
Almanya’dan REFERANDUM notları - 5. Bölüm / Hazırlayan: Osman OÐUZ
Duisburg, Almanya’daki Türkiye ve Kürdistanlıların yerleştiği ilk kentlerden biri. Kentte göçmen örgütlerinin çalışmaları da çok eskiye dayanıyor. Duisburg Demokratik Kürt Toplum Merkezi (DKTM), 1978 yılında kurulmuş ve birçok kişi tarafından “Avrupa’nın ilk derneği” olarak tanımlanıyor. AABK’nin ve Türkiyeli sosyalist örgütlerin çalışmaları da bir hayli eskiye dayanıyor.
Duisburg’da elbette yalnızca “demokratik muhalefet” yok; hatta belki de ondan çok daha fazla “kurumsallaşmış” bir Türk muhafazakârlığını kentin sokaklarında da hissetmek mümkün. Kentte bize yardımcı olan Faik arkadaşın “Küçük İstanbul” diye tanımladığı bölgede “sokaktaki vatandaş”, politik yönelime dair ipuçlarıyla dolu.
12 Eylül mağduru
Kentteki ilk durağımız, bu cadde üzerindeki bir esnaf oluyor. Hasan Arı, terzi dükkanının önüne sandalyesini atmış, sosyal medyadan referanduma dair gelişmeleri takip ederken “Merhaba” diyoruz.
Arı, 1959 yılında Malatya’ya bağlı Kürecik’in Harunuşağı köyünde doğmuş. Daha gençlik yıllarında politize olan Arı, “Deniz’i de, Mahir’i de, Kaypakkaya’yı da gördüm” diyor. Kaypakkaya’nın meşhur fotoğrafındaki şapkanın köylüsü olan Tomo Çetin’e ait olduğunu laf arasında söylüyor.
Arı, bir 12 Eylül mağduru. Uzun yıllar hapis yatmış, işkence görmüş. Hapishane ardından bir kez daha aranır duruma düşmüş ve ülkede 20 yıl kadar sahte kimlikle kaçak yaşamış. Sonunda kaçamaz hale gelince ise yönünü Avrupa’ya çevirmiş. 1997’den beri mülteci…
‘Birçok Evetçiyle sohbet ettim…’
Referandumdan konu açılır açılmaz heyecanla anlatmaya başlıyor; belli ki şu sıralar üzerine en çok kafa yorduğu şey bu. “Biraz düşünen insan zaten Hayır der” diyor ve devam ediyor: “Dünyada hiçbir örneği olmayan bir başkanlık sistemi getirilmeye çalışılıyor. Bütün yetkiler bir adamın iki dudağı arasında…”
Arı, referanduma sunulan 18 maddelik paket hakkında da bilgi sahibi; tek tek maddelere neden karşı çıktığını da anlatıyor. Ardından ise sohbet ettiği Evetçilerdeki bilgisiz imana dikkat çekiyor: “Etrafımda birçok Evetçiyle sohbet ettim. Dedim ki, neden Evet diyorsun? Meclisten referanduma gelen 18 madde var, bana bir maddeyi söyler misin? Bilmiyorlar. Tek bir maddeyi bile bilmiyorlar. Çünkü biat kültüründen geliyorlar.”
Manisalı vatansever Ali Baba
Bu sırada Arı, dokunulmazlıklardan bahsediyor ki, içeriye “Manisalı vatansever” Ali Baba giriyor ve konuşmayı duyar duymaz yüksek sesle dahil oluyor: “Nereye yargılıyorsun, nasıl yargılıyorsun? Fatih Sultan Mehmet’i mahkemeye çıkarırsın, bu adamı çıkaramazsın!”
Hal böyle olunca hemen Ali Baba’ya da dönüyoruz tabii ki. Ali Baba, 60 yaşını aşkın bir Manisalı. Hayatındaki ilk oyunu Ecevit’e vermiş. Sonra rotayı merkez sağa kırmış ve Özal’ın Anavatan Partisi’ne seçmen olmuş. Bir süredir ise CHP’nin “istikrarlı” seçmenlerinden.
