Dersim’deki orman yangınları farklı noktalarda sürerken, yangına müdahale etmeyen Orman İşletme Müdürlüğü, gönüllü gruplara tırmık bile vermedi.
SEMRA TURAN / MA/ DERSİM
Dersim’in birçok bölgesinde yapılan bombalama sonucu çıkan yangınlar, merkeze bağlı Bali Deresi, Bali Mezrası, Müşkirek, Bakır Dağları ve Çırtık Deresi’nde dün de büyüyerek devam etti. Derin vadiler ve engebeli coğrafyadaki yangılara, resmi kurumlar karadan harekete geçmediği gibi havadan da müdahale etmedi. Dersim Orman İşletme Müdürlüğü, yangına müdahale etmediği gibi gönüllü gruplara da tırmık vermedi.
Birçok noktada devam eden yangını söndürmek için bölgeye giden gönüllü gruplara, çevredeki köylerden yurttaşlar da destek veriyor. Dün sabah da 15 kişiden oluşan bir grup, yangına müdahale etmek için bölgeye hareket etti. HDP Amed Milletvekili Saliha Aydeniz’in de aralarında bulunduğu bir heyet, yangını yerinde incelemek için Dersim’e geldi. Heyet, Dersim merkezdeki görüşmelerin ardından yangın bölgesine geçmeye çalıştı.
Kutsal mekanlarımız yakılıyor
Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Yönetim Kurulu Üyesi Ali Rıza Bilir, her yıl olduğu gibi bu yıl da ormanların yakıldığını belirterek, Dersim’de orman yangınlarının gelenekselleştirildiğini kaydetti. Bilir, geçen yıl orman yangınların Ağustos ayında başladığını ve bu yılda da aynı tarihe denk getirilmesinin tesadüf olmadığını vurgulayarak, orman yangınlarıyla halka gözdağı verildiğini söyledi.
Orman yangınların sindirme politikasının bir parçası olduğunun altını çizen Bilir, “Yakılan ormanlar bizim ciğerlerimizdir. Ekosistemimizi bozmak istiyorlar. Ancak bundan sonuç alamayacaklar. Yıllardır ormanlarımız yakılıyor, yangınlarla hiçbir sonuç almadılar, almayacaklar da. Orman yangınlarının çıktığı bölgelerde kutsal mekanlarımız var. Onlar da yangılarla yok edilmeye çalışılıyor. Her yıl orman yangınları olsa bile Dersim halkına diz çöktüremeyecekler” şeklinde konuştu.
Köy ve evlere sıçrayacak
Dersim Ekoloji Meclisi Üyesi Meral Uc, yanan yerlerin kutsalları mekânları olduğunu vurgulayarak, her yıl onlarca hektarlık alanın kül olduğunu söyledi. Ormanlarının yakılarak katledilmesine artık tahammül edemediklerini ifade eden Uc, “Yeter artık” diyerek isyan etti. Dağlık olması nedeniyle gönüllülerin yangınları söndürmede zorluk çektiğini kaydeden Uc, yangınların söndürülmesi için havadan müdahalenin şart olduğunu söyledi. Uc, “Havadan müdahale edilmezse, köy ve evlere kadar yangınlar sıçrayacak. İnsanların yaşam alanları yok olacak. İnsanlar göç etmek zorunda kalacak” dedi.
İnancımıza da yöneliyorlar
Munzur Özgür Aksın aktivistlerinden Kenan Yiğit de şunları söyledi: “Devletin görevi ormanları yakmak değil, korumaktır. Her yıl ormanlarımızın yakılmasının acısını çekiyoruz. Doğa severler olarak bu yangınlara dur demeliyiz. Dünya buna sessiz kalmamalı. İnsanlığın da temel görevidir. Doğa Alevilikte kutsaldır. İnancımızı doğadan alıyoruz. Doğanın her şeyine saygı duyarız. Doğa inancımızın temelidir. Yangınlarla inancımıza yönelik tahammülsüzlüktür.”
Savaş konseptinin parçası
Ekolojist Beyza Üstün, Dersim’de ekolojik yıkım ile demografik değişikliğe gitmek ve boyun eğmeyen halkın mücadelesini engellemek kadar, bölgeyi rantsal alana açmanın da amaçlandığını belirtti.
