarsıntı geçirdiğini ortaya koymaktadır. Bu gerçeklik iç ve dış kimi odakların yeni bir iktidar arayışı içinde olduğunu göstermektedir. Bu kadar şiddetli çatışma ve karşılıklı hamleleri başka türlü izah etmek mümkün değildir. Mevcut çatışma dershaneler üzerinden açıklanmayacak kadar kapsamlıdır.

Fethullahçıların savcı, hakim ve polislerle yaptığı hamlesini, Türkiye’yi yolsuzluklardan kurtarma hamlesi ya da temiz eller operasyonu olarak değerlendirmek büyük bir yanılgı olur. Gerçeğin üstünü örtmekten başka bir anlam ifade etmez. İktidar ve çıkar çatışmasında bu operasyon en etkili bir enstrüman olarak kullanılmaktadır. Rüşvet ve yolsuzluk operasyonu da değil, amaç için kullanılan bir enstrümandan söz etmek gerekir.
Yolsuzluk ve rüşvet iddiaları büyük oranda doğrudur. Toplumun bu konuda bilinçlendirilerek Türkiye’nin nasıl bir rejimle yönetildiğinin açığa çıkarılması da gerekir. Kuşkusuz AKP iktidarı döneminde yapılan yolsuzluk ve rüşvetler hiçbir dönemde olmadığı kadar artmıştır. Türkiye’nin imkanları artınca rant kapma yarışı da artmıştır. Bu bilinmeyen gerçek değildir. Bizim tarafımızdan da defalarca dile getirilmiştir. AKP ve çevresi tam bir rant çemberi haline geldiği gibi, aynı durum iktidarın koalisyonu ve ittifakı haline gelen Fethullahçılar için de geçerlidir. Belki de Fethullahçılar yakın zamana kadar bu koalisyon içinde en fazla ranta ve yolsuzluğa bulaşan kesimdi. Ancak bir iki yıldır hükümetin bu yönlü muslukları kestiği anlaşılmaktadır. Fethullahçıların AKP Hükümetinden nasıl nemalandığı araştırılırsa iyi görülür.
Fethullah’a bağlı çevrelerin ekonomik kurum ve sektörlerin 2002 yılından bu yana ekonomik durumlarındaki değişim araştırılırsa bu gerçeklik gözler önüne serilir. Bu açıdan AKP de, Fethullahçılar da bu konuda kirlidir. Eğer bir temiz eller operasyonu olacaksa her ikisine de yapılması gerekir. Aslında İslami söylem altında AKP de, cemaat de deveyi hamuduyla yutar gibi malı götürmüşlerdir. Çok fazla araştırmaya bile gerek yoktur. Herkes bulunduğu alanda çevresine şöyle bir baksın, bu gerçeği rahatlıkla görür.
AKP’nin 12 yıllık iktidarında yandaşlarına rant dağıtma ve devleti ele geçirme, kendi hegemonyasını kurma mücadelesi verdiği bilinmektedir. Demokratikleşmeyi ve Kürt sorununu çözmeyi değil, hegemon olmayı esas almıştır. Zihniyeti hegemon olduğu gibi; siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel alanda da hegemonya dışında farklı bir politikası ve yaklaşımı olmamıştır. Fethullahçılar da başka bir hegemon kliği temsil etmektedir. ABD İslamı diyebileceğimiz yeni bir İslami anlayışla ABD’nin ve kapitalist modernitenin ajanı olarak Türkiye’nin yeni bir hegemon gücü olmak istemektedir. Kesinlikle demokratik bir karakteri yoktur. Sadece hegemonyası için bazı güçleri yanına çekme stratejisi ve taktikleri izlemektedir. Aslında kapitalist modernitenin ajanlığı konusunda AKP ile Fethullahçılar arasında fark yoktur. İslam maskeli kapitalist modernist Türkiye’nin yeni hegemon gücü kim olacaktır, onun savaşı verilmektedir. Fethullahçılar, biz daha sistemli bir ideolojik ve örgütlü topluluğuz, bu nedenle Türkiye’nin yeni hegemon gücü olmak bizim hakkımızdır demektedirler.
AKP şimdiye kadar zihniyeti demokrat olmadığından politikasında demokratikleşmeyi hedeflemediği gibi, devlet içindeki kimi asker ve sivil bürokrasiyle cemaatin merkezinde olduğu paralel devletin sol ve PKK düşmanı politikalarının pratikleştiricisi olmuştur. Kendisinin dokusu da benzer iplikten olduğu için Ergenekoncu bir kesim ve cemaatin merkezinde yer aldığı paralel devletle ittifak halinde solcular, Aleviler ve Kürtler üzerinde baskı ve eritme politikası izlemiştir. Bu açıdan yağmurdan kaçarken doluya tutulmak gibi bir duruma düşülmemelidir. Türkiye’de cepheleri ve tarafları AKP ve cemaat değil, radikal demokrasi güçleri belirlemelidir.
Mevcut durum hem AKP’nin hem de Fethullahçıların teşhirini çok kapsamlı yapma ve radikal demokratik alternatifi ortaya çıkarma açısından tarihi bir fırsattır. Bu çatışmadan böyle tarihi fırsatın ve imkanın doğduğunu görüp buna göre hareket etme dışında tüm yaklaşımlar yanlıştır.
Fethullahçıların sol, Kürt, Alevi ve demokrasi düşmanlığı on yıllardır yürüttükleri politika ve uygulamalardan bellidir. Aslında Türkiye ve Kürdistan’da solun, Kürt’ün ve Alevinin kökünü ben kazırım ve onları en iyi ben eritirim iddiasındadır. Zaten AKP ile ilk çatışmasında ileri sürdüğü temel argüman da benim gibi devleti savunan ve bu güçlere karşı mücadele eden bir güce nasıl böyle yaklaşırsın biçiminde olmuştur. Bir zamanlar AKP’nin klasik iktidar bloklarına “AKP’yi kapatırsanız Kürtlere karşı başka bir siyasi güç bulamazsınız” diyerek kendini ve iktidarını bugüne kadar sürdürdüğü gibi!
AKP ve cemaat, tencere dibin kara, seninki benden kara deyimindeki gibidirler.