Hayırcıların korkusu
Gazete için görüşünü almak istediğimizi söyleyince, önce bir duraksıyor. Sonra kendi haline bakıp konuşmaya başlıyor: “Hayırcılar rengini belli etmekten bile korkuyor. Avrupa’da bile o korku var. Konsoloslukla bir ilişkim olacağını bilsem ben de bu kadar rahat konuşamam. Türkiye’ye giriş bile yaptırmaz bunlar, damgalarlar insanı.”
Ali Baba’nın dikkat çektiği bu korku, aslında referandum sürecinin Avrupa’daki en önemli vakıalarından biri. Esnaflardan, kahvelerden görüş almaya kalktığımız her seferinde bu korkuyla karşılaşıyoruz. Referandumda “Hayır” diyecek olanların birçoğu, “İnsanlar Facebook’tan bir şey paylaştı diye tutuklanıyor, ülkeye giremiyor, ben nasıl sana içimdekini söyleyeyim” diyor.
‘Herkes biliyor ama söylemiyor’
Ali Baba, “Herkes Tayyip’in hırsız olduğunu biliyor” diyor; ama bunu söyleyen, bilen kadar fazla değil. Bunun da iki nedenine dikkat çekiyor: Biri “başıma bir iş gelir” korkusu; diğeri ise rantını yiyenlerin suskun suç ortaklığı. “Ama” diyor Ali Baba ve devam ediyor: “Hitler’i de halk seçmişti, unutmayın bunu. Halkı yönlendirebilirsiniz. Ama vicdan orada duruyor, vicdanları yönlendiremezsiniz. Er ya da geç o vicdan da ortaya çıkacaktır.”
Duisburg’da görünürlük zayıf
Peki Duisburg’daki tablo nasıl?
Bizim gözlemlediğimiz de, kentte Hayır çalışmalarının -mesela Köln’de olduğu gibi- sokakta görünürlük kazanmadığıydı. Çok az bir süre kalmasına rağmen biz oradayken henüz Hayır Platformu’nun dışa dönük propaganda çalışmaları görünürleşmemişti. DKTM’de de Hayır, çok temel bir gündem gibi görünmüyordu. Terzi Hasan Arı da buna dikkat çekiyor: “Çalışmalarımız çok zayıf. Dükkana hiçbir Hayır bildirisi gelmedi. Burada bence çalışmalar seçim döneminde de zayıftı. Halbuki çok haklı tarafımız var. Bunları anlatmaktan aciziz. AKP ise çok derinden çalışıyor. Duisburg ve çevresinde oy potansiyelleri yüksek. Dini pazarlıyorlar; çok güzel bir pazar kurmuşlar kendilerine. Bir de rant var, biat kültürü var.”
Platform çalışanları: Yetersiz

Duisburg’da NAV-DEM, Avrupa Kürt Kadın Hareketi (TJK-E), Yeni Kadın, Demokratik Kadın Hareketi (DKH), Avrupa Türkiyeli İşçiler Federasyonu (ATİF), Avrupa Demokratik Haklar Federasyonu, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu ve kente özgü çalışmalar yapan Freies Forum’un (Özgür Forum) dahil olduğu bir Hayır Platformu var. Fakat bileşenlerden AABK, birçok yerelde olduğu gibi kendi özgün çalışmasını ayrıca yapmayı tercih ediyor; platformla “lüzumlu olduğunda” bir araya geliyor.
Hayır Platformu’nun çalışanlarıyla ATİF’e bağlı dernekte buluşup kentteki çalışmaların son durumu hakkında sohbet ettik. Stant çalışmalarına, bildiri dağıtımına henüz başlamamışlardı, ziyaretimizden bir sonraki gün için planlamaları vardı; ama Hayır gündemiyle ilgilenmeye bir aydır başlamışlar. Çalışmanın temeli ise, 7 Haziran ve 1 Kasım Seçimleri’nde yürütülen HDP çalışması olmuş.
