Maraş ve çevresindeki Kürt Alevilerin gündemi, DAİŞ’lilerin hakimiyeti ve çalışmalarıyla sıklıkla gündeme gelen AFAD’a bağlı mülteci kamplarından birinin Dulkadiroğlu ilçesine bağlı Terolar köyüne yapılması planı... Aslında kamp, plan olmaktan da çoktan çıktı ve bir “oldubittiyle” inşa edilmeye başlandı. Birçok Maraşlı Kürt Alevi, kampla yapılmak istenenin bölgenin demografik yapısının değiştirilmesi ve yeni bir Maraş Katliamı’na kapı aralanması olduğunu düşünüyor. Bunun somut gerekçeleri de mevcut...

Maraş Girişimi, Terolar’daki kamp ve buna karşı direniş gündeme geldiğinden beri, Avrupa’nın dört bir yanında çeşitli etkinlikler düzenliyor. Birçok kentte yürüyüşler ve paneller düzenleyen Girişim’in eşsözcüsü ve gazetemiz yazarı Elif Sonzamancı ile hem kamp planının muhtevasını hem de yapılması gerekenleri konuştuk.

Kamp planının bölge halkının rızasına hiç başvurulmadan hayata geçirildiğine dikkat çeken Sonzamancı, bölgedeki Kürt ve Alevi damarın kesilmek istendiğini söyledi. Bu politikanın geçmişten bu yana farklı formlarla sürdürüldüğüne de dikkat çeken eşsözcü, Terolar’daki direnişin ise Maraş Katliamı‘ndan bu yana “hiçbir şeyi protesto edemez hale getirilen” bölgede bazı ilkler yarattığını kaydetti.

Sonzamancı, direniş sırasında gelişen bazı tutumları da eleştirdi. Bazı kesimlerin kaymakam veya validen medet umduğunu, bazılarının ise Türk bayrakları taşıyarak mesaj vermeye çalıştığını hatırlatan Sonzamancı, şöyle devam etti: “Tamamen bir takiyye durumu... Artık Aleviler bayrak siyasetinin kendilerini bir yere götürmeyeceğini görmelidir. Alevi yerleşkesine kamp yapıp IŞİD’lileri yerleştirmek, demografik yapıyı bozmak, bölgeyi Alevisizleştirmek ve Kürtsüzleştirmek isteyen, bayrağı, kaymakamı, valisiyle, bakanı, cumhurbaşkanıyla devlettir.”

 

“Maraş’ta ne oluyor” sorusuyla başlayalım...

Maraş tarihte birçok kültürün, inancın barındığı bir şehir. Tahrir defterlerinden demografik yapısı hakkında bilgi sahibi olabiliyoruz. Mesela Osmanlı dönemine ait bu defterlerde nüfusun yüzde 40’ının Ermeni olduğundan bahsedilir. Fakat bugün kimse Ermenilerin varlığından bahsetmez, hatta bilmez. Neden? Çünkü Ermeniler, sürgün ve katliam politikalarıyla topraklarından göçertildi. Dolayısıyla adları, kültürleri de bu topraklardan silindi. 

Yine batılı araştırmacıların notlarında karşılaşıyoruz: Bölgeye Kürtlerin hakim olduğu yazılıdır. Kürtler, Türkler, Çerkesler; Aleviler, Sünniler, Hristiyanlar... Birçok kültürü, inancı içinde barındıran bir coğrafya, maalesef iktidarlar tarafından yapılan dizayn politikalarının kurbanı oldu.

Nitekim çok önemlidir; 1978 yılındaki Maraş Katliamı ardından Maraş, Kara Maraş olarak anılmaya başlandı. Zira artık Maraş karanlığı çağrıştırıyordu, Alevilerin gözünde. Katliamın yarattığı travma halen taptaze desek yeridir. Özellikle Alevi Kürtler, kendilerini Maraş’la ilişkilendiren her şeyden sakındılar.

