„AKP rejimi“ deyimini bilinçli ve bilerek kullanıyorum. Çünkü, ele geçirilen kitle tabanı sayesinde, her şey tersine çevrilmiş, Atatürk’ün 1924 yılı rejimine dönüş yapmış, orduyu, polis, gizli haber alma örgütünü, adliyeyi, basın ve televizyonları tek merkezde, başka bir deyişle, „imamın avucunda“ toplamış „tek şef“ egemenliğini kurumlaştırmıştır.
Ne isterlerse yapsınlar, Kürtleri ilgilendirmez, ama rejimin hedefi Kürdistan’ın „yeniden fethi“ olunca, uyanık, önlemli olmak gerekiyor. Bu ayrı mesele de, rejimin finansörü ve „yürü kulum“ gaz vericisi Amerika Birleşik Devletleri, dolayısıyla Suudi Arabistan’dır…
Meselenin özü ise efendi ve tetikçi meselesidir. Amerika’nın bir tetikçiye ihtiyacı vardı. Çünkü, Vietnam’dan sonra, Afganistan ve Irak’da büyük saygı aşınmasına uğramış, „özgürlük meleği“ naraları gırtlağına tıkanmış, evrensel vicdan alnına, „çıkarı uğrunda zebani“ etiketini yapıştırmıştı.
Amerika, artık Kovboy filmlerindeki „iyi oğlan“ rolünü oynayamıyordu. Çünkü, „İyi oğlanı“ kurtardığı kızın ırzına geçen olarak ortadaydı.
Sicili bozuk ama, el koymayı düşündüğü yoksul ve güçsüz ülkeler, ortada duruyor, iştahını kabartıyordu. İmajını daha fazla yerlerde süründürmemek için tetikçiye ihtiyacı vardı. Suudi Arabistan, „İslam dünyasının iyi oğlanı“ rolüne devam kararında israr edince, aranan tetikçi bulunuyordu: Her tarafı yara, bere içinde, sicili de bozuk TC…
AKP iktidarda, ama Kürt düşmanlığı başına vurmuş, Recep Erdoğan deli divane gibi ortalıkta dolanıyor, „Arjantin’de de bir Kürt yapılanması olsa müdahele ederiz“ diyordu. Beri yanda „değirmeninin suyu dışarıya bağlı ekonomi“ başa belaydı. Amerika, bu iki damardan girdi. „Dilediği kadar Kürt cinayetine izin“ ekonomik yardım eklendi mi, tetikçi emre amadeydi.
„NATO’nun Libya’da işi ne“ çıkışı, aniden yerden yalanıp, yutuldu. İzmir Libya’ya sefer üssü oldu. Savaş gemileri, Libya sahillerine sevk edildi. Türklerin, Libyalı kılıklı mevzilenip, silah attıklarını da Kaddafi’den öğrendik.
En hızlı dönüş Suriye konusunda yaşandı. Bir kaç hafta önce ortak Bakanlar kurulu yapacak kadar can-ciğer sırdaşken, savaş ilan edivermiş, sınırda çadırlar kurmuş, Kürt çocuklarının kafasını gaz bombalarıyla ezenken, Suriye’de „muhalefete tahammül et yoksa, sabrım taşıyor“ naraları atandı.
Libya işgali, altı ay sonra kısmen gerçekleşti. Artık sıra Suriye’de. AKP rejimi insaniyet adına „muhalifleri“ organize etme uğraşında. Yakın bir tarihte de tetikçi kimliğiyle boy gösterecek…
Buna karşılık, daha geçenlerde, TC piyasalarına, bir sabah sekizbuçuk milyar dolar para aktı. Türk medyası, „kaynağı neresi“ diye mırıldandı. Sonra Amerika veya Suudi cenahına bakıp, Amerika ekonomik bunalıma rağmen 8,5 milyar dolar verir mi? O vermezse, milyar doları, bin dolar gibi gören Suudiler ne güne demeden suskunluğa büründü…
Tetikçiler, ücret mukavbilinde iç güdülerini kiraya verendir. Efendi emredince yok edici güdüleri harekete geçen…
Libya işgali, altı ay sonra kısmen gerçekleşti. Artık sıra Suriye’de. AKP rejimi, ön saf tetikçisi olarak „insaniyet adına“ muhalifleri organize etme uğraşında. Sonra baş tetikçi olarak ön saflara geçecek…
Buna karşılık Kürdistan dağlarına topyekün taarruza geçecek. Nitekim havadan bombalama ücretini de harcıyor, her gün…
Ha, bu işler kolay, Suriye de, Kürdistan da yutulmaya hazır lokma değildir. Kürdistan’a topyekün taarruz başlarsa, içeride milyonlarca, her yanı açık ülke var. Ya Suriye tetikçiliğinde, İran, Lübnan’daki Hizbullah da karşı tetik çekerse?..
Tetikçi rejim, „Dimyata pirince giderken, evdeki bulgurdan olabilir miyim?” ihtimalini düşünüyor mu acaba? Sanmıyorum. Çünkü tetikçi düşünen değil, güdüleriyle hareket edendir. Kulağı efendinin „apart” sesine ayarlı.
„Müstekir” anlamaz, ama biz yine de, namaz kılsa da, zalimliği nedeniyle Müslüman olmayanların, tetikçi ücreti mukabilinde, bölgesel savaş tetiklememesi dileğinde bulunalım…
Hatırlatalım ki, Kürdistan artık kolay av değildir. Hayatını ülkesi ve halkına adamış Kürt’ün sayısını kimse bilmiyor. Onların İstanbul’da mı, Bolu’da, Sakarya’da mı yaşadıklarını da…