Ticaretin barış getireceği varsayımı, IMEC Koridoru, "Barış Üçgeni" girişimi ve Filistin meselesi

  • Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC), 9 Eylül 2023’teki G20 Zirvesi’nde ABD öncülüğünde Hindistan, Suudi Arabistan, BAE, Fransa, Almanya, İtalya ve AB tarafından imzalanan; Hindistan’dan başlayıp Körfez üzerinden İsrail’e, oradan da Avrupa’ya uzanan geniş bir ticaret ve ulaşım koridoru projesidir.
  • İsrailli, Filistinli ve Ürdünlü çevre aktivistlerini oluşan EcoPeace Middle East örgütü, Temmuz 2025’te yayımladığı strateji belgesinde IMEC’e dayanan bir vizyon ortaya koyarak; yenilenebilir enerji ve yeşil hidrojen ihracatı, elektrikli demiryolu ağı ve su-enerji takasından oluşan projelerini açıkladı.
  • EcoPeace’in projelerinde sıkça kullandığı “security” kavramı, devlet güvenliğini, sınırların korunmasını ve yatırım ortamının istikrarını ifade ediyor. Oysa Filistinliler için asıl önemli olan “safety”, yani gündelik hayatta eve dönebilmek, toprağını işleyebilmek, çocuklarını korkusuzca büyütebilmektir.

 

Helga Merkelbach* - Çeviri: Yeni Özgür Politika

Uluslararası siyasette uzun zamandır kabul gören bir görüş var: Ekonomik entegrasyon arttıkça savaş ihtimali azalır. Buna göre ticaret yolları, ortak yatırımlar ve karşılıklı bağımlılık devletleri çatışmadan uzak tutar. Avrupa Birliği’nin kuruluş hikâyesi de büyük ölçüde bu düşünceye dayanır. Peki aynı yaklaşım, sömürgecilik, işgal ve yapısal eşitsizliklerin çok derin olduğu coğrafyalarda da işe yarar mı? İşte bu soru, bugün Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) ve EcoPeace Middle East örgütünün “Barış Üçgeni” projesiyle yeniden gündeme geldi. 

IMEC Nedir? 

IMEC, 9 Eylül 2023’te G20 Zirvesi’nde ABD öncülüğünde Hindistan, Suudi Arabistan, BAE, Fransa, Almanya, İtalya ve AB tarafından imzalanan bir proje. Hindistan’dan başlayıp Körfez üzerinden İsrail’e, oradan da Avrupa’ya uzanan geniş bir ticaret ve ulaşım koridoru hedefliyor. Proje, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ne jeopolitik bir alternatif olarak sunuldu. 

7 Ekim 2023’teki Hamas saldırısı sonrası İsrail’in Gazze’de yürüttüğü savaş projeyi fiilen durdurdu. Buna rağmen Trump ve Modi hükümetleri IMEC’i yeniden canlandırmak için yoğun çaba gösteriyor. Fransa, bu koridor için özel temsilci atayan tek ülke oldu. Almanya’da ise Başbakan Merz, Ocak 2026’da 23 CEO ile Hindistan’a yaptığı ziyarette projeye tam destek verdiklerini açıkladı. 

EcoPeace’in “Barış Üçgeni” 

EcoPeace Middle East, İsrailli, Filistinli ve Ürdünlü çevre aktivistlerini bir araya getiren, bölgedeki en önemli ortak sivil toplum örgütü. Temmuz 2025’te yayımladığı strateji belgesinde, IMEC’e dayanan üç ayaklı bir vizyon ortaya koydu. 

* Yenilenebilir enerji ve yeşil hidrojen ihracatı: Suudi Arabistan’daki NEOM bölgesi, güney Ürdün ve Mısır’ın Sina Yarımadası’nda üretilecek yeşil hidrojenin, İsrail, Filistin, Ürdün ve Avrupa’nın enerji ihtiyacının yaklaşık %30’unu karşılayabileceği iddia ediliyor. 