“Maraşlı değilim, Elbistanlı ya da Pazarcıklıyım” söylemini çok duyarsınız. Katliamı yaşayan Aleviler, kendilerini korkunç bir şekilde katleden insanları ve zihniyeti unutmadı. Birçoğu gerek katliam, gerekse daha sonra yoğunlaşan baskılardan dolayı dünyanın dört bir yanına dağıldı. Ekonomik göçler de oldu tabii. Fakat siyasi göç, çok daha fazlaydı. Dünyanın her ülkesinde Maraşlılar vardır desek, inanın abartmış olmayız. Şimdi bu kadar korkunç bir travma yaşayan bir coğrafyaya 27 bin mülteciyi barındırması düşünülen bir kamp yapılması planlanıyor, ki kamp alanına komşu köylerin hepsi Alevi Kürt köyleri. İnşaat çalışmaları bildiğiniz gibi start aldı. Kamp yapımı tamamen gizli planlarla yürütüldü. Bölge halkının rızası alınmadan, hatta muhtarlardan bile habersiz gelişen bir süreçten bahsediyoruz. Yapılan itirazlar da kulak arkası ediliyor. Hukuki olarak yürütmenin durdurulması için dava açıldı. 


Peki siz neden bu kampa itiraz ediyorsunuz? Bazı kesimler, “Bu bir mülteci kampı. Ona karşı çıkmak, insani olmaz” da diyor mesela...

Kampa itirazların aslında birkaç nedeni var. Bir kere, seçilen alan birçok köylünün kullandığı ortak mera alanı. Doğrudan yaşam alanının işgali söz konusu. AFAD kampının siciline gelecek olursak... Basına yansıyan birçok haber var: Bu kamplar IŞİD örgütlenmesinde kullanılıyor. Nitekim bir IŞİD’linin üzerinden AFAD kampında kaldığına dair kimlik de çıkmıştı. Bunun dışında kamplarda IŞİD’lilerin ailelerinin barındırıldığına ve kadınlara zorla fuhuş yaptırıldığına dair birçok haber de çıktı basında. Bu kamplar da hakim olan Birleşmiş Milletler veya mültecilerle ilgili çalışan başka yerli ya da uluslararası kurumlar değil, IŞİD’in ta kendisi. Dolayısıyla aslında mülteci kampında değil, IŞİD’in yönettiği kamplardan bahsediyoruz.

Şimdi sicili böyle olan bir kampın Alevi Kürt köylerinin ortasına yapılmak istenmesi de masumane değildir. Maraş’ta şu an kamplarda kalan Sünni Arap mülteciler yerleştirilecek buraya. Tabii daha önceden Kürt mülteciler Suruç’a gönderilmişti. Bu bile nasıl bir etnik ayrım yapıldığını gözler önüne seriyor. Suriye’de Alevi-Sünni çatışmasının yaşandığı bir alandan gelen Sünni Arap mültecileri Alevi Kürt köylerinin ortasına yerleştirmek demek, yeni Maraş katliamlarına kapı aralamak demektir. Kaldı ki, sadece yaşam alanı olgusuyla baksak bile, 360 dönümlük bir araziye 27 bin mülteciyi nasıl sığdırmayı düşünüyorlar? Bu kadar insanı, çevresine yüksek duvarlar örerek, kapıya karakol yaparak mı zapt edecekler? Bunlar tamamen ciddiyetten uzak söylemler... 


Çevre köylerin nüfusunun ise 2 bin dolayında olduğu söyleniyor. Kampın ilk aşamada öngörülen nüfusu, 27 bin... Kürt Alevileri bölgede azınlık haline getirme amacı da mı söz konusu?

Dikkat ederseniz, devletin tam da istediği bir durum bu. Bölgeyi Kürt ve Alevi damarlarından koparmak... Katliam ve sürgün politikaları ile ulaşamadığı amacına, göçün önünü açacak planlar hayata geçirerek ulaşmaya çalışıyor. Ekolojik dengeyi bozarak çevreyi, demografik yapıyla oynayarak kimliği ve kültürü katletmek istiyor. Nitekim geçmişte devletin Kürt Alevi coğrafyasında asimilasyonu hızlandırmak maksadıyla demografik yapı ile oynadığı belgelerle de bizzat tespitlidir. Koçgiri, Dersim, Maraş gibi Kürt Alevi coğrafyalarında benzer politikalar izlenmiştir. 

