Son iki hafta içinde biri Silopi ve beşi Cizre’de olmak üzere altı Kürt çocuğu ve genci polis kurşunuyla katledildi. En son katledilen Nihat Kazanhan 12 yaşındaki bir çocuktu. Diğerleri de on beş ve yirmi yaşlarındaki Kürt insanlarıydı. Hepsini Nihat Kazanhan şahsında saygı ve minnetle anıyoruz. Onlar özgürlük ve demokrasi şehidimizdirler. Anılarına Kürt gençliği ve halkı olarak her zaman bağlı kalacağız ve amaçlarını mutlaka gerçekleştireceğiz.
Cizre’de en son 12 yaşındaki Kürt çocuğu Nihat Kazanhan’ın katledilmesi, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Cizre halkına yönelik barış mesajları DTK Eşbaşkanı Hatip Dicle tarafından Cizre halkına ve gençliğine iletildikten birkaç saat sonra gerçekleşti. Yani bir bakıma Önder Abdullah Öcalan’ın mesajına verilmiş bir cevap oldu. Zaten söz konusu altı Kürt çocuğu ve gencinin katledilmesi olayları da Komalên Ciwan adlı Kürt gençlik örgütünün eylem çizgisinde düzeltme yaptıklarını açıkladıktan sonra yaşandı.
Kuşkusuz bütün bunların çok derin anlamları var. Örneğin tümüyle Kürt çocukları ve gençleri hedefleniyor. Elbette bu durum oldukça planlı ve örgütlü yapılıyor. Çok açık ki Kürt halkının geleceğine saldırılarak tahrik edilmek ve iradesi kırılmak isteniyor. Çünkü çocuklar ve gençler Kürt halkının geleceği oluyor. Geleceğine saldırılarak aslında Kürt halkına savaş ilan edilmiş olunuyor. Olay üzerine değerlendirme yapan Kürt temsilcileri kendilerine böyle bir mesaj verildiğini belirtiyorlar.
Tabi tüm bu saldırıların Kürt gençlik örgütü Komalên Ciwan’ın eylem çizgisine dair açıklaması ardından gelmesi çok daha fazla anlam taşıyor. Kürt gençlerinin yakıp-yıkma, eylemde yüz kapatma gibi davranışları açıkça kınadıktan sonra polisten gelen söz konusu saldırılarla yüz yüze gelmeleri, açıkça gençleri şiddet eylemlerine tahrik etme oluyor. Ne bilelim, belki de polis bu biçimde güç gösterisinde bulunmak ve Kürt gençlerinin iradesini kırmak istiyordur. Komalên Ciwan’ın söz konusu karar ve açıklamasını bir zayıflık durumu olarak değerlendirmiş de olabilirler.

Saldırı müzakere sürecine yöneliktir

Bunlardan daha da önemlisi, son Nihat Kazanhan’ın katledilme olayının Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Cizre halkına gönderdiği mesajın ulaşmasından birkaç saat sonra gerçekleştirilmiş olmasıdır. Mesajı ulaştıran DTK Eşbaşkanı Hatip Dicle daha Cizre’den ayrılmadan olay yaşanmıştır. Çok açık ki, hem Önder Abdullah Öcalan ve hem de Hatip Dicle bu biçimde cevaplanmış olmaktadır. Kısaca Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ısrarla geliştirmeye çalıştığı "Müzakere süreci" böyle bir saldırıya maruz kalmaktadır. Saldırıları çok daha tehlikeli kılan da işte bu durum olmaktadır.
Peki söz konusu saldırıları yapanlar amaçlarına ulaşabilirler mi? Bir kısmı için "imkansız" diyebiliriz. Örneğin çocukları ve gençleri katledilerek Kürt halkının korkutulması ve yıldırılması mümkün değildir. Eğer bu mümkün olsaydı, şimdiye kadar çoktan sonuç alınırdı. Şimdiye kadar bu halkın yüzlerce çocuğu katledildi ve zindanlara kondu; on binlerce genci kurşunlandı ve işkenceden geçirildi. Peki sonuç ne oldu? Bütün bu katliam ve işkenceler Kürt halkının azmini bileyip kararlılığını artırdı, özgürlük için büyük bir cesaret ve fedakarlıkla direnme bilinci ve örgütlülüğünü geliştirdi. Cizre katliamlarının da benzer sonuç vereceği tartışmasızdır.
Diğer yandan, Komalên Ciwan açıklamasını Kürt gençliğinin zayıflığı olarak değerlendirenler tarihi bir yanılgı içindedir. Zayıflık değil, tersine eylem çizgisini düzeltme çabası içine girmiş olması Kürt gençliğinin gücünü, bilinçlenme ve örgütlenme düzeyini ifade etmektedir. Bundan kuşkusu olanlar, Kürt gençliğinin gücünü bir kez daha denemek isteyenler ciddi bir biçimde yanılırlar. Eğer bu gücün nasıl olduğunu anlamak istiyorlarsa, o zaman yakın tarihte yaşadıklarına bakmaları yeterlidir. Bu gücü yeniden göstermek zorunda kalırsa, istemese de daha fazlasıyla yapacaktır. Kuşkusu olanlar Kobanê ve Şengal direnişlerine bakabilirler.

