
15 Şubat 1999 yılında komployla kaçırılarak Türk devletine teslim edilen Sayın Abdullah Öcalan 14 yıldır tek kişilik bir hücrede tutulurken, bu süre içerisinde birçok gelişme de yaşandı. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Komplo hangi aşamalardan geçti?
15 Şubat uluslararası komplosu; halkımıza, Önderliğimize, halkımızın geleceğine ve varlığına karşı bir saldırıdır. Amaç tasfiyeydi. Eğer Kürdistan Özgürlük Hareketi, Önder Apo şahsında tasfiye edilebilseydi, halkımızın geleceği karartılmış olacaktı. Bu stratejik bir durumdu. Böyle vicdansızca, acımasızca bir komployu gerçekleştirmek ahlaksızlıktır. Bir halkın mücadelesine kendi ekonomik çıkarları için saldırmak insanlık dışıdır. Bundan dolayı uluslararası komployu ve komplocuları şiddetle kınıyorum. Komplonun amacı önder Apo’nun çizgisini Kürdistan’da ve Ortadoğu’da tasfiye etmekti. Bu şekilde hareketimizi yok etmekti. Bugün hareketimiz ve önder Apo’nun çizgisi her zamankinden güçlüdür. Komplo esas olarak yenildi. Yani komplo kırıldı. Fakat Türk devleti ısrarla batının taşeronu olmak için kendisini pazarlıyor ve komplo koşullarını öne sürüyor. Aslında komplo anlamsızlaşmıştır, boşa çıkarılmıştır. Ama onlar komployu yenilemek ve devam ettirmek istiyorlar. Komplo şimdi de hareketimize karşı yürütülüyor.
2011 yılında Türk devleti makas değiştirdi.Şu konularda söz aldı: Birincisi; Türk devleti olmadan Kürt meselesinde bir şey yapmamak! Yani Batı Kürdistan konusunda Türk devletine bazı sözler verildi. Türk devleti olmadan hiçbir adım atılmayacağı konusunda söz aldı. İkincisi; Avrupa’da özgürlük hareketini kuşatmak ve tasfiye etmek! Bu söz verildi. Bundan dolayı Erdoğan ‘’Söz verdikleri gibi yapmadılar’’ şeklinde yakınıyor. ‘’Sözleri ve pratikleri bir değil’’ diyor. Bu nedenle Avrupa da bize karşı bir saldırı içerisinde. Nasıl ki Türk devleti Kürt siyasetine karşı siyasi soykırım operasyonlarını geliştirsa, aynı şeyi Avrupa’dan da istiyor. Ve Avrupa da aynı şeyi farklı biçimlerde yapıyor.
Sayın Öcalan ile yapılan görüşmeler devam ediyor. Kamuoyunda BDP ve DTK’dan bir heyetin yeniden İmralı’ya gitmesi yönünde beklentiler vardı. AKP’nin eş başkanların İmralı’ya gitmesi konusunda pek istekli olmadığı görülüyor. Sizce neden AKP, Kürt seçilmişlerin Sayın Öcalan ile görüşmesini istemiyor?
Önemli bir konu. Belki kamuoyu da bir şeyler söylememizi umuyor. Önderliğin adım atması için parlamento ve hükümetin bir şeyler yapması gerekir. Bir komisyon kurulmalı ve bu komisyon bazı kararlar almalı. Yani kendisi hiçbir şey yapmıyor ama tek taraflı olarak bizim yapmamızı istiyor. Zaten cumhuriyetin kuruluşundan bu yana hangi egemen gelmişse hep Kürtlerin tek taraflı olarak teslim olmasını istemiştir. Bu da hemen hemen aynı şeyi söylüyor. ‘’Tek yönlü silahları bırakıp sınır dışına çıksınlar’’ diyor. ‘’Sınır dışına çıktıklarında onlara zarar vermeyeceğiz’’ diyor. Neden sınır dışına çıkalım? Biz keyfimize mi bu dağlara çıktık? Daha önce de piknik için dağlara çıkmadığımızı belirtmiştim. Bir dava için çıktık bu dağlara. Kürt halkının, Kürt milletinin davası için çıktık bu dağlara. Sen bu milleti kabul ediyor musun etmiyor musun? Her şeyden önce bunu yanıtla. Eğer kabul ediyorsan buyur, tam da anayasa hazırlık sürecindeyiz. Anayasa için bunu belirtik; biz bir milletiz. Bizim bir dilimiz, bir tarihimiz, bir geçmişimiz var. Bizi kabul ediyorsanız saygı göstereceksiniz.
