TTB, KESK, DSİK ve TMMOB, gerekli tedbirleri almayan, doğru bilgilendirme yapmayan hükümeti bir kez daha uyardı. Salgına karşı toplumsal mücadelenin örgütlenmesinin önemine işaret eden kurumlar, ”Mesele siyasi ikbal ve ekonomik kar ekseninde ele alındığı ölçüde bütün bir ülkenin ‘bağışıklığı’ zarar görmektedir” dedi.
Türk Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, önceki gece itibarıyla 30 yurttaşın koronavirüs salgını nedeniyle hayatını kaybettiğini ve bin 236 kişiye de koronavirüs tanısı konduğunu ileri sürdü. Koca’nın açıkladığı test sayısı ise durumun vahametini gözler önüne serdi. Önceki gün, bir önceki günden daha az test yapıldığı ve 2 binin altına düşüldüğü görüldü. Test sayısının azlığına tekrar dikkat çeken TTB Başkanı Adıyaman, “Korona ile mücadelede başarının şartı, test sayısının artırılması ve hastaların izole edilmesidir” dedi. TTB, KESK, DSİK ve TMMOB, yaptıkları ortak açıklamada halkın acil taleplerini sıralayarak, “Umreye gideceklere izin verilmesi ve dönüşlerinde kesin bir karantina uygulaması yapılmaması, enfekte olan hasta sayılarının şeffaf olarak toplumla paylaşılmaması, hükümete yönelik güveni iyice yok etmiştir” dedi.
Türk Sağlık Bakanı Fahrettin Koca sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, ”Bugün 9 yeni vefat, 289 yeni tanı var. Bugüne kadar toplam 20 bin 345 test yapıldı, bin 236 tanı kondu, hepsi yaşlı 30 hastamızı kaybettik” dedi.
Koca, ilk olarak 11 Mart’ta Avrupa’dan Türkiye’ye giren bir kişiye yapılan koronavirüs testinin pozitif çıktığını açıklamış; bu ilk vakadan iki gün sonra, 13 Mart sabahı Twitter hesabından yaptığı paylaşımda da ”Dün akşam sonuçlanan test, üzücü bir öngörüyü doğruladı. Bir hastamız daha var. İlk hastamızın, tanı konur konmaz takibe alınan çevresindendir” demişti. Ardından yine 13 Mart’ta, virüsün tespit edildiği ilk iki kişiyle aynı aileden üç kişiye daha tanı koyulduğunu duyurdu. 5 olan vaka sayısının, umreden dönen bir kişide daha virüsün tespit edilmesiyle 6’ya çıktığını da 14 Mart akşamı yine sosyal medyadan duyuran Sağlık Bakanı, bunun üzerine 14 Mart itibarıyla umreden dönen tüm yolcuların Ankara ve Konya’daki öğrenci yurtlarında karantinaya alındığını, sağlık taramasının yapıldığını ve belirti görülenlere test yapıldığını açıkladı. Bakan Koca, 16 Mart gecesi yaptığı açıklamada 29 yeni vaka tespit edildiğini belirterek toplam sayının 47’ye çıktığını bildirdi.
İlk ölüm itirafı 17 Mart’ta
Fahrettin Koca, 17 Mart’ta 23.45’te yaptığı basın açıklamasında ise Türkiye’de koronavirüs nedeniyle bir kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Koca, yeni vaka sayısının 51 kişi olduğunu ekledi. Bakanın açıklaması ile toplam koronavirüs teşhisi konulan hasta sayısı 98’e yükseldi.
Bakan Koca, 18 Mart’ta yaptığı açıklamada 61 yaşında bir erkek hastanın hayatını kaybettiğini belirtirken yeni teşhis edilen vaka sayısının 93 olduğunu açıkladı. Bakan’ın açıklamasına göre toplam vaka sayısı 191’e yükseldi. 18 Mart gecesi eski Kara Kuvvetleri Komutanı Aytaç Yalman’ın koronavirüsten öldüğü ifşa edidi, ertesi gün Bakan Koca tarafından da kabul edildi. Bakan Koca, aynı akşam Twitter üzerinden yaptığı açıklamada bir kişinin daha hayatını kaybettiğini belirterek toplam ölü sayısının dörde yükseldiğini bildirdi. Bakan’ın açıklamasına göre 168 kişi de yapılan testlerde koronavirüs pozitif çıktı. Yapılan son açıklamada ise 359 yeni vaka ve 4 ölüm bildirilmişti.