* Elektrikli demiryolu ağı: Dubai’den başlayarak Akdeniz limanlarına (İskenderiye, Gazze, Hayfa, Beyrut, Tartus) uzanacak bir hat. Özellikle Gazze’nin yeniden inşasında ekonomik bir motor görevi üstlenmesi hedefleniyor. 

* Su-enerji takası: Ürdün’de kurulacak güneş enerjisi santralleriyle İsrail’e elektrik verilecek, karşılığında İsrail’den ek su (1994 anlaşmasına ilave 50 milyon m³) alınacak. EcoPeace, bu modeli Filistin’i de kapsayacak şekilde genişletmek ve Gazze’de büyük kapasiteli bir deniz suyu arıtma tesisi inşa edilmesini öneriyor. 

EcoPeace’e göre bu karşılıklı bağımlılık ilişkileri, bölgesel güvenliği güçlendirecek ve Filistin devletine giden yolu açacak. Örgüt bu vizyonunu Haziran 2025’teki Paris Barış Konferansı’nda ve Eylül 2025’teki BM Genel Kurulu’nda sundu. Almanya ve İsveç’in İsrail büyükelçileri de projeyi desteklediklerini açıkladı. 

Ancak bu iyimser tablonun altında göz ardı edilemez yapısal sorunları yatıyor. 

Kisan örneği: Eşitsizliğin görünür yüzü 

Batı Şeria’da, Beytüllahim’e yaklaşık 20 km uzaklıktaki Filistin köyü Kisan, “ortak projeler”in vaat ettiği eşitliğin nasıl hiçe sayıldığını gösteren çarpıcı bir örnek. İsrail, hem kendi yerleşimlerinin hem de civardaki alanların kullanacağı büyük bir çöp depolama tesisi kurulmasına izin verdi. Tesisi yabancı firmalar işletiyor; ekipmanları Kanadalı McCloskey International, kamyonları ise İsveçli Volvo’ya ait. Batı Kudüs’ten gelen inşaat atıkları buraya boşaltılıyor. Rüzgârla taşınan zehirli tozlar Kisan’ın tarlalarını ve bahçelerini kaplıyor, köylülerde ciddi solunum sorunlarına yol açıyor. 

2022 yılında köyün belediye başkanı, sekiz yaşındaki oğluyla birlikte depolama tesisine giderek tozun suyla bastırılmasını teklif etti. Bunun üzerine İsrail askerleri başkanın evine baskın düzenledi. Babasını bulamayınca küçük çocuğu gözaltına aldı. Çocuk, babası teslim olup altı saat sorgulandıktan sonra serbest bırakıldı. 

Tek başına bu olay bile, “ortak” ekonomik ve çevresel projelerin taraflara eşit fayda sağlamadığını, aksine mevcut eşitsizliği daha da derinleştirdiğini açıkça göstermekte. 

Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) projesi/foto:AFP

Su kimin kontrolünde? 

1967’den beri Filistinlilerin yeraltı sularına, akiferlere ve nehirlere erişimi İsrail askeri düzenlemeleriyle tamamen kısıtlanmış durumda. Bölgedeki su kaynaklarının büyük bölümü İsrail devlet şirketi Mekorot’un kontrolünde. Filistinliler kendi topraklarındaki suyu bile Mekorot’tan satın almak zorunda. Su, bir kamu hizmeti olmaktan çıkıp metaya dönüşmüş durumda. 

Gazze’de AB ve UNICEF desteğiyle inşa edilen Han Yunus’taki en büyük deniz suyu arıtma tesisi, savaş öncesinde bile sadece 250 bin kişiye su sağlayabiliyordu. 9 Ekim 2023’te İsrail Savunma Bakanı Gallant’ın “elektrik, yiyecek, su, yakıt yok” açıklamasıyla tam abluka ilan edildi. Oxfam’ın raporuna göre İsrail, Gazze savaşında suyu bilinçli bir şekilde silah olarak kullandı. Su ve kanalizasyon altyapısının %80’i yok edildi. Nüfusun %94’ü günlük kişi başına sadece 4,7 litre suyla hayatta kalmaya çalışıyor (Dünya Sağlık Örgütü acil durumlarda bile asgari 15 litre öneriyor). 