Her şeyden önce bu sürecin ilerlemesi için tarafların birbirine inanması gerekir. Onun için de güven verici adımlar atılmalı ve taraflar birbirlerine saygı duymalı. Ama AKP zapturapt altına almaya çalışıyor. ‘’Görüşmeye gidecek heyeti biz belirleyeceğiz’’ diyor. BDP’liler de ‘’Hayır biz bir partiyiz, bir iradeyiz heyeti biz kendimiz belirleyeceğiz’’ diyor. Bence bu konuda haklılar da. BDP’lilerin tutumları yerindedir. Fakat devlet kabul etmiyor. Kürt halkını, kurumlarını bir irade olarak kabul etmezseniz Kürt halkıyla nasıl barış yapacaksınız? Ne BDP’yi ne de hareketimizi irade olarak kabul ediyorlar. Anlaşılıyor ki kendileri hiçbir adım atmadan, siz adım atın diyorlar.
Daha önce Tamil tarzı tasfiyeyi gündemlerine almışlardı. Aynı şey bugün de gündemde mi?
2011-12 yıllarında bunu uygulamak istediler, ancak başarmadılar ve tıkandılar. Açıkça söylemek gerekirse yenildiler, yenildikleri için de önderliğimizin yanına gidip diyalog kurma yöntemine başvurdular. Aslında bir krizdeler, ama felsefelerinde krizi fırsata dönüştürme bulunmaktadır. Özünde yapılan budur. Yaklaşımlarında her şey ortaya çıkıyor. Örneğin diyorlar ki, ‘’Silah ellerinde olduğu sürece operasyonlar durmaz’’. Ben de şunu net bir şekilde belirtmek isterim, onların operasyonları devam ettiği sürece gerilla eylem yapacaktır. Bu yaklaşımla Türkiye cumhuriyetinin en temel sorunu olan Kürt sorununu nasıl çözecekler? Burada bir çözüm olmadığı net bir şekilde ortadadır.
Fakat biz buna rağmen barışçıl yollarda bu meseleyi çözmeye varız. Onun için her şeyden önce bizi bir millet olarak kabul edeceksiniz. İkinci husus ise, içinde Önder Apo’yu özgürleştirmeyi esas almayan hiçbir proje başarılı olamaz. Bir halkın önderi tutsak iken o halk nasıl özgür olacak. Bu mümkün mü, kim kandırıyorlar? Bu böyle olmaz. Onun için önder Apo’nun özgürlüğünü ve Kürtlerin bir halk olduğunu da kabul etmeli ve halk olmaktan gelen hakları verilmeli. Kaldı ki bunlar doğal haklardır. Bu halk bir statü sahibi olmadan nasıl yaşayacak? Sorun Kürt sorunudur, Kürt halkının hakkının tanınıp tanınmaması sorunudur. AKP bu hakları tanıyacak mı tanımayacak mı? Tanıyacaksa nasıl tanıyacağını açıklamalıdır. Adım atmalıdır.
Sonuçta ortada bir tıkanıklık var. Bu tıkanıklık BDP’nin tutumundan kaynaklı değildir. AKP’den kaynaklıdır. AKP gerekli adımları atmıyor. Bu adımları atmadan da sonuç almak istiyor. Bu şekilde sonuç alınmaz. Bir şey yapmadan Önder Apo’nun ateşkes vb. açıklama yapmasını bekliyorlar. Bunun zeminini oluşturmadan gerçekleşmesi mümkün değildir. Her şeyden önce Önder Apo ile hareketimiz arasında ilişki kurma imkanları oluşmalı. Bunun için de gerekli adımlar atılmalı. Fakat adım atmadan ben sizi yöneteceğim yaklaşımındadır. Bir asker gibi talimatla yönetmeye çalışıyor.
Bundan bir süre önce Türk medyasında hareketinizle devlet arasında Hewlêr’de görüşmeler gerçekleştiği yönünde haberler yayınlandı. Bu görüşme süreci içerisinde sizin hareket olarak devletle böyle bir görüşme durumunuz oldu mu?
Bu konuda halkımız, dostları ve tüm kamuoyu Türk devletinin bu konuda bir konseptle hareket ettiğini bilmelidir. Medya yoluyla sanal gündemler yaratılmaya çalışılıyor. Tüm bunlar bir plan çerçevesinde bir amaç doğrultusunda geliştiriliyor. Bunu açıkça söyleyeyim belirtildiği gibi ne Hewlêr ne de Avrupa’da kesinlikle bir görüşme olmadı.Daha önce görüşme yapabileceğimizi belirtmiştik. Fakat şu an böyle bir talebimiz yok. Önder Apo bizi temsil ediyor ve yeterlidir de.