Evetçilerle konuşmalar...
Freies Forum yöneticisi Şevki Kaya, toplantılarına Alman partileri Yeşiller ve Sol Parti’nin de katıldığını, bu açıdan geniş bir cephe oluşturduklarını belirtiyor. Kaya, Türkiye ile Avrupa ülkeleri arasındaki son gerilimin Evet’in elini güçlendirdiği kanaatinde. Gözlemini şu sözlerle anlatıyor: “Bugün berberle konuştuk. O Evetçi, AKP seçmeni. Hollanda’yla olan bitenin AKP’nin elini güçlendirdiğini orada da gördüm. Mağduriyetten oy devşirme adına böyle şeyler yapıyorlar. Evetçiler de takım tutar gibi davranıyor. Erdoğan yapıyorsa doğrudur, diyorlar. O berber arkadaşa paketin içeriğini anlattım. İkna olur gibi oldu ama ona rağmen ‘Bunları bilmiyordum ama çok da önemli değil’ diyor. Geçen başka bir kadınla da konuştum, ‘Ya aslında siz haklı konuşuyorsunuz ama ben Evet diyeceğim’ diyor.”
‘Kurumlar ilgi göstermedi’
ATİF temsilcisi Engin Timur ise, çalışmaları özetledikten sonra, şikayette (ya da özeleştiri diyelim) bulunuyor: “Kurumlar bu çalışmaya çok fazla ilgi göstermedi, bugüne kadarki gelişim bunu gösteriyor.”
Kadınlar neden en önde?
Referandum gündemi başladığından beri Hayır çalışmalarına en fazla sahiplik eden, kadınlar oldu. Yeni Kadın üyesi Safiye Kara, bunu şöyle açıklıyor: “Bence en çok ezilenler kadınlar. Savaşın en büyük mağdurları da kadınlar. Kadın olmanın, anne olmanın verdiği bir duygu var. Türkiye’de hiçbir zaman kadın erkek eşitliği olmadı ama AKP’yle birlikte bu daha da fazla açığa çıktı. Tecavüz neredeyse meşru hale getirildi. Bu durumda kadınlar tabii ki Hayır der.”
Hayırcılar bile...
Kara’nın hemen yanı başında oturan bir başka Yeni Kadın üyesi Besime Karataş ise, başka bir şeye dikkat çekiyor: Kadınların -hiç değilse kendi çalışma alanında- Hayır çalışmaları içinde bile özneleşmesinin engellenmesinden. Şöyle anlatıyor: “Kadınlar pratiğe başladığında erkekler daha fazla müdahaleci olabiliyor. Kadınlara hep birinin eşi, birinin sevgilisi, birinin annesi olarak bakıyorlar. Ama biz kimsenin bir şeyi değiliz, birey olarak Hayır diyoruz. Kahkahalarla gülebilmek için, mini eteklerimizle, hamile tulumuyla sokaklara çıkabilmek için Hayır diyoruz.”
Duisburg’da neden böyle?
DKH temsilcisi Gülistan Kaya da Duisburg’da kadınların yeterli düzeyde öncüleşmediğinden dem vuruyor ve “Birçoğu içinde oldukları durumu göremiyor. Duisburg’ta böyledir gerçi ama Almanya’nın başka yerlerinde kadınlar öncü. Burada kadınlar çok aktif oldukları halde geride kalıyor” diyor.
‘Benim Hayır’ım geri dönmek için’

Hayır çalışmalarının gereğini, önemini en fazla “içinde hisseden” iki grup olduğunu söyleyebiliriz. Bunlardan biri, 12 Eylül sürgünleri; ki birçok merkezde çalışmalara öncülük ediyorlar. Diğeri ise “AKP darbesi” sürgünleri… Köln’deki stantta çalışmalara katılan Çiğdem Devran bir 12 Eylül sürgününün, Şahin Kılıç ise bir AKP sürgününün gözüyle bakıyordu olan-bitene.
