Barışı ve barışçı çözümü sağlamanın savaşmaktan daha zor olduğu her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Hele devlet barışçı çözümü sağlamak değil de imha savaşını büyütmek istiyorsa, tek taraflı barışçı çözüm çabası yeterli olmuyor. AKP devletinin süregelen savaşçı-ırkçı politikaları tasfiye ettiği generallerin politikasından hiç de farklı değil. AKP imha savaşına karşı çıkmıyor. Ordu imha savaşını yeterince güçlü veremedi diye yeni ordu ve özel birlikler kurarak savaşı kesin imha amacıyla büyütüyor. İmha amaçlarına ulaşamasa bile savaşı uzatarak bin bir yolla Kürt direnişini çürütmek istiyor.
Bu savaşta silahlı kuvvetler kadar etkin olarak kullandığı en önemli araç medyadır. Medya bu kadar gelişkin değilken basın olarak adlandırılırdı. Basın mensupları, demokrasilerde basının (yasama-yürütme ve yargı’dan sonra) Dördüncü Kuvvet olduğunu övünerek söylerlerdi. Gerçek bir demokraside böyle de olur. İktidarın egemenliğine karşı geniş kitlelerin sesini duyurmak, iktidarın yasa ve hukuk dışı eğilimlerini-uygulamalarını denetlemek ve savaş suçlarını teşhir etmek hukuka saygılı bir basının en önemli görevidir.
Ne var ki yıllardır Türk medyasının böyle bir işlevi olmadığını görüyoruz. Bu medya en büyüklerinden başlayıp en küçüğüne kadar, laikçisinden dinci-şeriatçı geçinenine kadar halka ve gerçeklere karşı savaş medyası olarak örgütlenmiştir. Geçmişte ne kadar katliam yapılmışsa, hepsinde bu medya yalan haberleriyle kışkırtıcı olarak tezgah kurmuştur. Yapılan katliamları örtmek için, mazlumları suçlu ilan etmek baş görevidir.
Bu medya oturduğu yerden Selanik’te Atatürk’ün evi bombalandı diye haber yapar. İstanbul’daki Rum-Ermeni ve Yahudi yurttaşlarımız öldürülür, evleri-dükkanları talan edilir.  Sonra da suçlu olarak komünistler tutuklanır. Hep de Cuma günleri “Komünistler camiye bomba attı” haberi yapar. Camiden çıkan ve galeyana gelen(!) halk Maraş katliamı, Sivas katliamı vb. yapar, kan döker. Faşist darbe olduğunda “medya alayı” anında esas duruşa geçip selamlar. Cunta şefinin elini öperler.
Son otuz yılda medyanın en önemli işi Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı psikolojik savaşı ya da sinir harbini yürütmektir. Özel savaş kurmaylarının senaryolarına uygun olarak haber üretmek, özel savaşın katliamlarını örtmek bu medyanın baş görevidir. Kürt önderlerini en az onar defa öldürdüler, yakaladılar. Özgürlük Hareketi’ni on defa böldüler, parçaladılar. En son Murat Karayılan’ı yakalayıp bayram ettiler. Bu tür haberlerin hepsi de kısa sürede yalan çıktı. Ama bu medyada ahlak, onur, haysiyet şeref hak getire. Halktan özür bile dilemeden yeni yalanlara, yeni kışkırtmalara ve kan kan diye vampir gibi saldırmaya devam ediyorlar. Bunlar Karayılan’ı oturdukları yerden yakalarlar ama ordunun saldırılarında katledilen dördü çocuk yedi sivili görmezler. Orada on binlerce insanın yaptığı protestoları da görmezler. Bütün dünya görür onlar görmez ve göstermezler.
Bütün bu özellikleriyle bu medyaya yine de Dördüncü kuvvet diyebiliriz. Ama demokratik sistemin Dördüncü Kuvveti değil de, kara-hava-deniz kuvvetlerine paralel olarak görev yapan Psikolojik Savaş Kuvvetleri(PSK) ya da Özel Sinir Harbi Kuvvetleri...
Eskiden bunların ana karargahı Atatürkçü-laik geçinen Babıali’nin amiral gemileriydi. Bu gemiler çok su alıp kepaze olduğu için AKP ordusunun Dördüncü Kuvvet komutanlığı Fethullahçı-dinci medyaya geçmiş. Ama yaptıkları tüm vahşete rağmen Kandil seferinden hüsranla döndüler. Bu nedenle şimdilik süngüleri düşmüş bulunuyor. Süngülerini bırakıp kaleme sarılmazlarsa daha da rezil olacakları kesindir.
Bu medyanın savaş suçlarını belgelemek için bugüne kadar Kürtler hakkında yaptıkları tüm özel savaş haberlerinin derlenip toplanması gerekiyor. Herhalde bir kaç kitap çıkar. Bu kitapları da paket yapıp medya generallerinin boynuna utanç madalyası olarak asmak ve taşıyabiliyorsanız taşıyın bakalım demek görevimizdir.