Saldıran kuşkusuz devlettir

Önder Abdullah Öcalan’ın barış mesajına 12 yaşındaki Nihat Kazanhan’ı katlederek cevap verenlerin ise ateşle oynadıklarını söylemeye bile gerek yoktur. Eğer bu biçimde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın iradesini kırabileceklerini ve Kürt halkının özgürlük umudunu yok edebileceklerini sanıyorlarsa, çok ama çok yanılıyorlar. Kürt Halk Önderi ve Kürt halkı yıllardır benzer saldırılarla sayısız kez karşılaştılar, ama hiç birisi de saldırganların amacını başarıya götürmedi. Cizre katliamlarının da saldırganları başarıya ulaştırmayacağı kesindir.
Dahası bu son olay esas suçluyu ele vermekte ve suçüstü yakalanmasına yol açmaktadır. Yani katillerin kimler olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Gerçek bu denli açıkken, ne var ki hala bazıları "Olayların provokasyon olduğunu" söylemekte ve saldırgan olarak Hüda-Par’ı işaret etmektedir. Bunun yanlış ve bilinç saptırıcı olduğunu kesin bir biçimde bir kez daha belirtelim. Hüda-Par, MHP, BBP gibi güçler birer maskedir, bunu iyi bilelim. Gerçek saldırganın ise devlet olduğundan asla kuşku duymayalım.
Kaldı ki gerçeğin böyle olduğunu kanıtlamak da zor değildir. Örneğin silahlı saldırıda bulunanların hepsi sivil veya resmi polislerdir. Çünkü tüm olayların görgü tanıkları vardır ve hepsi de silahlı saldırıyı yapanların polis olduğunu açıkça ifade etmektedir. Zaten bu biçimde seri katliamı başka bir gücün yapması da mümkün değildir. Dikkat edilirse, katliamlar oluyor ama ya hiç kimse yakalanmıyor ve kovuşturma yapılmıyor, ya da bunlara yasak konuyor. Sadece bu bile olayların devlet tarafından yapıldığını açıkça gösteriyor.
Daha önce de yazmıştım: Devlet ve AKP Hükümeti Hüda-Par ve MHP maskesi altında özel savaş saldırıları yürütmeye karar vermiştir. Bu kararın 30 Ekim 2014 tarihli Milli Güvenlik Kurulu toplantısında verildiği bilinmektedir. Söz konusu karar Cizre’den başlamak üzere uygulamaya konmaktadır. Aslında bu biçimde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın son müzakere girişimi boşa çıkarılmak istenmektedir. Söz konusu girişimi açıktan reddedemeyen AKP Hükümeti, böylesi insanlık dışı katliamlarla, yani çocukları katlederek boşa çıkarmak istemektedir. Nitekim olaylar üzerine açıklama yapan KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı da durumu bu biçimde değerlendirmiştir.

Terör devletine karşı
öz savunma geliştirilmeli
Çok açık ki, karşımızda öyle provokasyon filan yoktur. Yine sadece bir polis terörü, devlet terörü de söz konusu değildir. Ortada bal gibi bir "Terör devleti" vardır. Söz konusu devleti AKP yönettiğine göre, ortada bir terör hükümeti vardır. Besbelli ki CHP’nin yönettiği eski devlet de bir terör devletiydi, şimdi AKP devleti de bir terör devletidir. Türk devletinin terör devleti niteliğinde herhangi bir değişiklik olmamıştır. Dahası El Kaide, El Nusra ve IŞİD gibi faşist terör güçleriyle sıkı ilişkiler içine girerek bu niteliğini daha da belirgin hale getirmiştir.
Nitekim uluslararası güçler de artık AKP devletine bu biçimde bakmaktadır. 7 Ocak Paris Katliamı ile bu devleti ilişkilendirmektedir. Zaten AKP sözcülerinin açıklamaları da bunu doğrulamaktadır. Örneğin İslam adına terör yapanları korumakta ve bu durumu üzerlerindeki baskıya bağlamaktadırlar. Başbakan Ahmet Davutoğlu, Paris’teki yürüyüşe terörü kınamak için değil, "Meydanı boş bırakmamak için" katıldığını ifade etmiştir.
Gerçekler işte bu kadar açıktır. Bu durumda Kürtlerin ve demokratik güçlerin kendilerini yanıltmamaları çok önemlidir. Oslo’da ve İmralı’da görüşmelerin yapılmış olması, demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü için müzakere süreci geliştirilmeye çalışılması söz konusu devletin terör devleti olma niteliğini ortadan kaldırmamış ve bir değişikliğe henüz yol açmamıştır. Bunun herkes tarafından çok iyi bilinmesi ve buna göre davranılması gerekir.
Ne var ki, her yerdeki ve tüm yurtsever güçlerin yaklaşımları buna göre değildir. Diyalog var ve müzakere arayışı sürüyor diye, sanki barış olmuş gibi davranılmaktadır. Kuşkusuz bu yaklaşım çok yanılgılıdır. Halbuki sürecin mücadele süreci olduğunu PKK yöneticileri defalarca ifade etmişlerdir. Bu nedenle tüm yurtsever ve demokratik güçlerin bu gerçeğe uygun davranması, sürece mücadele temelinde yaklaşması, kendi güvenliğini ve öz savunmasını asla ihmal etmemesi gereklidir. Terör devletinin oyunlarını bozmak ve saldırılarını kırmak ancak böyle mümkün olur.