Nüfusun kaçta kaçı mucizelerden bir mucize yaratıp ruh sağlığını koruyabiliyor, ya da hali hazırda delirmeyen kaç kişi kaldı bilemiyorum, ama TC delilerin topluca havalandırmaya çıkarıldığı tımarhane bahçesini andırıyor.
Polis mangaları elinde biber gazı fişekleriyle, sokakta Recep Erdoğan-Fethullah Gülen düzenine yan bakanlar avında, hapishaneler Kürtlerle doluydu. Akşam, işinden evine dönen Kürt’ün eşine telefon açıp, "bir şey lazım mı?" diye sorması Türk mahkemesinde suç delili, karşılığı da ömür boyu hapis oluyordu.
 Bir yalanlar labirentiydi TC. İçinde her türlü kurnazlık fokurduyordu. Tezgahlarda din satılıyor, din satışları kazanç rekorları kırıyordu.
Dincilerden biri geçenlerde, bu dönemde cennete bilet satmaya ilişkin kazancın azaldığını söylerken, "İslamcılar, 1980’lerde gelecek pazarlıyorlardı. Bu iflas ettiği için şimdi geçmişi pazarlayıp, satıyorlar" diye yakınıyordu.
Recep Erdoğan tam teşekküllü ve sonsuz yetkili Başkan olma hayallerinin üstüne dini sos dökerken, geçmişe dalıyor, kılıcı kanlı Selçuklu ve Osmanlı Sultanlarının ruhunu çağırıyordu. Seçmeni ruh çağırmayla uyutma seferinde, bir zamanlar Osmanlı tarafından zapt ve talan edilmiş başkentleri sayıyor, bu yoldan giderek kafalara yeni ganimet hayalleri ekiyor, ilk hedefin Şam olduğunu işaret ediyordu.
Ama o yalan, bu yalan Şam hamlesi bütünüyle yalandı. AKP, MHP çoğunluklu parlamentonun, hükümeti Suriye'ye savaş açma ve orduya yürüme emri verme konusunda yetkilendirme görüntüsü aldatmacaydı.
Çünkü, TC bir yılı aşkın zamandan beri, zaten Suriye’de savaşıyordu. "Özgürlük ordusu" peçeli tecavüzcüler, katiller, hırsız ve soyguncular, sabah TC’de yüklendikleri silahları götürüp, orada boşaltıyor, akşam geri dönüyorlardı. TC ihtiyaç gönderdiği adamlara yardım ihtiyacı hissettikçe, toplarını da ateşliyordu. Amerika, daha fazla ileri gidilmesine izin vermiyordu.
Ama Kürtler, gözlerine dikendi. Gözüne kestirdiği koyun sürüsünü uzaktan seyreder gibi Güney Batı (Suriye) Kürtlerini takip altında tutuyor, tehdit için dişlerini birbirine vuruyor, fırsat buldukça tuzakçılığa baş vuruyorlardı.
Nitekim daha geçen gün, bir Kürdü katletmişlerdi. Ama, Kürtleri korkutup yolundan caydıracak tehdit, onlara göre parlamentodan geniş yetkili bir savaş izni almaktı.
Bu da Amerika'nın bilgisi dahilindeydi. Daha bir kaç gün önce Washington’da düzenlenen bir toplantıda senaryosu da açıklanmıştı. Senaryoya göre, Suriye tarafından atılacak bir bomba ile bir kaç kişi ölecek, bunun üzerine, Recep Erdoğan hükmeti misilleme için parlamentodan yetki alacak ve cevabını verecekti.
Aynen böyle oldu. Hükümet savaş izni aldıktan sonra, daha önce gizli tuttuğu Suriye atışlarını, ilkmiş gibi açıkladı. Başkaca değişiklik yoktu.
Fakat, ta başından beri, Arapların iç çatışmasından uzak duran, kendi güvenlikleri için örgütlenip önlem alan Kürtleri nişangaha oturttular. Niyetleri açıktır.
Nitekim hemen ardından, belki de Suriye Kürtlerine karşı düzenleyecekleri saldırıda arkalarını güvene almak için, Kuzey Kürdistan dağlarını savaş alanı ilan ettiler. Türk Genelkurmayı, bu alanı 15 bölge olarak açıkladı.
Dağları insan ve hayvanlara kapattı. Yürüyen her canlı düşmandır, artık. Türk ordusu, düşmanı gördü vuracak…
Irkçı histerinin kabarmasıdır, bu. Suriyelilerin kişiliğinde, yer yüzündeki bütün Kürtlere savaş ilanıdır. Nerede yüzü gülen bir Kürt varsa, tepesine vurularak gülüşü katledilmek isteniyor. Hindistan kurtuluş savaşının ses bayrağı şair Tagor’un deyimiyle mutluluk katilleri, uykularını çalacak…
Fakat, hiç bir şey o kadar kolay, hayal ettikleri gerçek değildir. "Dimyata pirince giderken, evdeki bulgurdan olmak” da var.
Çünkü Kürdistan’da, taşlar bağlı köpekler serbest değildir, artık. Kürdistan’ın çocukları çoktan ordulaştı. Onun da ordusu, savunma gücü var.
Türk ordusu, bir kaç aydan beri, Kürdistan’da taşlarla, beton arasında sıkışık. Hakkari’den Dersim'e kadar kışlalardan çıkıp, burnunu gösteremiyor. Türk medyası, sansüre rağmen, "ölüm yollarına serilmiş" fukara çocuklarının ölüm haberleri geldikçe, "ciğerimiz yanıyor" ya da "evlere yine ateş düştü" başlıklarını raftan indirip ekrana, sayfalara yapıştırıyor. Bu başlıklar sahtekarlıktır. Ama onlar da yetmeyebilir.
Kimsenin eli, sadece elma, armut toplamıyor, çünkü…
Tımarhane hayallerinin savaş oyunları, hep başlarını yedi, bugüne kadar.
TC’nin müstahakı Recep Erdoğan, Mehmet Akif’e hayrandır. Akif, Arnavut ama, İttihatçıların beyin takımı ırkçılarındandı. Erdoğan yolundan yürüdüğü Akif’in izinden giderek tımarhaneliklerin başına gelenleri görüp, soykırımın neye mal olacağını hesaplayabilir.
 Tımarhanelik kafalar gerçekçilikten uzaktır, çünkü. Onlar hayal satan gezgini, dolayısıyla beyinsel dalgalarının boyu kısadır.
 Unutmamak gerekiyor ki, fatih olma sevdalısı kimi tımarhaneliklerin mezarına tükürülüyor, hala…