
Toplumsal yaşamda her şey iyi, doğru, güzel olsaydı,belki de tiyatroya (sanata) gerek kalmayacaktı. Ne yazık ki merkezi hegomonik uygarlık, tarih boyunca kendi çıkarları uğruna yarattığı maskelerden dolayı insan toplumunu birbirine hep yabancılaştırıldı. İnsanın, bu yabancılaşmanın sebebini sorgulamasında ve kendini yeniden arayışındaki yolculukta tiyatro ona hep bir rehber olmuştur.
Tiyatro gizi çözme sahnesidir
İnsanların ilk toplu buluşması, eylemselliği olarak hayat bulan tiyatro, nasıl ki tüm tarihsel aşamalarda insan toplumunu yalnız bırakmamışsa, bugünde onu kastlaştıran bu maskelerin ardındaki örtük gerçekleri açığa çıkarmakla sorumlu oluyor. Onun için tiyatroyu tüm perdeler arkasındaki gizi çözme sahnesi olarak tanımlayabiliriz. Tiyatroda perdenin aralanması, belki de gizin aralanarak gerçeğin görünmeye başladığı andır.
Tiyatro çıkışı ve özü itibariyle sınıfsallıktan, çıkardan, kanunlardan uzaktır. Uzak olmadığı yer ise ahlaksallık ve toplumsallıktır. O yer ki kendi toplumunun tüm duyum ve duygularını uyandıran bir dünyadır. Ve bu hayatın bir parçası olarak insanı, tarihi sorumluluklarına karşı duyarlı (ve uyanık) kılar. Nasıl ki İslamiyet için Mekke, Hristiyanlar için Kudüs, Zerdüştîler için Laleş kutsal buluşma, ortak enerji yaratma mekanları ise, denilebilir ki, toplumun tümü için kendisiyle yüzleştiği, kendisini izlediği, kutsiyet taşıyan mekan da tiyatrodur.
Bu bağlamda; bütün dağlar tiyatro sahnesi ve tüm gerillalar ise onun doğal oyuncusu ve izleyicisidir. Bu dağlarda gerillanın yaşadığı her yer kutsallık taşır. Çünkü tarihin tüm gerçekleriyle bir ilişki içerisindedir. Gerilla, kendi hakikati dışında, topluma giydirilen tüm giysilerden soyunmuş ve kurtulmuştur. Eğer PKK’yi Kürt halkının kimliği olarak ele alırsak o zaman diyebiliriz ki, PKK esasında yarattığı kurumlarla kendisini halka taşırdı. Bu kurumların oluşması amacıyla kültür sanat kurumları öncelikli olarak açığa çıktı.
'Büyük ruhla yaşatıyoruz'
Neden kültür sanat diye sorulabilir. Çünkü en büyük saldırı ve soykırım bu halkın kültürel değerlerine karşı geliştirildi, geliştiriliyor. Ve biz bu halkın yani Toros Zagros ( Altın Hilal’in) yerlilerinin çocukları olarak kültür sanat çalışmalarıyla aslında bu halkın belleğini yeniden canlandırmak istedik.
Kürt halkı olarak bu tarihin acılarından payımıza düşeni çok aldık, ondandır ki, her Kürt büyük bir yetenek ve aynı zamanda derin bir bellek sahibidir. Çünkü her şey yaşanarak yoğrulmuştur, bu toprakların insanında. Bu derin toplumsal bellek, yaşlılarından, büyüklerinden, dengbêjlik yoluyla başka nesillere aktarılmakta; yine daha çok kırsal alanlarda hala sürdürülen oyun gelenekleri de, kültürel miras devrini yapmaktadır. Biz dağlardaki gerillalar olarak da bu öyküleri ve kültürü, küçük toplumsallığımız içinde büyük bir ruhla yaşıyoruz ve yaşatmaya devam ediyoruz. Ve toplumsallığımız içinde yıllardır derinleştikçe unutulanı, ‘persona’larla* üstü örtüleni hatırlatmayı, açığa çıkarmayı büyük heyecanla hissettik. Burada esas olan tiyatro, bizler için en güçlü ifade ve ilişki biçimidir. Bir yol, yöntemden çok hakikatin kendisidir de. Hem unutturulan belleği yeniden canlandırmak, hemde toplumların evrensel belleği içine, otantik kültürümüz ve kadim toplumsallığımızla katılmak. Kendimiz olarak evrensel değerlerle buluşmak, evrenselliğe ulaşmanın en erdemli yoludur.
SARYA HÊVÎ