Türkiye’deki koronavirüs vaka sayısındaki artış şöyle:
- 11 Mart – 1 vaka
- 13 Mart - 5 vaka
- 14 Mart - 6 vaka
- 15 Mart - 18 vaka
- 16 Mart - 47 vaka
- 17 Mart – 98 vaka, 1 ölü
- 18 Mart – 191 vaka,3 ölü
- 19 Mart – 359 vaka, 4 ölü
- 20 Mart- 670 vaka, 9 ölü
- 21 Mart-947 vaka, 21 ölü
- 22 Mart-1236 vaka, 30 ölü
Test sayısı çok az
Bakan Koca’nın dünkü açıklamasına göre 11 günde 20 bin 345 test yapılmış. Hemen hemen aynı nüfusa sahip Almanya’da bir günde yapılan test sayısı bile 23 bine yakın. Üstelik Türkiye’deki son üç günlük test sayısı da azalan yönde. Şöyle:
- 20 Mart - 3 bin 656 test
- 21 Mart - 2 bin 953 test
- 22 Mart - Bin 758 test
81 ilde test yapılmalı
Test yapılan kişi ve test merkezlerinin sayısı, salgınla mücadelede başarı sağlamak için sağlıkçıların öngördüğü düzeye ulaşmadı. TTB’nin, “YaygınTest” etiketi ile sosyal medyada başlattığı kampanyaya çok sayıda sendika ve demokratik kitle örgütü de destek verdi. Test sayısının çok yetersiz olduğu belirtilerek, “Hızlı, şeffaf, yaygın test” sloganıyla başlatılan kampanyada, koronavirüs ile mücadele kapsamında yapılması gerekenler şöyle sıralandı:
- Tüm koronavirüs testleri ücretsiz olmalı.
- Her şehir ve her hastaneye testler en hızlı şekilde gönderilmeli.
- Sağlık emekçilerine düzenli aralıklarla Covid-19 testi yapılmalı.
- Binlerce göçmen sınır kapılarında bekliyor, sınırlarımızda bekleyen tüm göçmenlere acil ve ücretsiz olarak test uygulanmalı.
- Fabrika, atölye gibi toplu mekânlarda çalışan tüm emekçilere bulundukları bölgede ücretsiz test imkânı sağlanmalı.
TTB Başkanı Sinan Adıyaman, salgınla mücadelede başarı sağlayan ülkelerin ortak özelliğinin yaygın test yapılması olduğunu belirtti. Adıyaman, hastaların yüzde 80’inin hastalığı klinik bulgular olmaksızın asemptomatik geçirdiğinin altını çizerek, “Çoğu insan hasta olduğunu bilmiyor” diye konuştu.
Hastaların tespitinin ve izolasyonun önemine dikkat çeken Adıyaman, şunları söyledi: “Ne kadar çok test yaparsanız o kadar çok hasta yakalayabilirsiniz. Başarının şartı, test sayısının çok olması, izolasyon ve karantinanın düzgün uygulanmasıdır. Önceki gün test sayısı düşünce hasta sayısı da düştü. Daha fazla test yapılmalı. Aksi takdirde İngiltere’nin ilk süreçte yaşadıklarını yaşarız. Üniversite hastaneleri ve bazı sağlık merkezlerinde de test yapılacağı duyumları alıyoruz. Ancak bu da yetmez. Türkiye’nin 81 ilinde, büyükşehirlerde birden fazla merkezde test yapılmalı.”
Sendikalardan ortak açıklama
Türk Tabipler Birliği (TTB), Kamu Emekçiler Sendikası (KESK), Türkiye Devrimci işçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) ve Türk Mühendis ve Mimar Odalar Birliği (TMMOB) dün hükümete acil talepler doğrultusunda ortak yazılı açıklama yaptı.
