Sol Partili Milletvekili Hakan Taş, çevre ve iklim, sosyal devlet ve çalışma dünyasına dair SPD’nin şimdiye kadar ortaya koyduğu olumsuz performansın AP seçimlerinde SPD’ye büyük oranda kaybettirdiğini söyledi. Taş, SPD’nin ya bir çıkış ya da tarihin çöp sepeti arasında bir tercihle karşı karşıya bulunduğunu ifade etti.
SİDAR DERSİM
Almanya’da Federal Hükümetin ortağı Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD), 26 Mayıs’ta yapılan Avrupa Parlamento (AP) seçimlerinde 2014’teki yüzde 27’lik oy oranını 15,8’e düşürmesi, halen ülkede önemli bir tartışma konusunu oluşturuyor. SPD’nin yüzde 11.4 gibi büyük seçim hezimeti yaşaması ve SPD’nin kadın Genel Başkanı Andera Nahles’in istifasının, Almanya’yı bir erken seçime götürebileceği söyleniyor.
Berlin Eyalet Parlamentosu Sol Parti (Die Linke) Milletvekili Hakan Taş SPD’nin, ya Almanya’nın ihtiyacı olan gerçek anlamda bir sosyal demokrat partiye evrilme ya da tarihin çöp sepetine gitme gibi bir tercih durumuyla karşı karşıya olduğunu belirtti.
Taş, SPD’nin 26 Mayıs Pazar günü karşılaştığı seçim erezyonunu ayrıntılarıyla gazetemize anlattı.
Taş, SPD’deki sorunun günümüzün sorunu olmadığını, partideki kötü gidişatının temellerinin geçmişte atıldığını şu sözlerle dile getirdi: “SPD’nin bugünkü oy kaybının temelleri yıllar önceden atıldı. SPD yıllardan beri özellikle Hristiyan Birlik Partileri (CDU/CSU) ile koalisyon hükümeti içinde yer alıyor. SPD, hükümet politikalarının ortağı ve sorumlusu oldu. Hükümet partiler, özellikle çevre politikalarında sınıfta kaldı. Bunun dışında alt gelirli insanların beklentilerine karşılık veremediler. Örneğin daha uygun fiyata ev arayanlar maalesef ev bulamıyor. Kiraların en uygun bir şekilde düşürülmesi için hükümet partileri ellerinden geleni yapmadı. “Yapamadılar” demiyorum, yapmadılar. Daha fazla ucuz konut projeleri hayata geçirilmedi. İnsanların aldığı ücretlerden, maaşlardan, emekli maaşlarından yaşamaları mümkün değil. Haftada 40 saat çalışan bir insanın tabii ki evini geçindirmesi gerekiyor. Eğer kazandığımız paranın bir kuruşu bile cebimizde kalmıyorsa, insanların geçinebilmesi için ek işler yapması gerekiyorsa, 40 yıl boyunca çalışan emeklilerin halen örneğin şişe toplamaları gerekiyorsa bu durum oldukça düşündürücüdür. Maaşların daha iyi bir seviyeye çıkarılması gerekiyor. Emekli maaşlarının yükseltilmesi gerekiyor. Öğrencilerin öğrenim gördüğü süre içinde durumları iyileştirilmeli. Çocuk yardımının da arttırılması gerekiyor. Her şeyden önce de sosyal devlet anlayışının sahiplenilmesi şarttır.
Somut öneriler
Yeni adımları atmaması durumunda SPD’nin daha da büyük oy kaybıyla karşı karşıya geleceğini vurgulayan Taş, sosyal demokratların sadece Almanya’da değil, Avrupa’nın diğer ülkelerinde de önemli düşüş sağladığını ifade etti. Taş’ın SPD’nin bu olumsuz durumdan çıkması için önerilerini de sundu.
Taş, “Hükümet ortakları bu politikaların cevabını seçmenlerden son Avrupa Parlamentosu seçimlerinden aldı. Sosyal Demokratlar sadece Almanya’da değil, dünya genelinde oy kaybediyor. Daha vatandaşın yanında, daha sosyal anlayışı hayata geçirmesi gerekiyor. Bunu yapmadıkları takdirde bence daha fazla oy kaybına uğrayacaklar. Son yapılan anket sonuçlarına baktığımızda Andrea Nahles’in yerine bir başkasının parti başkanı olmasıyla da bu sorun çözülecek gibi durmuyor. Sosyal Demokratların olağanüstü bir kongreye gitmesi, şu ana kadar yürüttükleri politikaları iyi bir şekilde değerlendirip, halka nasıl daha iyi hizmet vereceklerini gözden geçirmeleri, sosyal devlet anlayışı çerçevesinde karar vermeleri gerekiyor. Yeni adımlar gerekiyor. Yoksa SPD, Almanya’da çok daha fazla kaybeder.
İhtiyaç güçlü bir sosyal demokrasiyedir
SPD’nin yıllardır sürdürdüğü olumsuz politikalardan sıyrılması mümkün mü? Yılların alışkanlıklarını terkedip, farklı ve toplumun kabul edebileceği bir duruma evrilmesi mümkün mü? Bu, önemli bir soru olarak duruyor. Milletvekili Hakan Taş geldiğimiz aşamada değişimin, SPD’ye kendisini bir zorunluluk olarak dayattığını şu sözlerle dile getiriyor: “SPD eridiği kadar eridi. Daha fazla erimesi mümkün mü? Açıkçası bu kafamızda oluşan önemli bir soru işareti. Almanya’nın sosyal demokrat bir partiye ancak güçlü bir sosyal demokrat partiye, vatandaşın yanında olan, sosyal devlet anlayışını savunan bir sosyal demokrat partiye ihtiyacı var. Dolayısıyla SPD’nin her şeyden önce ayakta kalması için yeniden yapılanması gerekiyor. SPD, aynı çizgide ısrarcı olursa ya da Gerhard Schröder döneminden beri yürüttüğü politikaları aynı şekilde devam ettirirse, bence tarihin çöplüğünde kendisine yer ayırabilir.”
