Hedeflenen amaca ulaşmak, “doğru araç” gerektirir. Doğru aracın ölçütü, amacın ruhuna, doğasına uygunluğudur. Dokuları uyuşmazsa; bir araç, amaca götüremez; çünkü farklı kodlanmıştır. Özgür insan, “Özgürlük amaçlarının olduğu kadar araçlarının da temiz olmasını gerektirir” der. Özgürlük, tarihsel-toplumsal köklülük hali ve akışı ise; ona anti tarih-toplum ve köksüz olan kapitalist modernite ve onun temel üçayağı-aracı, (ulus-devlet, endüstriyalizm, azami kâr) ile ulaşılamayacağı bir gerçektir.
Amacın araçları bir yana, daha önemli olan amaçla bütünleşecek araçları ortadan kaldırmaktır. Araçları ortadan kaldıran; doygunluğa, birliğe, bütünlüğe ulaşma hali amaçlaşmayı doğurur. Nirvana, fenafillâh, Enel Hak ile kastedilen bu gerçekliktir. Diğer bir anlamıyla aracı ortadan kaldırmış ve onu aşmış bir insan-ı kâmil halidir bu. Mansur, “Seven ben, o sevilen de benim. Bir bedene girmişiz, iki ruhuz biz. O, diye gördüğün benim bedenim. Bana bak, onu gör, hep aynı şeyiz!” derken sözü edilen doygunluğa ulaşmış, yani amaçlaşmıştı.
Bu konuda büyük bir mesafe kat eden Kürdistan Özgürlük Hareketi ve Önderliği tarihsel toplum ve güncel gerçekliğiyle çelikten milyon irade yaşatarak aracı ortadan kaldıran bir düzeye, doygunluğa yani amaçla bütünleşmeye ulaşmıştır. Buna “partileşme” denildi. Özgürlüğe götüren bir araç olarak doğacı parti; zamanla bir felsefi, toplumsal ahlaki-politik bir sistem, bir dil, bir üslup, tarz, kişilik, bir kültür, evrensel bir paradigma ve bütün bunların kuram ve kurumu ile araçsallığı açmış, ulaşılmak istenen özgürlük, hakikat, adalet ile özdeşleşmiştir.
Bu amaçla bütünlük sağlandığı içindir ki, bu yolda yıldızlaşanlara ölümsüzler denilmektedir. Bu kuram ve kurumun yani ruh ve bedenin “yok edilmesi” artık mümkün değildir. Ulaşılan bu düzey, araç gereksinimini asgari düzeye indirmiş, gerçekleşen her eylemi özgürleşme olarak var kılmıştır. Özgürlük için bir araç ve aracıya ihtiyaç duyulmasızın amaçla bütünleşmenin ve amaçsal oluşun öyküsüdür bu. Yaşamı gerçek anlamda yani özgür haliyle solumak için "dolaylı" yollar ortadan kalkmış, oluşturulan yolun kendisi yaşam doygunluğunu doğrudan hissettirmiştir.
Hal bu iken, egemenlerde bu durum farklı ve karşıt işler. Onlar yaşama doğrudan, özgürlük ve hakikat penceresinden bakamazlar. Öyle bir amaçları olmamakla birlikte, yarattıkları araçlar da yaşam karşıtlıklarını veya sözde kalışlarını ifade eder. Egemenler yaşama, özgürlüğe tırnak içinde bakarlar. Aslında kendi yaşam ve özgürlük anlayışlarının da tırnak içinde olduğunu belirtmeye gerek yok. Yaşama tırnak içinden bakma, bu gerçeği kanıtlamaya yeter. Kendileri tırnak içinde oluşan her insana bu imkânı sunmaktadır.
Egemenler son olarak halk önderliğine "tecrit" ve özgürlük hareketine "savaş" planını devreye koydular yine. Özellikle gerçek anlamda bir tecridi uygulayabileceklerini sanacak kadar zekadan yoksundurlar. Söz konusu olan bir kişi değil, anı anına halklarla, insanlıkla bütünleşmiş bir Önderlik olunca, tecrit ve savaşın amacına ulaşamayacağını ve tırnak içinde kalacağını tarihimizden hatırlatmak gerekir bu "tırnak içindeki şeylere"…
Bayburt M Tipi Cezaevi