Bu şartlarda yeni bir arıtma tesisi kurmak, asıl kritik soruyu cevapsız bırakıyor: Bu tesis kimin kontrolünde olacak? Mesele, suya erişimi kimin kontrol ettiği. 

Gazze’nin geleceği ve toprak sorunu

IMEC planlarında Gazze, önemli bir lojistik merkez ve liman kenti olarak tasarlanıyor. Ancak sahada durum çok farklı. İsrail, Gazze’nin doğusundaki verimli tarım arazilerini sistematik olarak tahrip ediyor ve bu bölgeleri “güvenlik bölgesi” ilan ederek Filistinlilere kapatıyor. Ekim 2025’teki ateşkes anlaşmasında bu oran %53 iken, kısa sürede önce %60’a, ardından %70’e çıkarıldı. Bu topraklar, savaş öncesinde Gazze’nin kendine yeterliliğini sağlayan en önemli tarım alanlarıydı. Bugün hiçbir Filistinli bu bölgelere giremiyor. 

26 Aralık 2025’te İsrail, Somaliland’ı tanıyan tek BM üyesi ülke oldu. Somali hükümeti, bu tanımanın arkasında Gazze nüfusunun Somaliland’a kabul edilmesi talebinin yattığından şüpheleniyor. Batı dünyasının soykırım olarak adlandırmak istemediği, ancak Uluslararası Adalet Divanı’nın raporlarına göre engellemekle yükümlü olduğu süreç devam ediyor ve Gazzelilerin Somaliland’a sürülmesi yeni aşama olabilir. 

Devlet güvenliği mi, insan güvenliği mi?

EcoPeace’in projelerinde sıkça kullandığı “security” kavramı, devlet güvenliğini, sınırların korunmasını ve yatırım ortamının istikrarını ifade ediyor. Oysa Filistinliler için asıl önemli olan “safety”, yani gündelik hayatta eve dönebilmek, toprağını işleyebilmek, çocuklarını korkusuzca büyütebilmek ve keyfi gözaltı tehdidinden kurtulmak. 

EcoPeace modeli, Avrupa’daki gibi iki eşit devlet arasında yatay bir ilişki varsayıyor. Ancak gerçekte İsrail işgalci güç konumunda, Filistin ise işgal altında. Bu kadar büyük bir asimetri varken “karşılıklı bağımlılık,” çoğu zaman tek taraflı bağımlılığa, hatta Kisan örneğinde olduğu gibi, yeni bir ayrımcılık zeminine dönüşüyor. 

Gazze'nin Tel el-Hava mahallesinde, enkazların ortasında Filistinlilerin kurduğu iftar sofrası. 9 Mart 2025/foto:AFP

Felaket kapitalizmi 

Filistinli araştırmacılar N. Arafeh ve M. Turner, Carnegie Vakfı için yazdıkları makalede Naomi Klein’ın “felaket kapitalizmi” kavramına başvuruyor. Buna göre savaşın yarattığı büyük yıkım, neoliberal sermaye için adeta “temiz sayfa” (tabula rasa) anlamına geliyor. Bu yıkım üzerinden yeni yatırım alanları açılıyor. 

Netanyahu’nun “Gaza 2035” planı, Trump’ın Gazze vizyonu ve IMEC bunun en çarpıcı örnekleri. Gazze’yi bölgesel bir ticaret ve lojistik merkezine dönüştürmeyi amaçlayan bu projeler, soykırımı fiilen yeni yatırım hamlelerinin önünü açan bir şantiye kurma süreci olarak ele alıyor. Filistinlilerin kendi ihtiyaçları ve hakları büyük ölçüde göz ardı edilirken, bölge küresel sermaye akışlarının hizmetine sunuluyor. 