Biliyorsunuz, Kürt Alevi köylerinin içerisine daha önce Bulgar, Afgan göçmenler de yerleştirildi. Bu göçmenler ise sürekli devletçi olup kim iktidardaysa ona destek verdiler. Yine Çoşmanlar tepesine Maraş Katliamı’nda yer alan Bertizlileri yerleştirdiler.

İşte Maraş halkının bunu görmesi gerekir. Yapılmak istenen ne? Mesele sadece bir mülteci kampı meselesi mi, yoksa uzun vadeli hesaplanan bir göçertme planı mı? Yaşlı Maraşlı bir teyze ile konuştum. Kadın diyor ki, “Aynı Çoşmanlar tepesine Bertizlileri yerleştirdikleri gibi şimdi Suriyelileri getirecekler. Bizim Alevilerin de biri oraya gitti, biri buraya. Buna da başkaldırmazlarsa, işte milletin ayakları altında kalırız.” Yanlış mı?

 

Maraş’la birlikte Sivas’ta da kamp yapılacağı haberi geldi. Dersim ve Malatya’da kamp yapılacağı söylentisi de var. Maraş’ı da aşan genel bir plan olma ihtimali var mı?

Evet, Sivas’ta özellikle Alevilerin yaşadığı bölgelere kamp yapılacağı, Malatya’da da keza boş ev tespiti yapıldığı bilgileri var. Yine Dersim’de de aynı çalışmanın yapıldığı söylendi. Özellikle Alevilerin yaşadığı bölgelerin seçilmesi, tesadüfi bir durum değil. Kamplar için seçilen özel bölgelerdir. Kimse bunun bir tesadüf olduğuna bizi inandıramaz. Tamamen bir etnik temizlik planının döndüğü aşikar. 

 

Nasıl bir etnik temizlik? 

Şark Islahat Planı’nı harfiyen yerine getirme desek daha doğru... Basına yansıyan çöktürme planı, master plan ile Şark Islahat Planı’nın maddeleri arasında birebir benzerlikler var. Devlet bu coğrafyayı Fırat’ın batısı ve doğusu olarak ayırmış ve özellikle Fırat’ın batısında, Maraş, Malatya, Sivas, Dersim ve Erzincan’ı da içine alan bölgede, asimilasyon politikalarına öncelik vermiştir. Bu bölgeleri Kürtsüzleştirmek, Alevi inancından arındırmak adına katliamlar gerçekleştirmiştir. Şimdi de uygulanan bir katliam politikası aslında. 

Bu etnik temizlik çalışması, kamp planıyla da sınırlı değil. Kürtlerin yaşadığı yerlerde çevreye yönelik saldırılar da yıllardır var. Örneğin Pazarcık’ta iki dev çimento fabrikası yapıldı. Havaalanı da düşünülüyor. Üstelik verimli toprakların korunması için yasa olmasına rağmen... Çimento fabrikası yapılırken halkı ekonomik olarak kalkındırma vaatleriyle kandırdılar. Birçok köylüye orada çalışma sözü verildi. Fakat sonuçta hem araziler zarar gördü hem de köylüler iş olanaklarından faydalanamadı. Bu fabrikanın zararları önümüzdeki yıllarda daha da yoğun biçimde görünecek. 

Pazarcık’ta yaşayan Kürt Aleviler, Osmanlı’dan bu yana iskan politikaları çerçevesinde bataklıklara yerleştirildi. Buralardaki sert doğal koşulların getirdiği hastalıklarla mücadele ettiler. Sonra bataklıklar kurudu ya da kısmen kurutuldu. Önceleri bölgenin en verimsiz, işlenemez alanları olan Kürt Alevilerin yaşadığı alanlar, şimdi bölgenin en verimli arazilerinin olduğu yerlerden birine dönüştü. Dolayısıyla bölgedeki birçok insan da geçimini bu verimli topraklardan sağlıyor. Mülteci kampı adı altında yapılan AFAD Kampı da işte tam bu arazilerin üzerine yapılıyor. Toprağımızı kesinlikle tahrip edecek ve verimsizleştirecektir. Yani hangi tarafından bakarsanız bakın, bu planın sorunlu yanlarını anlayabilirsiniz.

 

Çimento fabrikaları yapılırken Pazarcıklılar, “Ovama ve Onuruma Dokunma Hareketi” etrafında bir süreç başlatmış ve göç etmiş Maraşlılar da kentleriyle daha çok bağ kurmaya başlamıştı. Terolar’da başlayan direnişte bu bağın biraz daha güçlendiğini gördük. Şimdi ne olacak? Bu süreç nasıl devam edecek?

