Türk tipi Faşizm dıştan cilalı, süslü, sakilce görkemli. Kafasının içi ise takkeli. Deccal sesli sahtekar, din alimleri…
Takkeli Faşizm, bütün eşdaşları gibi ilkel (cehaletiyle vahşi), en alttan (sefaletten) gelip, kurduğu terör düzeniyle (polis devleti) büyük sermaye sınıfına bekçi durandır. Türk faşistlerinde (dinci) görüldüğü üzere dini, imanı, inancı yok, ama varmış gibi yapar. Dini yalanlarına perde yapar. Hatta, dine adanmışlıkla (hırsızdan, yalancı ve zalimden dindar olabileceğini kim söyleyebilir ki) dindar görünür.
Oysa o dindar değil, dini kullanıp, cahil kitleleri kandırarak, sırtından geçinmeye bakar. Dinden çıkıp, dini ırkçılığa örtü yapanlar Takkeli Faşisttir.
Takkeli Faşist, ırkçıdır. Kürtlerin kendi dilleriyle eğitim görüp, kültürlerini geliştirmelerini yasak altında tutar. Ülkelerinin adını, statüsünü inkar eder. Ayrılma, kendileri olarak azat yaşama haklarını, kanda boğmaya çalışır. Ülkelerini zindan yapar. Takkeli zindan bekçisi (zebani) olarak kapıları tutar. Özgürlüklerini isteyen ülke evlatlarını, insanlık suçu işleyerek zehirli gazlarla boğar. Cehennem kurdu kesilip, cesetlerini parçalar.
Buna rağmen dine adanmışlıkla (hırsızdan, yalancı ve zalimden dindar olabileceğini kim söyleyebilir ki) dindar görünür. Dindar görünür ama, ölüye saygısızlığı, cenaze namazını, definde hazır bulunmayı (en son Mansur Güzel olayında görüldüğü üzere) yasaklama derekesine götürür. Halbuki, yalnız İslam’da değil, bütün dinlerde ölü dokunulmaz, kutsaldır. Vicdanı olan, önünde huşuyla eğilir…
Faşist, sefalet labirentlerinden gelme olduğu için aşağılık kompleksi hastalığından musdariptir. Eline fırsat geçtiğinde, adeta geçmişinden öç alırcasına, „yağı bulunca üstüne, başına süren“ şaşkın gibi görkemin aktığı şatafata, korkaklığını kapatmak için de güç gösterisine sapar.
Halkın ödediği vergilerle satın alınan makam uçakları, lüks arabaları yan yana dizer. Ülkenin varlığı ailelerinin emrinde, artık özelleri olan uçakla „kardeş“ rejimlerin efendilerine düğün davetiyesi götürecek kadar sonradan görme gülünç, öbür yanıyla, Amerikan çıkar taarruzlarına taşeron olmaya karşılık, yüksek himayeye mazhar zulüm efendileriydiler.
TC’de nüfusun yüzde 25’i açlık sınırında yaşamakta, 12 milyon kişi işsizdir. Ama Türk Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Amerikan taşaronluğu tertibinden kardeşin kardeşi vurmasını finanse ve terörü azgınlaştırmak için Libya’ya, çanta içinde 100 milyon Dolar (180 milyon Lira) götürüyor, bu da Takkeli rejimin insaniyet övünmesi oluyordu. Faşist gösterinin gülünesi öteki görkem sahnesinde, Somali’ye 526 milyon Lira veriliyordu.
Amerikan çıkarları için, Suriye rejimine savaş açıp, içeride başka türlü gösterip, aşağılık kompleksi hastalığından musdarip, beyinsel olarak geri kalmış kalabalıklara „bakın büyüdük, fetih aşamasına geldik“ gazı vererek, parasal kaynağı kimsece bilinmeyen bir harcamayla terör ihraç ediyordu. Suriye’yi fersah fersah geride bırakan, 68 gazeteci, yazar tutuklamayla, fikir düşmanlığında dünya birinci olan Takkeli, utanmadan Esad’a, „zulümle abad olunmaz, muhalefetin sesine kulak ver“ diyordu. Medya satın alınarak, ya da tehdit edilerek teslim alınmış, paraya boğulan kalemler onursuzlaştırılarak rejim muhafızı haline getirilmiş, Türk muhalif partileri, „ben daha iyi Faşistim“ yarış pistine çıkarılmıştı.
Ama depremin yıkımına uğramış, kar ile buz arasında mahsur kalmış Vanlı Kürtler aç ve açıkta olduğunu bağırınca polis copu, zehirli gazlarla darmadağın edilmekteydi. Oysa Libya’da terörü harlama ve Somali’ye güçlü görünme gösterisinde bulunma parasıyla, bütün Van yöresi kutup çadırlarıyla donatabilinirdi. Gel gelelim Van Kürdistan’da bir köşeydi. Kürtlere biçilen rol askerlik yapmak, vergi ödemek, seçimden seçime Takkeli Faşizme oylarıyla destek vermekti. Sonrası öldürüme, zindana, polis copu, zehirli gaza itaat…
„Her müsibette bir hayır vardır“ derler. Kürtler, Takkeli Faşizmin zulmü sayesinde münafık ile Deccalın gerçek yüzünü görerek, bir ve beraber olmayı öğrendiler. Van depremi, Çukurca’ya yağdırılan zehir ve durmadan genişleyen toplama kamplarından sonra, vicdan ve ruhunu satanların dışında, artık onlara „dindar“ diyen Kürt yok, artık.
Sadece, „zulmün din taciri dinsiz, artsın ki çabuk altında kalasın“ diyorlar.