Türkiye’de son yıllarda artan kadına yönelik şiddet bir gelenek, bir kültür haline geldi. Bizzat devlet, başta kadını hedef alarak bir şiddet toplumuna dönüşme, dönüştürme yolunda ilerliyor ve her yeni oluşan şiddet Türkiye toplum nezdinde sıradanlaşıyor… Bir toplum da ‘şiddet’ sıradan bir hal alıyorsa, bir alışkanlık haline geliyorsa, tepki gösterilmiyorsa, o toplumun ciddi psikolojik sorunları vardır ve o toplum artık travmatik bir hal almıştır…
Şiddet ve saldırganlık değişik yaklaşımlarla irdelenmiştir. Bunların bir bölümü genel psikolojiden yola çıkarak saldırganlığı ve nedenlerini incelemiş ve saldırgan davranışların incelenmesiyle oluşan kuramlar önermişlerdir. Ya da şiddet yanlısı veya saldırgan kişilikleri birer klinik olgu olarak görürler. Bana göre ise saldırganlığa dayanan ilişkileri toplumsal etkileşimden uzak görmemek gerek…
Şiddet, otorite sağlamak amacıyla güç ve baskı uygulayarak insanların bedensel veya ruhsal açıdan zarar görmesine neden bir davranış türüdür. Şiddet sadece kaba kuvvet içeren davranışlar değildir. Aşağılamak, tehdit etmek, ekonomik özgürlüğünü kısıtlamak, ihmal, tecavüz, zorla evlendirmek de cinsel ve psikolojik şiddettir…

Erkekler neden kadınları döverler?

Çünkü bunu yapabilirler. Erkeklik hormonu testosteronun şiddet kullanma eğilimini arttırdığı yönün de tezler var. Erkekler de saldırgan davranışların yaşla birlikle düşüş göstermesi, testosteron hormonunun şiddet uygulama da etkili olduğunu düşündürmektedir. Tabi şizofreni ve alt tipleri gibi psikotik durumlar ve kişilik bozukları da şiddeti yükseltebilmektedir. Madde kullanımı, uyuşturucu, uyarıcı, alkol ise diğer bir biyolojik nedendir.
Erkeklerin kadınları dövmenin kazançları, duygusal baskıları ortadan kaldırmak, hayal kırıklıkları için bir çıkış yolu bulmak ve kendi isteklerinin gerçekleşmesini garanti altına almaktır. Buna karşılık maliyet de oldukça düşüktür.
Şiddet uygulama ve şiddete maruz kalma öğrenilen bir davranıştır. En önemli öğrenme kaynağı ise, şiddeti uygulayan kişinin kendi ailesi ve yaşadığı toplumdur. Şiddetin toplum tarafından paylaşılan bir değer yargısı, ‘kızını dövmeyen dizini döver’ ya da ‘kadının karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin’ anlayışının itibar görmesi gibi.
Şiddetin psikolojik etkileri ve sonuçları, fiziksel etkilerinden çok daha önemlidir. Fiziksel etkilerin birçoğu bir süre sonra tedavi edilebilir ve ortadan tamamen kaldırılabilir ancak psikolojik etkiler hem zor tedavi edilir hem de tedavisi çok uzun sürer. Şiddete maruz kalan kişilerin bir kısmı hayat boyu psikolojik destek almak zorunda kalırlar. Şiddet gören kadın, korkar, benlik saygısını yitirir, baskıyı içselleştirir, kendini suçlar, karmaşık duygular hisseder, yalnızlık yaşar, eşinden umudunu kesmez, duygulanım bozukluğu yaşar, öfkelidir…
Kadına uygulanan şiddete toplumsal ön yargılarla yaklaşan bakış açısı, şiddete maruz kalan kadını korumaktan çok eylemin varlığını ve sürekliliğini destekler niteliktedir. Cinsiyetçi rollerin şiddeti kabul edilişi, toplumsal normların sürekliliğinin bir sonucu olarak kabul edilebilir. Bu kabullenişi, ‘öğrenilmiş çaresizlik’ ile açıklamak mümkündür.