Şu nokta çok önemli: Maraş’ta katliamdan sonra böyle kitlesel itirazlar ve direnişler hiç gerçekleşmemişti. Hatta Maraş Katliamı anmalarına bile katılım düşük olmuştu ve eylemler genelde dışardan gelen insanların katılımıyla gerçekleştiriliyordu. Fakat Terolar’daki direniş, bu anlamda ezber bozan bir direniş oldu. Şimdi orada yaşayan halktan birçok kişi, çadır eyleminin de yeterli olmadığını söylüyor. Kuşkusuz yeterli değildir fakat sürekli katılımın olduğu, nöbetleşe gerçekleştirilen bu direniş, yıllardır bölgenin üzerine çöken bir perdeyi araladı. Şimdi insanlar egemen gücü sorgulamaya başladı. Mesela Narlı‘da, Pazarcık’ta kepenk kapattı esnaflar. Bu da ilklerden biriydi. 

  

Protesto farklı biçimlerde sürüyor ama yansıyan bilgilere bakılırsa devlet bir yandan kampı inşa etmeye devam ediyor, bir bakıma oldubittiye getirmeye çalışıyor...

Evet, zaten kampı bir an önce, oldubittiye getirip bitirmeye, mültecileri hemen yerleştirmeye ve böylece itirazların önüne geçmeye çalışıyorlar. Olayı halen bütün olarak değerlendiremeyen, sadece bir mülteci kampı olduğunu düşünenler de var. Oysa biz bunun devletin savaş konseptinin devamı olduğunu, Kürdistan’daki savaştan asla ayırt edilemeyeceğini düşünüyoruz. Bölgeyi Kürt ve Alevi damarından koparıp Türk-İslam sentezi çerçevesinde dizayn etmek istiyorlar. Bu çabanın aynısı Sur’da da, Kürdistan’ın başka kentlerinde de var.

Meselenin başka bir yanı... Kültür Bakanı Mahir Ünal, kendisiyle görüşen muhtarlara, “Bu kampı yapacağız. Yapmazsak marjinal gruplar sevinir” gibi bir ifade kullanmış. Kim bu marjinal gruplar? Tabii ki Kürt Özgürlük Hareketi ve diğer muhalif hareketler...

Yine devlet erkanıyla görüşmeler sonrası bazı kesimlerin, “Aslında vali, kaymakam iyi niyetli” gibi fikirleri var. Bunları da doğru bulmuyoruz. Oradaki yaşamı bilenler bilir, resmi kurumlar ile halk iç içedir. Bazı ilişki ağları da var, bunlar bir nezaket yaratmış olabilir. Fakat bu kimseyi yanıltmamalı. Vali de, kaymakam da bu sistemin memurlarıdır. Sistem ne derse, sonunda onu yapmak zorunda kalırlar. Bakan, başbakan, cumhurbaşkanı düzeyinde yapılan bir planı Pazarcık’ın kaymakamı bozabilir mi?


Yine yapılan ilk eylemlerde Türk bayraklarının yoğunluğu göze çarpıyordu. Bu da benzeri bir yanlış algının mı sonucu?

Aslında bazıları, şöyle bir mesaj vermeye çalışıyordu: Bakın biz şunlardan, bunlardan değiliz, yalnızca buraya kamp yapılmasına karşıyız. Tamamen bir takiyye durumu... Artık Aleviler bayrak siyasetinin kendilerini bir yere götürmeyeceğini görmelidir. Alevi yerleşkesine kamp yapıp IŞİD’lileri yerleştirmek, demografik yapıyı bozmak, bölgeyi Alevisizleştirmek ve Kürtsüzleştirmek isteyen, bayrağı, kaymakamı, valisiyle, bakanı, cumhurbaşkanıyla devlettir.

 

Peki, Avrupa’ya gelelim... Maraş Girişimi, Avrupa’da önemli bir rol oynuyor. Bundan sonrası için elinizde bir ajanda var mı? Ne yapacaksınız, ne yapılmalı?