Yeşil hidrojen gerçekte ne kadar “yeşil”? 

Yeşil hidrojen üretimi için çok büyük miktarda elektrik ve su gerekiyor. Oysa SWANA bölgesi (Güneybatı Asya ve Kuzey Afrika), dünyanın en şiddetli su kıtlığı yaşanan yerlerinden biri. Yerel halk su sıkıntısı çekerken, bu suyun alınıp hidrojene dönüştürülmesi ve Avrupa’ya ihraç edilmesi, yeni bir ultra sömürü biçimi. 

Projenin fizibilitesini inceleyen BAE merkezli Qamar Energy firması (kurucusu eski Shell yöneticisi Robin Mills), bu bölgeyi Kuzey Afrika’ya (örneğin Fas’taki Noor güneş enerjisi tesislerine) alternatif bir yeşil hidrojen kaynağı olarak konumlandırıyor. Bu yaklaşım, iklim adaletiyle bağdaşmak bir yana, küresel Kuzey’in enerji dönüşümünün küresel Güney’in su ve toprak kaynaklarını sömürerek finanse edildiğinin en bariz örneklerinden biri. 

Adaletsiz ticaret barış getirmez 

IMEC ve Barış Üçgeni, klasik liberal bir varsayıma dayanıyor: Ekonomik entegrasyon arttıkça çatışma azalır ve barış gelir. Bu yaklaşım, güç ilişkilerinin nispeten eşit olduğu durumlarda (örneğin savaş sonrası Avrupa’da) bir ölçüde işe yaradı. 

Ancak Filistin’de durum çok farklı. İşgal, toprak gaspı, su kaynaklarının tek taraflı kontrolü, hareket özgürlüğünün neredeyse yok olması ve self-determinasyon hakkının sistematik olarak reddedilmesi gibi ağır asimetrik koşullar altında bu varsayım geçerliliğini yitiriyor. Eşitsiz zeminde yürütülen ekonomik entegrasyon, barış getirmek yerine mevcut adaletsizlikleri derinleştiriyor ve güç farkını daha da pekiştiriyor. 

Kisan örneği, suyun silah olarak kullanılması ve Gazze’deki tarım topraklarının sistematik şekilde yok edilmesi, bunun somut kanıtları. 

Gerçek ve kalıcı barışın yolu, limanlardan, demiryollarından veya hidrojen tesislerinden önce; toprak, su ve siyasi egemenlik üzerindeki adaletsizliklerin giderilmesinden geçiyor. Filistinlilerin günlük emniyeti (safety) sağlanmadan, işgal sona ermeden ve fiilen egemen bir Filistin devleti kurulmadan hiçbir ticaret koridoru kalıcı barış getirmeyecek. 

IMEC, “barış projesi” olarak sunulsa da aslında bölgeyi küresel sermaye ve enerji ağlarına entegre etmeyi hedefleyen bir jeoekonomik girişim. Yeşil hidrojen ihracatı Avrupa’nın enerji ihtiyacını karşılarken, yerel halkın su ve toprak haklarını ihlal ediyor. Gazze’nin bir transit limanına dönüştürülmesi ise, orada yaşayan 1,9 milyon Filistinlinin yerinden edilmesine dayandığı için, kaçınılmaz olarak soykırımı bir endüstriyel modele dönüştüyor. 

* Bu metin, Alman öğretmen, yazar, fotoğrafçı ve barış aktivisti Helga Merkelbach’ın, Pressenza Uluslararası Basın Ajansı'nda yayımlanan makalesinin Türkçe özet çevirisidir.

Kaynak link: https://www.pressenza.com/2026/06/a-peace-triangle-in-the-middle-east-west-asia-through-trade/