Çiğdem Devran, Adanalı. “Yaşanacak Dünya” dergisinin temsilcisi. 12 Eylül 1980’i genç bir devrimci olarak yaşamış. Gözaltılar, işkenceler, tutuklamalar, tanklar… “Ama” diyor Devran, “80’de bu denli muhalefet yoktu. Sokakta olacak halimiz de yoktu, her birimiz bir yerde işkencedeydik. Şu anda da çok daha fazla tutuklu var. Önce bir şaşkınlık, suskunluk yaşandı elbette ama giderek aşılıyor. Korkaklık gibi cesaret de bulaşıcı ve bulaşıyor bütün topluma.”
‘12 Eylül’den derin’
12 Eylül Darbesi ardından yapılan anayasa referandumuna da tanık olmuş Devran. İki dönemi şöyle karşılaştırıyor: “Bu dönemde toplumdaki yarılma çok daha derin. Gözaltılar, işkenceler de cunta döneminden çok daha sert. Mesela avukat arkadaşlarımızla konuşuyoruz; 80 döneminde de hukuk yoktu ama kullanabileceğimiz açıklar buluyorduk diyorlar, şu dönemde o da yok. Ancak Hitler dönemine benzetilebilir.”
Bir sosyalist neden Hayır der?
Peki bir sosyalist, neden Hayır çalışması yapar? Şöyle yanıtlıyor Devran: “Bir sosyalist nasıl Hayır çalışması yapmaz? Seçimlerden de çok önemi var bu referandumun. Zaten var olan faşist bir anayasanın daha da ileriye taşınması… Şu anki OHAL’in, KHK’lerin süreklileştirilmesi hedefleniyor. Türkiye böyle bir şeyi hiç yaşamadı. Cuntalar gördük fakat bu cuntaların bile belli bir süre sonra gittiğini gördük. Şimdiyse süreklileştirilmiş bir cunta istiyorlar.”
‘Mekan önemli değil’

Şahin Kılıç ise Dersim’de, 1975’te doğmuş. Mesleği, inşaat demirciliği; bir yandan da hep politik mücadelenin içinde olmuş. 2009’daki yerel seçimlerde Dersim Belediyesi Meclis Üyesi olarak seçilen Kılıç, 2012’de ise KCK operasyonlarıyla tutuklananlar arasında imiş. Tahliye olmuş, bir süre sonra cezası Yargıtay tarafından onanmış ama yurtdışına çıkmayı uzun süre reddetmiş. Diyalog sürecinden bir şeyler çıkacağını ummuş ama Erdoğan’ın Dolmabahçe Mutabakatı’nı bir köşeye atmasıyla umutlarını yitirmiş ve rotasını sürgünlüğe çevirmiş.
Kılıç, Almanya’da da mücadele içinde… HDK Avrupa çalışmalarının aktif bir üyesi. “Benim için mekan çok önemli değil; önemli olan Türkiye’nin demokrasiye dönmesi için çaba sarf etmektir” diyor.
Onun Hayır’ı geri dönmek için
Kılıç, referandumda Hayır çalışmalarını da, aynı zamanda “geri dönmek için” yaptığını belirtiyor ve şunları söylüyor: “Umutsuz değilim. Demokrasinin, barışın mutlaka kazanacağına inanıyorum. Halka, demokrasiye dayalı olmayan hiçbir sistem yaşamını uzun süre sürdüremez. Kesinlikle döneceğim. Avrupa’yı geçici görüyorum. Mutlaka barış ve demokrasi kazanacak ve ben Dersim’e gideceğim. Bu çalışmalarda da bu nedenle yer alıyorum. Sonuç alacağımızı ve dönüşün yolunun açılacağını düşünüyorum.”