Sürecin doğru yürütüldüğüne ve yeterli önlem alındığına dair kaygılarını paylaşan kurumlar, Çin’de ve ardından İran’da başlayan salgın krizinin hemen başında bu ülkelerle irtibatın kesilmemesi, umreye gideceklere izin verilmesi ve dönüşlerinde kesin bir karantina uygulaması yapılmaması, enfekte olan hasta sayılarının şeffaf olarak toplumla paylaşılmamasının, hükümete yönelik güveni iyice yok ettiğini belirtti.
Onarılması zor durum
Halkın hükümetin bilgilerine güvenmediği için sosyal medyaya yüklendiğine dikkat çekilen açıklamada, “Öncelikle bu salgın ile mücadele toplumsal bir mücadele olarak örgütlenmelidir. Mesele siyasi ikbal ve ekonomik kar ekseninde ele alındığı ölçüde bütün bir ülkenin ‘bağışıklığı’ zarar görmektedir. 18 Mart 2020’de Çankaya Köşkü’nde düzenlenen ‘Koronavirüs ile Mücadele Eşgüdü Toplantısı’na davet edilmeyen ve bu salgının ilk gününden itibaren konuya dair kapsamlı çalışmalar yapan emek ve meslek örgütleri olarak şunu ifade etmek isteriz ki; koronavirüs salgınının yol açabileceği sosyal tahribat, ayrımcı, kutuplaştırıcı yaklaşımlarla daha da derinleşmekte, ülkenin ve halkın sağlığını onarılması zor bir biçimde tehdit etmektedir” denildi.
Toplumsal dayanışma
Erdoğan’ın yaptığı açıklamaların toplumda güveni tesis etmediğinin; tam tersine sermayeye güven veren, çalışanı, işsizi, esnafı, kriz mağdurlarını, yoksulu yok sayan tedbirlerin devlete olan güveni de son noktaya taşıdığı kaydedilen açıklamada, şunların altı çizildi: “Yaşananlar açıkça göstermektedir ki, bu kriz aslında, sağlık alanının ticarileştirilerek halkın nitelikli, eşit, ulaşılabilir, ücretsiz sağlık hizmeti almasını engelleyen neoliberal anlayışın bir soncudur. Bu krizden ancak toplumsal dayanışmayı yükselterek en az hasarla çıkabiliriz.” diye kaydedildi
Açıklamada, koronavirüse ilişkin paylaşılan öneriler şu şekilde sıralandı:
- Sağlık çalışanlarına her türlü imkânın öncelikle seferber edilmesini talep ediyoruz.
- En kötü senaryoya göre eylem planları hazırlanmalı, kriz anında kentin tüm imkânları (mekân, araç, ekipman vb.) kullanılabilmelidir.
- Mümkün olan işlerde ve işyerlerinde uzaktan çalışmaya geçilmeli, zorunlu mal ve hizmetlerin üretilmediği ve virüsten korunma koşullarının sağlanamadığı tüm işyerlerinde çalışanlar derhal ücretli izne çıkarılmalıdır.
- En düşük emekli aylığı asgari ücret düzeyine çekilmelidir. 1000 TL destek eklenerek risk grubundaki bu kesimler korunmalıdır.
- Kamu ve özel sektörde bireysel ve toplu işten çıkarmalar yasaklanmalıdır.
- Fahiş fiyatlarla fırsatçılık yapanlara yaptırımlar uygulanmalıdır.
- Alt gelir gruplarının temel gıda ve hijyen maddelerine erişimi için kamu kaynaklarına başvurulmalıdır. Koruyucu ürün ve malzemeler, başta dar gelirliler olmak üzere halka ücretsiz dağıtılmalıdır.
- İşsizlik sigortası ödeneği alabilmek için son üç yılda 600 gün çalışma koşulu virüsle mücadele döneminde 90 güne indirilmelidir.