Nahles’in istifa tartışmaları
SPD içindeki geleneksel erkek zihniyetinin, kadın olması itibariyle Nahles’in başarısız olması için büyük çaba içine girdiği yorumları da Alman kamuoyuna yansıdı.
Taş’ın bu konudaki düşünceleri şöyle: “Kadınların siyasette, açıkçası diğer alanlarda olduğu gibi işi zor. Her ne kadar kadınların siyaset içinde eşit oldukları, özellikle de erkek siyasetçiler tarafından savunuluyorsa bunun böyle olmadığını yönetimler düzeyinde camekana baktığımızda açık ve net bir şekilde görüyoruz. Tabii ki, kadın olarak bir parti başkanı olmak, erkeklerin egemen olduğu partilerde kadın olarak siyaset yapmak elbette çok kolay değil. Mutlaka bunun da etkisi oldu ama Andrea Nahles, parti başkanı olmak için yoğun baskı ve yoğun çaba sahibi olmuştu. Çabalarının sonucunu da almıştı. Bence daha çok genel anlamda SPD’nin durumu iyi bir şekilde değerlendirilmeli.”
Taş, Almanya’da farklı partiler de olduğu gibi bir kadın bir erkek, ya da iki kadından oluşan eşbaşkanlık sistemini SPD’ye de önerdi. Bunun kadın-erkek eşitliği konusunda önemli bir mekanizma olduğuna dikkat çekti.
Sol Parti neden başarısız oldu?
Sol Parti Milletvekili Taş, seçimde sadece SPD’deki ağır yenilgiyi değil, Avrupa Parlamentosu (AP) seçiminde kendi partisindeki oy kaybına da ayna tutan bir politikacı.
26 Mayıs’taki Avrupa Parlamentosu seçiminde, 2014’teki seçime göre yüzde 2’lik oy kaybına uğradığını hatırlatan Taş söz konusu kaybı ise şu şekilde değerlendirdi: “Önceki seçimlere oranla yüzde 2’lik bir oy kaybına uğradık. Bu durumda “başarılıyız” demek yanlış olur. Avrupa Parlamentosu’nda temsilci sayımız 7 sandalyeden 5 sandalyeye düştü. Bu tabii ki üzüntü verici. Bence her şeyden önce seçim programımızı seçmenlere aktaramadık. Anlatamadığımız programımız arasında bence çevre politikası da yer alıyor. Çevre ve iklimde yaşadığımız sorunlara neredeyse her birimiz, günlük olarak tanık oluyoruz ve bu sorunu yaşıyoruz. Fakat buna rağmen çevre politikaları bizim politikalarımızı belirleyen ana gündem maddeleri arasında yer almıyor veya en aşağı noktalarda yer alıyor. İnsanlar, çevre politikalarıyla ilgili maddelerle daha yakından ilgilenilmesini bekliyor. Bence programımızı gözden geçirip, hangi noktaları daha yukarı çekmemiz gerektiğini, hangi noktaların bizim önceliklerimiz olacağı konusunda tekrar kafa yormamız gerekiyor. Bunun dışında adayların belirlenme noktasında da bazı eksikliklerimiz olduğunu düşünüyorum. Almanya genelinde tanınmış isimlerin, özellikle Doğu Almanya’da, Batı Almanya’da tanınmış isimlerin aday olması yönünde çalışma yapmamız gerekiyordu. Ya da mevcut adayları daha iyi tanıtmamız gerekiyordu. Tanıtım için daha fazla bütçe ayrılması gerekiyordu. Ancak Sol Parti’nin bütçesi maalesef çok fazla değil. Çünkü Sol Parti bir şirketten veya bir zengin aileden seçim yardımı almıyor ve bunu kabul etmiyor. Ben bunu doğru buluyorum ama ona rağmen adaylarımızı bundan böyle daha iyi tanıtmamız gerekiyordu.”
Avrupa Parlamentosu seçimlerinde SPD’de gibi merkez sol, Sol Parti (Die Linke) gibi biraz da radikal sol ve Hristiyan Demokratlarla özdeşleşen merkez sağ gibi partiler oy kaybı dolayısıyla da sandalye kaybı yaşarken, aşırı sağ ve Yeşiller oy oranların önemli biçimde arttırdı. Yeşiller açısından durumu değerlendiren Taş şu ifadeleri kullandı: “Çevre ve iklim ana gündem maddesidir. Çevre politikaları bilindiği gibi kuruluş aşamasında da Yeşiller için belirleyici olmuştu. Şu anda da dünya genelinde iklim ile ilgili sıkıntılara baktığımızda artık bir ana gündem maddesi, tüm dünyayı ilgilendiren ana gündem konusu. Dolayısıyla da insanların bu konuda endişeleri, korkuları ve çekinceleri var. Yeşiller Partisi, bu konuyu en iyi sahiplenen parti olarak Almanya ve Avrupa genelinde biliniyor. Dolayısıyla Yeşiller’in güç kazanması bununla bağlantılıdır.”