Yani sizinle ayrıca bir görüşme yapılması talebiniz yok mu?
Hayır bu hiç gerekli değildir. Fakat bizim önder Apo ile ilişki kurmamızın imkanları oluşturulmalıdır. Önder Apo bizim temsilcimizdir. O açıdan bizim Avrupa’da, bilmem Hewlêr’de görüşme yapmamıza hiç gerek yok. Belki süreç ilerlerse bazı pratik, tekniki şeyler için bazı görüşmeler yapmak gerekebilir, buna da kapalı değiliz. Fakat madem görüşme İmralı’da başladı, bu oldukça isabetli bir durum. Önder Apo hepimizi temsil ediyor, bu görüşmeler devam etmeli ama bizim Önder Apo ile ilişki kurmamız da sağlanmalı. Eğer barış sağlanacaksa bazı klasik engeller de ortadan kaldırılmalı.
Güçlerinizi sınır dışına çıkarmanızdan, örgüt yönetiminden öncü kadroların üçüncü bir ülkeye gönderileceğinden söz ediliyor. Bu tür haber ve tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu tür haberler medya yoluyla psikolojik savaş çerçevesinde geliştiriliyor. Bunlarla Kürt gençlerinin kafalarını karıştırarak, gerillaya katılımının önünü almaya çalışıyorlar. Bu tür şeyler kesinlikle doğru değildir. Şunu açıkça söylüyorum. Kimse silahlarını bırakmıyor. Fakat dediğim gibi ciddi bir süreç gelişirse, gerekli adımlar atılırsa bizde kararlar alırız, barışçıl bir süreç gelişirse biz de bu sürece açık olacağız. Ancak ortada bir şey yokken, sanki hemen olacakmış gibi gösteriyorlar. Bunlar yalan ve manipülasyon amaçlıdır. Kimse bu tür şeylere inanmamalıdır. Bir şey gelişirse biz halkımıza açıklayacağız.
Burada Oslo sürecine ilişkin de kısaca bir özeleştiri ama daha çok bir izahatını yapmak istiyorum. Oslo süreci gizli kalacak denildi. Bizde açıkçası bu kurala sonuna kadar bağlı kaldık. Zaten bu konuda bir şey de açıklamadık. Yapılan açıklamada Türk devleti tarafından yapıldı. Onun için o süreç biraz gizli kaldı. Ancak şimdi her şeyin açık yürütülmesini istiyoruz. Bu ulusal bir meseledir. Bu nedenle bizim dışımızdaki tüm sivil toplum örgütleriyle, partilerle, bizim dışımızdaki herkesle de paylaşacağız. Fakat şu anda ortada bir şey yok. Şimdi bize silah bırakın deniliyor. Bunu eskinden de diyorlardı. Biz ne için silah kaldırdık, ne için bırakacağız? Bu konuda devlet artık bazı adımlar atmalıdır ve biz bu adımların atılmasını bekliyoruz. Eğer bu adımlar atılırsa bir proje geliştirilebilir. Onun dışında kimse bir şeye inanmamalıdır.
15 Şubat komplosunun yıldönümünde protesto eylemleri gerçekleşti. Kürtler bu süreci nasıl karşılamalı?
Bazı yerlerde çatışmalar oldu. Bu çatışmalar esnasında Amed’de 19 yaşındaki Şahin Öner isimli Kürt genci şehit düştü. Bu vesileyle ailesine, Amed halkına, tüm Kürt halkına baş sağlığı diliyorum. Bu çatışmalarda şehit düşen, dağda şehit düşmüş gibidir. Beş yıl önce Yahya Menekşe aynı biçimde katledildi. Vali elinde bombayı patlattığını söylüyor. Halk görmüş, panzerle ezmişsiniz, panzere bindirilmiş, bir ihtimal işkenceyle de panzerin içinde şehit düşürmüş olabilirler. Bunun hesabı sizden sorulacaktır. Kürt anneleri bu gençleri siz öldüresiniz diye mi büyütüyor?