- Tüketici, konut ve taşıt kredileri ile kredi kartı borçları ve elektrik, su, doğalgaz ve iletişim faturaları salgın riski boyunca ertelenmelidir.
- Bu süreçte vatandaşların sağlığa erişimi ücretsiz olmalıdır.
- Sağlık kurumlarındaki eksikliklerin giderilmesi sağlanmalı ve şüphe olan her olguya test yapılabilecek duruma getirilmelidir.
- Salgın sürecinde, özel sağlık kuruluşları kamu kontrolüne geçirilmelidir.
- Yerellerde kriz masaları kurulmalıdır.
- Cezaevlerinde öncelikle tutukluların hızla tahliyesi sağlanmalı; yaşam hakkı ve ifade özgürlüğü esas alınarak siyasi tutuklular, gazeteciler, yaşlılar, hasta mahkûmlar, çocuklar tahliye edilmeli, infazlar ertelenmelidir.
HABER MERKEZİ
Tedbirler işçileri kapsamıyor
Koronavirüsün yayılmasını önlemek için başlatılan sosyal izolasyon kuralı işçiler için geçerli değil. İktidar yetkilileri tarafından sürekli “evde kal” uyarıları yapılırken, işçiler toplu taşıma ve servisleri kullanarak işlerine gitmeye devam ediyor. Restoran, cafe, bar, berber gibi işletmeler geçici olarak kapatılırken yüzlerce işçinin bir arada çalıştığı, metal, tekstil, inşaat gibi alanlar hala çalışır vaziyette. Normal şartlarda da sağlıksız ve işçi sağlığı güvenliği önlemlerinin alınmadığı bu işkollarında virüsle birlikte risk arttı. İşlerinin geçici olarak kapatılması sonucu işçiler zorunlu ücretsiz izne çıkarılıyor ya da tazminatsız işten çıkarılmak ile karşı karşıya kalıyor.
DİSK’e bağlı Tekstil İşçileri Sendikası İstanbul Şube Başkanı Asalettin Arslanoğlu, tam sosyal izolasyon için işçilerin de çalışmamasının gerektiğini söyledi. İşsizlik sigortası fonunun bu gibi durumlar için oluşturulduğunun altını çizen Arslanoğlu, Evrensel’den Tolga Güney’e yaptığı açıklamada, “Eğer fon hükümetler tarafından bugüne kadar gereksiz ve amacı dışında kullanılmamış olsaydı bugün fonda bulunan para ile işçilerin kaybı yıllar boyunca karşılanabilirdi. Fakat fon çok daha değişik programlar, kamu çalışanlarına maaş aktarımı, şirketlerin başka bölgelere nakli gibi yerlerde kullanıldı. Bugün oldukça sınırlı bir kaynak kaldı. Ama buna rağmen eğer hükümet bu anlamsız projelere kaynak aktarımını durdurursa kalan kaynakları işini kaybeden işçiler için kullanabilir” dedi.
DİSK’e bağlı Birleşik Metal İşçileri Sendikası Genel Sekreteri Özkan Atar da sendikalı iş yerlerinde işçilerin haklarını güvence altına alabilecek güçte olduğunu belirterek, “Örgütsüz işyerlerinde işçiler açısından daha kötü bir durum söz konusu. İşyerleri birçok işçiyi ücretsiz izne zorluyor. İşçileri herhangi bir tedbir almadan işten çıkarıyorlar. Çalışma ortamlarında herhangi bir sağlık tedbiri de alınmıyor. Bu fabrikalarda işçilerin sendikalardan destek almaları, haklarını yasal ve fiili olarak korumak için örgütlü davranmaları gerekiyor. Biz elimizden gelen desteği göstermeye hazırız” şeklinde konuştu.