Terolar’daki direniş gündeme geldiğinden bu yana Maraş Girişimi olarak birçok kurumun da desteğiyle Avrupa’nın değişik yerlerinde eylemler yaptık ve bu eylemler devam ediyor. Bu eylemler önemli; çünkü birlik duygusu veriyor ve motivasyon yaratıyor. Ayrıca eylemlerde meselenin boyutları anlatılabilmiş oluyor; herkes farklı boyutlardan yapılanlara bakma yeteneği kazanıyor.

Bunun yanı sıra, Avrupa’da yaşayan Maraşlıları bilgilendirmek amacıyla bir avukat arkadaşın ve Terolar köy muhtarının katımıyla halk toplantıları gerçekleştiriyoruz. Tarihi tam kesinleşmedi ama Mayıs ayının ortasında da yine bu konuya dair tutumumuzu tartışacağımız bir konferans düzenlemeyi düşünüyoruz. Şimdi süreç, aktüel durumdan dolayı Terolar’a endeksli gelişmiş olabilir ama başka boyutlarla da yaygınlaştırılması gerekiyor. Bu nedenle de sürekliliği sağlanacak etkinliklerin tartışılması ve örgütlenmesi gerekiyor. Çünkü öyle görünüyor ki, bu baskı ve yıldırma politikaları Terolar’la başlayan bir süreç olmadığı gibi, bitecek bir süreç de değil. Hatta önümüzdeki günlerde daha fazla mücadele gerektiren bir süreçle karşı karşıya olacağız.


Ne olmuştu?


Maraş’ın Dulkadiroğlu ilçesine bağlı Sivricehöyük (Terolar) Köyü’nde, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından bir mülteci kampı yapılmasının, bu kampa Suriye’den gelen 27 bin mültecinin yerleştirilmesinin planlandığı ortaya çıktı. Mart ayının sonlarında gazetemizin gündeme getirdiği bu haber, başta Maraş ve çevresinde yaşayan Kürt Aleviler olmak üzere Kürdistanlıları harekete geçirdi. Avrupa’da örgütlenen Maraş Girişimi öncülüğünde hem imza kampanyası düzenlendi hem de eylem ve etkinlikler gerçekleştirildi.

AFAD kampları, kuruldukları her yerde DAİŞ ve diğer çete örgütlerin denetimine geçiyor; buralarda yetiştirilen çete mensupları Rojava’ya savaşmaya gönderiliyor; ayrıca kamplardan fuhuş haberleri geliyor. Maraş’ın Kürt Alevileri hem bu gerekçeyle hem de zaten büyük oranda insansızlaştırılan bölgenin demografisinin tümden değiştirilmek istendiği gerekçesiyle kampa karşı çıkıyor.

HDP’nin Pazarcıklı Antep Milletvekili Mahmut Toğrul, kampla ilgili gazetemize şöyle söylemişti: “Silvan’dan Sur’a, Cizre’den Nusaybin’e, Kürtlere yönelik savaşın ideolojik harcı, yeni İslamcı ırkçılıktır. AKP’nin Kürtlere karşı savaşı, İslami argümanlarla sentezlenmiş Türklükle yapılıyor. AFAD kampları da bu paralelde çalışıyor. Bu kamplarda DAİŞ ve diğer Selefi gruplar örgütleniyor. AFAD kampında kalan bir cihatçı, Türkiye’nin yanlarında olduğunu ve Esad ile Aleviler yönetimden düşene kadar Suriye’ye gidip savaşacaklarını söylemişti. Yani Alevileri kesen, Kürtleri bombalayan, Êzîdîleri köleleştiren barbar örgütler, AFAD kamplarında paşa gibi karşılanıyor. Pazarcık’ta yaşayan Alevilerin tedirginliği bundandır.”

Türk devleti ise kamp planında ısrarcı. Muhtarlarla görüşen Kültür Bakanı, bu ısrarı dile getirmiş ve “Yapmazsak marjinal gruplar sevinir” gibi akla hayale sığmaz bir gerekçeye sığınmıştı. Kampın inşaatı da el altından sürdürülüyor. Sürecin nasıl gelişeceğinin tek belirleyeni, Kürt Alevilerin öncülük edeceği mücadele olacak gibi görünüyor.


ŞAHİN BOZLAR/MAINZ