Türkiye’de kadının rolü…

Türkiye’de ‘kadının adı var mıydı?’ diye sormak gerek önce… Türkiye’de kadının eşit bir durumu yok. Toplumsal yaşamda kadınlar aile içine ve özel alana hapsedilmeye devam ediliyor. Kültürel alanda ise davranışlarını kısıtlayıcı normlar yaygın. Kadın bedeni bir taraftan metalaşıyor, bir taraftan ise ahlaki yargılarla kuşatılıyor. Bu anlamda kadınların konumunun Türkiye ve Kürdistan’da iyi olmadığını düşünüyorum. Bilhassa son yıllarda kadınların gittikçe daha fazla özgür bir kimlik yerine, aile içinde tanımlandığına da tanık oluyoruz. Toplumsal alanda kadının adı silinerek yerine ‘aile’ konuluyor. Oysa tüm araştırmalar kadının en fazla aile içinde ezildiğini gösteriyor.
Kadını kendi yatağına bağladığı bir keyif objesi olarak tanımlayan zaman dışı erkek zihniyeti, elbette kadının cinsel özgürlük arayışına veya cinsellikte eşit olmak çabasına öldürme, şiddet gibi en adice ve vahşice fantezilerle yanıt vermeye devam ediyor büyük insanlık! ‘Ya benimsin, ya toprağın’ diye kutsadığı öldürme ritüelini ders olsun kabilinde yapmasını, erkeğin potens sorunundan, toplumsal iktidar sorununa kadar ki düzlemde tartışmak mümkün!
Kadın cinsine uygulanan erkek adaleti ile ilgili rakamlara veya artık klasikleşmiş bilgilere baktığımızda doğrusu biz kadınların geleceğimizi kurtarmak için zorlu mücadelelere girmemiz gerektiğini görüyorum. Türkiye’de kadın hayatın içinde değil, ekonomik bağımsızlığını henüz kazanmamış, hala feodalizm hâkim, durum böyle olunca bırakın toplumda kadının yer bulmasını, evin de bile söz sahibi değil…
Türkiye’de son on yıldır neredeyse erkeklerin kadınlara yönelik olarak uyguladığı bir kadın kırımından bahsedebiliriz. Bu kimi zaman ‘töre’ kimi zaman ‘namus’ adı altında kimi zaman ise ‘kıskançlık’ ya da ‘cinnet’ adı altında yaşanıyor. Düşünebiliyor musunuz, günde 3’e yakın kadının öldürüldüğü, son birkaç davada da görüldüğü gibi çocuklara tecavüz edilip bunların cezasız bırakıldığı bir durum söz konusu. Bunun sebepleri ve sonuçları konusunda yeterince bilgi üretilmiyor. Geçici olarak bazen insanların dikkatini çekiyor. Oysa burada bir cinsiyetin başka bir cinsiyet tarafından sistematik şekilde ezilmesi, dövülmesi, öldürülmesi ve en önemlisi bunun devlet eliyle desteklenmesi söz konusu. Bunun devam eden mevcut savaşla da ilgisi var. Savaşın şiddeti her alanda arttırdığına, bir takım değerleri bozduğuna, travmatik bir erkekliğe ve yönetime sebebiyet verdiğine tanık oluyoruz. Ayrıca görünür olan siyasi dilin de gittikçe militarist ve eril olması da kadınların durumuna yardımcı olmuyor.
Devlet zaten sınıfta kaldı. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden bu yana militarist ve son zamanlar da İslami bir erk tarafından yönetiliyor. Son yıllar da toplu tecavüzlerle ilgili davaların sonuçlarına baktığımızda, kadınların aile içi şiddetten şikâyetçi olduklarında bu şikâyetlerinin ne kadar kaile alındığına, ya da çocuk gelinliğin önlenmesi vs. gibi konulara bakıldığında devletin genel olarak başarısız olduğunu söylemek gerek.

ESRA ÇİFTÇİ