Şantiyelerde önlem yok
DİSK’e bağlı Devrimci Yapı, İnşaat ve Yol İşçileri Sendikası (Dev Yapı-İş) Genel Başkanı Özgür Karabulut ise inşaat şantiyelerinde alınan bir önlem göremediklerini söyledi. İşçilerin tedirgin olduğunu belirten Karabulut, “4 kişilik koğuşta 8-10 kişi kalıyor” dedi. Karabulut, şunları söyledi: “Tuvaletlerinde sabun ve peçete dahi bulunmayan, yemekhanelerinde böceklerin gezdiği şantiyelerin yarattığı tehdit bugün tüm ülkeyi tehdit ediyor. Şantiyelerde ortak kullanılan tuvalet, yemekhane, kantin gibi alanlarda hijyenden söz edemiyoruz. Yeterli beslenme şansı olmayan, insan sağlığını tehdit edecek şekilde konteyner veya inşaatın içinde yatmak zorunda kalan, sağlık hizmetlerine erişim şansı kısıtlı olan inşaat işçisi tehdit altındadır. Virüse karşı alınacak önlemlerde konut satısına teşvik çıktı.”
Sermaye çıkar peşinde
MA’ya konuşan ekonomist Yrd. Doç. Dr. Özgür Müftüoğlu, hükümetin salgını ciddiye almadığını, önlemlere bakıldığı zaman yurttaşların sağlığını değil, sermayenin çıkarını düşündüğünün görüldüğünü söyledi. Koronavirüs vakası üzerinde sermaye gruplarının çıkar elde etmeye çalıştığına işaret eden Müftüoğlu, “Açıklanan pakette topluma ‘elinizi yıkayın, kolonya kullanın ve dua edin’ şeklinde öğütler veriliyor. Ancak sermayeye ise fırsat yaratılmaya çalışıyor” dedi.
47 STK’den çağrı
Aralarında PEN Türkiye, Türkiye 78’liler Girişimi, Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS), Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği, Demokrasi İçin Birlik Platformu’nun da bulunduğu 47 sivil toplum örgütü, Meclis Başkanlığı ve Adalet Bakanlığı’na cezaevleri ve infaz yasasıyla ilgili çağrıda bulundu.
“Cezaevlerinde bulunan herkesin sağlığından ve canından devlet sorumludur” denilen açıklamanın bazı bölümleri şöyle: “Sayıları 300 bini bulan tutuklu ve hükümlü, çoğu yerde istiap haddinin birkaç misli dolu ve hijyen koşullarından yoksun hapishanelerde salgına yakalanma ve hayatlarını kaybetme tehdidiyle karşı karşıyalar.
Bu durumu göz önünde bulunduran hükümetin bir infaz yasasıyla hapishanelerdeki yoğunluğu azaltmaya niyetlendiği anlaşılıyor. Ancak, kimi suçları ve grupları, özellikle de siyasi tutuklu ve hükümlüleri dışarıda bırakacak bir uygulamaya gidileceği endişesini taşıyoruz.
Başta Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nde yer alan sağlık hakkı maddesi olmak üzere, birçok uluslararası sözleşme ve ulusal üstü mahkeme kararlarında belirtildiği gibi, mahkûmların yaşam ve sağlık koşullarından yoksun bırakılması hiçbir koşulda ve hiçbir suç için söz konusu olamaz.
Cezaevlerinde bulunan herkesin sağlığından ve canından devlet sorumludur. Bu nedenle; öncelikli olarak hasta, yaşlı, engelli, çocuk, kadın olmak üzere risk gruplarındakilerin tümünün ve çoğu şaibeli kararlarla ve uygulamalarla içerde bulunan siyasi tutuklu ve hükümlülerin tahliyesinin zaman kaybetmeden gerçekleştirilmesi gereğini hatırlatıyor; yargı reformu paketindeki infaz indirimi hükümlerine paralel olarak infaza ara verme, denetimli serbestlik, ev hapsi vb. tedbirleri hayata geçirecek yasal düzenlemelerin, eşitlik ilkeleri çerçevesinde acilen yapılmasını talep ediyoruz.
Dünya ve ülkemiz koronavirüs felaketi ile karşı karşıyayken, hukuki durumları ne olursa olsun bütün tutuklu ve hükümlülerin sağlık ve yaşam haklarını korumanın, başta devlet, hepimizin insani, vicdani, ahlaki sorumluluğunda olduğunu hatırlatıyoruz.”