Halkımızın bu komploculara karşı protestoları başladı. Eminim ki 15 Şubat’ta daha da kapsamlı olacaktır. Halkımız 15 Şubat’ta her yıl olduğu gibi oruç tutup, yaşamı durduracaktır. Ayın 16’sında da Strabourg’da miting yapılacak. Burada uluslararası komploya karşı tepkilerin güçlü dile getirilmesi önemli. Halkımız her yıl olduğu gibi sesini dünyaya duyurmalı.
Diğer bir husus, aynı komplocu güçler Sakine, Fidan ve Leyla arkadaşlarımızı Paris’te şehit düşürdüler. Bu açıdan halkımız hem komployu lanetlemek hem bu değerli arkadaşlarımıza sahip çıkmak için Strasbourg mitingine daha büyük katılım sağlamalı. Komplonun 15. yılında geliştireceğimiz hamlenin özgürlük hamlesi olmasını istiyoruz. Bunun için elimizden geleni yapacağız. Önder Apo’nun özgürlük çizgisinde Kürt halkının özgürlüğünü kazanacağına inanıyoruz.
Fransa aydınlatmazsa üzerine kalır
Paris’te gerçekleşen katliamı komplonun yenilenmesi olarak görüyoruz. Bu da uluslararası komplo çizgisinde gerçekleştirilmiştir. Komplocu bir saldırıdır. Fransız savcısının açıklamaları ve o şahıs hakkında belirtilenlerden açığa çıkan noktalar, katliamın Türk devletinin işi olduğunu gösteriyor. Yani Paris katliamını Türk devleti yapmıştır. Fakat Türk devleti, komplocu güçlerden ve NATO gladyosundan destek almazsa Türk devleti tek başına Paris’in ortasında böyle bir katliamı yapamaz, buna cesaret edemez. Hareketimize karşı komplocu yol ve yöntemlerin devam ettiği anlaşılıyor.
Fransa, Kürt halkına ve hareketimize karşı şu ana kadar karanlık işlerin içindedir. Buradan Fransız hükümetine sesleniyorum: bu olayı aydınlatın. Rica ediyoruz, Paris’in ortasında meydana gelen bu katliamı aydınlatın. Fransa hükümeti ve Fransız mahkemesi şunu iyi bilmeli; Bu olayı aydınlatmazlarsa onların üzerinde kalır, boyunlarına kalır. Çünkü açığa çıkarabileceklerini biliyoruz. Şu ana kadar bunu geciktirmeleri, kamuoyuna bilgilerin açıklanmaması bizde kuşku ve şüphelere yol açıyor. Kanaatimize göre, Fransız devletinin elindeki belge ve bilgiler katliamın aydınlatılması ve açığa çıkarılması için yeterli.
Hasır altı edilmemeli
Hesaplara yönelik kuşkular var. Türk devletini karşılarına almak istemiyorlar. Destekleyen NATO gladyosunun bazı güçlerini açıklamak istemiyorlar. Böyle hesaplar var. Türkiye’nin bu katliamla ilgisinin güçlü olduğu bellidir. Çünkü bu katliamı yapan bir Türk’tür. Ruhen, psikolojik ve ideolojik olarak Türk milliyetçiliğine ve şovenizmine bağlıdır. Türkiye gladyosu ile ilişki halindedir. Bu durum hemen hemen açığa çıkmıştır. Fransız devletinin bunları bilmemesi mümkün değildir. Fransanın tutumuna yönelik kuşkularımız olsa da umutlarımız tükenmiş değil. Fransa devletinin bu hususta Fransız adaletine leke düşürmeyeceğini umut ediyoruz. Bu, insanlarımız, kadrolarımız ve ulusumuz için önemlidir. Süreç için önemlidir. Aydınlatmaları gerekir, yani hasır altı edilmemeli. Türkiye’deki gibi faili meçhul yapılmamalıdır. Yani Paris’in ortasında yaşanan bu katliamı da faili meçhul yapmasınlar. Halkımızın ve kamuoyunun Fransa’nın bu olayı aydınlatması konusunda beklentisi var. Herkes şunu da bilsin ki bizler, Kürt halkı bu olayı unutmayacaktır. Orada silahsız arkadaşlarımız vahşice hedeflendiler. Bu bizi de halkımızı da zorlayan bir durum. Kürt halkı bunu unutmayacaktır. Kürt halkının kahraman şehitlerine nasıl sahip çıktığını herkes gördü. Halkımızın şehitlerini sahiplenmesi en üst düzeydedir ve bu sahiplenme devam edecektir. Takipçisi olacağız ve bu olayın mutlaka aydınlatılmasını isteyeceğiz.
HALİT ERMİŞ / ANF/BEHDİNAN