ANF’ye konuşan Üstün, 1990’lı yıllardan bu yana bir savaş yöntemi olarak devam eden orman yangınlarına bir de ekonomik kriz koşullarının eklendiğini söyleyerek, yangınlarla ekosistem ile birlikte kültür ve belleğin de yok edilmek istendiğine dikkat çekti. Üstün, bu yöntemle bölgenin demografik yapısının değiştirilip ranta açılmak istendiğini belirtti. HDP milletvekilliği döneminde çıkan yangınlara bilinçli bir şekilde müdahale edilmediğine bizzat tanıklık ettiğini dile getiren Üstün, 7 Haziran seçimlerinin ardından Cudi’de çıkan yangının söndürülmesi için defalarca Orman Bakanlığı’nı ve ilgili Orman İl Müdürlüklerini aradığını ancak hiçbir sonuç alamadığını anlattı. Üstün, “Bana sürekli ‘yarın söndüreceğiz’ diyerek yanan bölgeye sadece iki, üç arozöz gönderdiler; helikopter ile müdahale etme lüzumu bile görmediler. O zaman da jandarmalar yangına müdahale etmeye çalışan halkı engelliyordu. Bu nedenle de evler ve bağlar hep yandı. Şimdi de aynı yöntem devrede; ne yangını söndürüyorlar ne de söndürülmesi için gerekenleri yapıyorlar” dedi.
Boşaltmak istiyorlar
Orman yangınları olduğu dönemde bölgeye gidip halk ile konuştuklarında helikopterlerden ormanlara bazı cisimler atıldığına dair tanıklıklar dinlediklerini aktaran Üstün, nitekim Lice’deki orman yangını sonrası yaptıkları incelemelerde elde ettikleri bulgularla halkın anlatımlarının örtüştüğünü kaydetti. Üstün, Lice’de halkın yangının başladığı yer olarak işaret ettiği bölgelerde, toprakta olmaması gereken metal izlere rastladıklarına dikkat çekti. Yerel halktan boşaltılan vadilerin büyük şirketlere devredilmek istendiğini belirten Üstün, “Bugünlerde vadiler teker teker büyük şirketlere teslim ediliyor. Bu devir teslimin en zor yapılabildiği yer Kürdistan bölgesidir. O nedenle bu tür orman yangınlarıyla oraları boşaltıp, sermayeye teslim etmeye çalışıyorlar” dedi.
Sur ve Cizre ilçelerinde de benzer bir sürecin yaşandığını hatırlatan Üstün, yerleşimler bombalarla yerle bir edildikten sonra, inşaat şirketleri aracılığıyla sermayenin orada kendini yeniden var ettiğini vurguladı.
“O bölgeler yerel ve kadim halklarından sökülerek burjuvaziye teslim edilmek isteniyor” diyen Üstün, ekonomik kriz nedeniyle sıkışan iktidarın bu sıkışmışlıktan sermayeye yeni alanlar açarak çıkmaya çalıştığını belirtti.
Hafıza da yok ediliyor
Kürdistan’da sadece 'çözüm süreci' boyunca ormanların yanmadığını; doğanın da insanların da rahat nefes alabildiğini söyleyen Üstün, ancak 7 Haziran 2015 seçimleri sonrası 1990’lı yılların savaş konseptinin tekrar devreye girdiğine işaret etti. Bugün bu savaş senaryolarına bir de ekonomik krizin eklendiğine dikkat çeken Üstün, şöyle konuştu: “Devlet ve sermayenin iç içe geçtiği bir projeyle karşı karşıyayız. 1990’lı yıllarda yanan bölgelere giremeyen şirketler, şimdi iktidar eliyle topyekûn saldırıyor; kendilerini yeniden var etmek için sırada bekliyor. Ne için? Maden işletmek, inşaat, yol ve HES yapmak için. Dolayısıyla ekosistemin yanı sıra tarih, kültür ve bellek de yok ediliyor.”
Birlikte mücadele durdurur
Orman yangınlarının sadece ekolojik yıkım değil, yaşamın yıkımı anlamına da geldiğini kaydeden Üstün, ekolojik yıkım ile demografik değişikliğe gitmenin, boyun eğmeyen halkın mücadelesini söndürmenin stratejisi kadar bölgeyi rantsal alana açmanın da amaçlandığını söyledi. Bu genel yıkımdan tek çıkış yolunun barış olduğunu ifade eden Üstün, barış olduğunda orman yangınlarının da, ölümlerin de, zorunlu göçlerin de sona ereceğini kaydetti. Devletin bu tahakkümünün ve faşizmin ancak halkların birlikte mücadelesiyle yok edilebileceğinin altını çizen HDP Ekoloji Komisyonu Üyesi Beyza Üstün, “Bu saldırılar bittiği zaman halklar tekrar el ele verip yaşamı tekrar inşa ederler, Kobanê’de olduğu gibi. Ama daha önce de halklar yan yana durursa bu faşizm önlenebilir, yeter ki bu savaşlar, bu saldırılar sona ersin. Bunun da tek yolu barış sürecinin yeniden başlamasıdır” dedi.