Önce, birilerine anlatmak için, dilimde tüy bitene kadar sürecek bir tekrarlayacağım bir gerçekle başlayayım: TC kurtarılan topraklar üzerinde kurulduğu söylemi palavra, kocaman bir yalan. Britanya ve Fransa tarafından kuruldu, nasıl yönetileceğine dair anayasa özetini de, Lozan’da hazırlanıp ellerine verildi. Fransa ve Britanya’nın kurduğu TC tımarhane nitelikli değildi. Irkçı duvarları arasında, cinayetlerin işlendiği, soykırımların başını alıp gittiği, Faşist bir toplama kampı, anladıkları dille zindan da değildi. Bugünkü hali, sonra yaratıp ruh dünyalarına uydurdular.
Devşirilmiş Kürt mü, Ermeni çocuğumu olduğunu araştırmadığım, ama Hınıslı olduğunu bildiğim dördüncü Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, yüzüne balgamını fırlatır gibi "size Kürt diyenin yüzüne tükürün" diyor, "Komünist parti kurulmalıdır" diye devam ediyor, Türk aydınları da "canım, ne kadar da demokrat" övgüsüne duruyorlardı. Gürsel, daha sonra "devletimizin temeli entrikadır" anlamında, "Komünist parti kurulmalıdır ki, kimin ne olduğunu bilelim ve hepsini bir gecede toplayabilelim" diyene kadar da, "ah canım, güzel bir demokrat" olarak kaldı.
Çünkü rejim tımarhane ile hapishane karışımı bir şey, gücü olan entrikanın efendisi oluyordu. AKP rejiminin başı, "savrulun demokrasi geliyor" diyor, sonra örgütlenen Kürtleri, kelepçeleyip toplama kamplarına dolduruyordu.
Rejimin Osmanlı ruhu hayalcısı Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Almanya’da Nazi mağduru bir "Türk"ün ailesini ziyaret ederek, insaniyet gösterisine çıkıyor, o sırada Türk Naziler, Tokat'ta canlarını almak üzere 50 kadar Kürt’ü muhasara altına alıyor, polis katil adaylarına "anlayışla" davranıyor, varlıklarıyla Türkleri rahatsız eden Kürtleri, şehirden kovarak huzur veriyordu. Türkistan'dan kovulan Kürt, Bir Türk’ü kovmak ya da başını ezerek canını almak için değil, Kürdistan’da bir nefeslik özgürlük için sokağa çıkan Kürt, cop, kurşun, panzer ve zehirli gazlarla karşılanıyordu.
Kürdün çalışma, yerleşme özgürlüğü yok, sokakta ıslık çalması yasak, planlı, programlı Zilan ve Dersim soykırımları Nazilere örnek, ama Türk Dışişleri Bakanı Almanya’da mostralık olarak ırkçılığı suçlama, kınayıp, ayıplama gösterisindeydi.
Tımarhane ile hapishane karışımı rejimlerin bir özelliği, iki de değil, çok yüzlü ve bütün yüzlerinin utanma duygusuna yabancı olmasıdır. Zaten, önce utanma duygusu kayboluyor, sonra vicdanlar çamura yatırılıp çürütülüyor, ırkçılığın sefaleti ardından geliyordu, aynaya bakma yeminlisi bu tür rejimlerde. Kürtlerin topyekün düşman, üçü, beşi bir arada "terörist", uygun zamanda "vatandaş" bundandır.
"Koş vatandaş, ileri demokrasi var, çiçeklerini dermeye buyur" düdüğüne kanıp, örgütlenen Kürtlerin cebinde, evleri, iş yerlerinde ele geçirilmiş çakı, tırnak kesici, konuşmalarında karınca ezmeyi hedefleyen kelime yok, ama tımarhane ile hapishane karışımı rejimde, "terör" suçlusu, MİT’çi Mehmet Eymür ise "cic" çocuk…
Eymür, villasında gülümseyerek bize bakıyor. Cici medya suçlarını, Kürt avında mafyandan cellat timleri kurma, cinayetler işleme, haraç toplayıp, uyuşturucu kaçakçılığı yapma diye sayıyor, Fethullah Gülen’in adamı diye ekliyor.
Muş Milletvekili Sırrı Sakık, geçenlerde Hasan Cemal’e yazdığı mektupta, Kürtlerin "kardeşlik" ve "vatandaşlık" statüsünü şöyle anlatıyordu:
"2009 yılından bu yana KCK operasyonu kapsamında 7 bin 815 kişi gözaltına alındı, bunların en az 3 bin 500’ü bugün tutukludur. Tutuklananlar içerisinde, 5 milletvekili ile 15 BDP’li belediye başkanı da yer almaktadır. Bu tutuklulardan 500’ü kadındır. Bazı tutuklular, milletvekilliklerinin düşürülmesini protesto eden gösteriler yapmış, 'Partimizi kapatmayın’ pankartları taşınmış. 'Şiddete başvurulmasın, barış sağlansın’ pankartları açmış. BDP milletvekilleri ve belediye başkanları maaşlarının yüzde 10’unu partiye veriyor. Her eve kumbaralar koyduk. Çocuklar bir lira, iki lira atıyor. Çünkü devlet yardımı da alamıyoruz. Bütün bunları KCK’ya yardım diye değerlendiriyorlar.
Tutuklananlar 3 yıldır cezaevindeler ve anadilde savunma yapamıyorlar. Dünya genelinde toplam 35 bin 117 kişi terör suçundan tutuklu. Bunların 13 bini Türkiye’de. Dünyada toplam 645 gazeteci cezaevinde. Bunlardan 70’i bizim ülkemizde tutuklu. Bu kadar tutuklu Mısır’da, Şam’da, Tunus’ta değil, Ortadoğu’ya model olarak gösterilen Türkiye’de bulunuyor. Başbakan, Ortadoğu’daki diktatör rejimlerin sahiplerine "Halkın sesine kulak ver” diyor. Ama kendisi, kendi yurttaşlarının sesini kesiyor, dinlemiyor, konuşturmuyor, itiraz edeni içeri attırıyor.”
Tımarhane ve hapishane rejiminde manzara bu. Esir Kürt lider Öcalan’ın dünyadan tecrit edilmesi, dağların aralıksız bombalanması ve her gün yeni cenazelerin kaldırılan bir yana, yukarıdaki manzaradan kardeşlik ve vatandaşlık çıkar mı, siz söyleyin!..