- Almanya’da konut inşaatı maliyetleri, 2000'den bu yana yaklaşık yüzde 245 arttı. Bu artışın 5'te biri normlardaki değişikliklerden kaynaklanıyor.
Almanya'nın birçok şehrinde konut alanı kıt ve pahalı. Uzmanlar bunu bürokrasiye de bağlıyor. Özellikle merdivenler, gürültü koruması veya otopark yerleri gibi çok sayıda norm olduğu biliniyor.
SWR'den Laura Bisch, "Gerçekten böyle olmak zorunda mı?" sorusunun yanıtı aradı: Müteahhit Hans-Jörg Kraus, Heidelberg’deki şantiyelerinden birini gezerken birçok noktada yapı normlarının sonuçlarını görüyor. Bunlardan biri, neredeyse tamamlanmak üzere olan bir dairede, pencerenin hemen altında. Burada uzun bir havalandırma cihazı (Lüfter) monte edilmiş. Bunu, ses yalıtımı (Schallschutz) normu gerektiriyor. Kraus için bu “sahte bir ses yalıtımı”, çünkü “Bu çok pahalı cihazı takmak zorundayız ki, belki 20 yıl sonra dışarıdan gelebilecek, özellikle geceleyin duyulabilecek sesi engelleyelim” diye ekliyor. Absürt olan ise şu: Kraus’a göre bu havalandırma cihazı kendi gürültüsünü üretiyor ve bu gürültü, tahmin edilen dış gürültüyle neredeyse aynı seviyede.
Maliyetler yüzde 245 arttı
Kraus’a göre; bu tür normlar inşaatı gereksiz yere pahalılaştırıyor. Bunu “Zamanın Gereğine Uygun İnşaat Çalışma Grubu” (ARGE – Arbeitsgemeinschaft für zeitgemäßes Bauen) de doğruluyor. Bu, eyaletleri, inşaat ve konut sektörünü danışmanlık yoluyla destekleyen kar amacı gütmeyen bir dernek. Hesaplamalarına göre; Almanya’da konut inşaatı maliyetleri, 2000'den bu yana yaklaşık yüzde 245 arttı. Bu artışın 5'te biri normlardaki değişikliklerden kaynaklanıyor. Heidelbergli müteahhit örneğinde sadece bir ses yalıtım havalandırma cihazı bin 500 euro tutuyor. Kraus, bu maliyeti müşterilerine yansıtıyor. Böyle normlar var olduğu sürece daha ucuza inşaat yapmak mümkün değil, dolayısıyla daha ucuza kiralamak da. Kraus, “Ne kadar çok normumuz olursa o kadar çok farklı meslek grubunu birbirine uydurmak ve daha yüksek kaliteli malzemeler kullanmak zorunda kalıyoruz. Bu da mantıken başlı başına devasa maliyetler yaratıyor” diyor.
Sistemsel sorun var
Kraus tam da bu noktada sistemsel bir sorun görüyor. Suçlaması şu: Normları belirleyen çalışma gruplarında, ekonomiden ve sanayiden gelen temsilciler orantısız biçimde fazla ve kendi çıkarlarını gözetiyorlar. Kraus, “Sanayinin normları azaltmak ve daha az inşaat malzemesi satmak gibi bir çıkarı yok, çünkü bundan para kazanıyorlar” şeklinde eleştiriyor.
Normlar nasıl oluşuyor?
Ev ve konut inşaatı için geçerli olan normları, aslında siyaset belirlemiyor. Bunlar Alman Norm Enstitüsü’nden (DIN – Deutsches Institut für Normung) geliyor. Enstitü, kendisini internet sitesinde “özel sektör tarafından organize edilen ve bağımsız” bir kurum olarak tanımlıyor. DIN bünyesinde ekonomi, bilim, kamu sektörü ve sivil toplumdan uzmanlar bir araya gelerek norm ve standartlar geliştiriyor. SWR’nin sorusu üzerine Alman Norm Enstitüsü, ses yalıtımı gibi konulardaki çalışma komitesinin yüzde 56’sının ekonomi temsilcilerinden oluştuğunu açıkladı. Elbette komitelerin bileşimi belirleyici değil. Yazılı açıklamalarında şöyle deniliyor: “Normlar çoğunluk kararıyla değil, uzlaşıyla oluşur. Bu, farklı görüşlerin, tüm tarafların kabul edebileceği bir çözüme ulaşılana kadar tartışıldığı anlamına gelir. Bu çözüm herkes için ideal olmasa bile.”
DIN, normların inşaatı pahalılaştırdığı eleştirisine karşı normların verimli ve ekonomik inşaat için temel oluşturduğunu savunuyor. DIN, şunları belirtiyor: “Aynı zamanda normlar, teknik, yasal ve toplumsal gelişmeleri yansıtır. Örneğin iklim koruma, güvenlik veya engelsiz erişim gereklilikleri değiştiğinde bunlar normlara da girer ve tek tek durumlarda daha yüksek inşaat maliyetlerine yol açabilir.”
