Türk Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Ünal, 23 Temmuz'dan beri Türkiye’de yeniden başlayan çatışmalı süreci, "orta çaplı bir savaşın ötesinde bir savaş" olarak tanımladı. Ünal, bu tespitini, "2000’in üzerinde" saldırı yapmaları ve "1200’den fazla" karşı saldırıya maruz kaldıkları verisine dayandırıyor.
Bu açıklama Türkiye tarihinde bir "ilk itiraf" olma özelliği taşıyor. Ünal, belki böbürlenmek için bunu söyledi ama bir devletin "kendi halkıyla" savaştığını itiraf etmiş oldu. Bu anlamda devletin resmi dili açısından bir "ilk gaf", devlet ideolojisi açısından "bir suç" da demek mümkün. Çünkü Ünal, başta Yalçın Akdoğan olmak üzere faşist hükümet yetkililerinin "savaş yok, terörle mücadele var" safsatasını da boşa düşürmüş oldu.
Ünal’ın bu açıklamadan sonra akıbeti ne olur bilinmez ama Saray’a "Her dediğinizi yapıyoruz ama olmuyor. Daha ne yapalım?" mesajı vermek istemiş de olabilir.
Ünal’ın sözleri aslında TSK’nın başarısızlığının da itirafı gibi. Çünkü bunca saldırıya ve asimetrik savaşa rağmen Türk ordusu sahada tel tel dökülüyor. Kürdistan’a yapılan askeri yığınak, Bolu ve Kayseri Dağ Komando Tugayları, sözleşmeli ordu da fayda etmedi. Gerilla güçleri alan hakimiyetini koruyor ve her gün Türk ordusuna ağır kayıplar verdiriyor. Kürt gençleri mahallelerde Türk ordusuna kök söktürüyor.
Ünal’ın verdiği bilgiler sadece "hava" bilgileri. Ya yerde, karada neler oluyor? Karada durum daha vahim. HPG’nin açıkladığı veriler, sahada devam eden savaşın boyutlarını gözler önüne seriyor. Halk Savunma Merkezi’nin 25 Ağustos ile 25 Eylül tarihleri arasında yaşanan çatışmalara ilişkin kamuoyuyla paylaştığı bilanço şöyle:
TSK’nın operasyon sayısı: 533
TSK’nın yaptığı hava saldırısı sayısı: 86
Gerillanın yaptığı eylem sayısı: 385
Gerillanın yaptığı sabotaj eylemi sayısı: 112
TSK’nın kaybı: 64 özel harekat üyesi, 101 polis, 417 asker.
Yaşamını yitiren gerilla sayısı: 48
Evet Ankara’dakiler yok dese de veriler, Türkiye’de bir "iç savaş" olduğunu gösteriyor.
Hem de sadece dirilerle, insanlarla değil, bir bütünen bir coğrafyayla ve bu coğrafyanın maddi ve manevi değerlerine karşı başlatılan bir savaş; buna karşı direnen bir halk!
Türk ordusu Kürdistan’daki işgal harekatını sürdürüyor. Hem de en insanlık dışı uygulamalarla...
AKP faşizmi Kürtlerin ve PKK’nin en kutsal değerlerine hunharca saldırıyor. Erdoğan, gerilla şehitlikleri için "Yerle yeksan ediyoruz, edeceğiz" diyor. Kutsala el ve dil uzatıyor. Gözü dönmüş TC, gerilla şehitliklerini bombalıyor, gerilla cenazelerine işkence yapmaya devam ediyor. Kürt gençlerinin cenazeleri panzerlere bağlanarak sürükleniyor. Polis gazetecilerin başına silah dayıyor, seçilmişleri vekil, belediye başkanı demeden tartaklıyor, göz altına alıyor, tutukluyor. Şehirler harabeye çevriliyor.
AKP, bu uygulamalarla Türkiye’de bir kör dövüşüne, halklar boğazlaşmasına kapı aralamak istiyor. Erdoğan’ın Kürt düşmanlığı ve diktatörlük hırsı Kürtleri isyana tahrik ediyor.
Ama PKK, kontrolü elden bırakmıyor. Hem de işgalci ordunun Kürtleri çileden çıkaran uygulamalarına rağmen...
17. yıldönümünde olduğumuz 9 Ekim 1998’de başlayıp 15 Şubat 1999’da Önder Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye teslim edilmesiyle sonuçlanan Uluslararası Komplosu’nda da amaç tam olarak buydu.
Önder Öcalan o günlerde yaptığı çağrılarla böylesi bir halklar boğazlaşmasının önüne geçmişti.
Aynı hesap bu sefer Saray’ın tezgahında örülüyor.
PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, "Biz her şeye rağmen toplumsal ahlak temelinde hareket edeceğiz" diyor ama uyarmayı da ihmal etmiyor: "Ya Kürt gençleri de onların yöntemiyle karşılık verirse ne olur?"
Can alıcı soru bu.
Kürtler şimdilik böyle bir noktada değil ama sinir uçlarına daha fazla dokunulmadığı sürece...
Eğer AKP, savaşı güç ve gövde gösterisine dönüştürmekte ısrar ederse olabilecekleri tahmin etmek zor olmasa gerek...
Savaşın kontrolden çıkmamasının tek nedeni, PKK’nin ve Kürtlerin devlet saldırmadığı sürece saldırmaması bir başka ifadeyle savunmada kalmasından ileri geliyor. Ancak bu durum her an değişebilir. Türk devletinin uyguladığı vahşet ve bu vahşete karşı PKK’nin yaptığı açıklamalar, böylesi bir yol ayırımına geldiğimizi gösteriyor. Ya çözüm olur ya da şiddet daha da boyutlanır. Ara formüller miadını doldurdu çünkü...