Arka kapıdan bağlayıcı oluyor
Müteahhit Kraus’a göre; çoğu norm, yasal olarak doğrudan bağlayıcı değil, ancak hukuken konut alıcıları veya kiracılar, normları “inşaat standardı” olarak referans gösterebiliyor. Kraus’un ticari olarak göze almak istemediği bir risk bu. Şöyle izah ediyor: “Eğer ‘teknik kuralların kabul görmüş hali’ne, yani normlara göre inşa etmezsek bir alıcı bizi mahkemeye verebilir. Bu durumda muhtemel eksiklikleri gidermek zorunda kalırız ve bu giderler, başlangıçta yaptığımız masrafın kat kat üzerine çıkabilir.”
Kraus’un dileği, alıcılarla anlaşarak örneğin daha düşük ses yalıtımı için daha az maliyetli çözümler üretebilmek. Şunu ekliyor: “Alıcılarımızla serbestçe anlaşabilmeliyiz: Hangi ses yalıtım seviyesini veya kaç prizi istiyoruz ve bunu daha uygun fiyata yapabilmeliyiz.”
Sağlam anlaşmalar için teklif
Federal Adalet Bakanı Stefanie Hubig (SPD), bir yasa teklifiyle bunu mümkün kılmayı vaat ediyor. Kısa süre önce “Yasa teklifimizle ileride sözleşme taraflarının (bir yanda inşaat sahibi, diğer yanda mimar ve müteahhit) net hukuki düzenlemeler yapabilmelerini sağlayacağız. Böylece neyin taahhüt edildiği, hangi standardın istendiği ve hangi standardın bilinçli olarak istenmediği açıkça belli olacak” demişti. Federal hükümet bu konuda iç görüşmeleri yürütüyor. Yasa teklifinin önümüzdeki aylar içinde kabine tarafından resmen gündeme alınması planlanıyor. Heidelberg şantiyesindeki havalandırma cihazı örneğinde, Bauträger Kraus’a göre böyle anlaşmalar sayesinde hem müteahhit hem de konut alıcısı için maliyetler düşürülebilir. Bu maliyetler, yatak odasındaki ses seviyesine ise çok az etki eder. BERLİN
***
Öğrenci gelirinin yarısı konuta
Kira ve yan giderler öğrencileri mali açıdan ciddi şekilde zorluyor. Anne-babasıyla birlikte yaşamayan öğrenciler, kullanılabilir gelirlerinin yarısından fazlasını konuta harcıyor.
Kendi evini yöneten (ayrı hane) öğrenciler, kullanılabilir hane gelirlerinin ortalama yüzde 54’ünü konut giderlerine ayırıyor. Bu veri, Federal İstatistik Dairesi’nin (Destatis) 2025 Avrupa Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması’ndan (EU-SILC) geliyor. Genel nüfusta bu oran ise sadece yüzde 24 seviyesinde; yani öğrencilerin oranının yarısından az.
Yalnız yaşayanlarda daha ağır
Yalnız yaşayan öğrenciler, kullanılabilir gelirlerinin ortalama yüzde 56’sını konuta harcıyor. Yalnızca diğer öğrenciler veya stajyerlerle birlikte yaşayanlarda bu oran yüzde 49’a düşüyor. Avrupa İstatistik Ofisi Eurostat’ın tanımına göre; bir hane kullanılabilir gelirinin yüzde 40’ından fazlasını konuta harcıyorsa (olası konut yardımları düşüldükten sonra), “konut maliyetleri nedeniyle aşırı yük altında” sayılıyor. Kendi evini yöneten öğrencilerde bu oran yüzde 65. Genel nüfusta ise sadece yüzde 11. Tüm öğrenciler (anne-babasıyla yaşayanlar da dahil) dikkate alındığında aşırı yük altındaki öğrenci oranı yüzde 28 oluyor.
Elde az para kalıyor
Kendi evini yöneten öğrencilerin yarısının net eşdeğer kullanılabilir geliri, ayda 963 euronun altında. Bu rakam, medyan değeri gösteriyor: Öğrencilerin bir yarısının geliri bunun altında, diğer yarısının ise üstünde. Öğrenciler, gelirlerinin büyük kısmını kendileri kazanıyor. Ortalama olarak gelirlerinin yüzde 45’i çalışarak elde ediliyor; yüzde 29’u özel destekten (aile veya yakınlardan gelen yardım) geliyor. BAföG (devlet öğrenci yardımı) ve burslar ortalama yüzde 14’lük paya sahipken, çocuk parası veya yetim aylığı gibi diğer gelirler yüzde 12 oluşturuyor.