
Halk tiyatroya kendisi için pişirilip amade edilen mizanseni görmek, izlemek, dinlemek ve görüp, izleyip dinlediğinin analitiğini yapmaya gelir. Bu anlamda seyirciye yapılacak jest, lakayt olmamaksızın lirik olmaktır. Sanat küçük dokunuşlarla başladığı gibi, büyük dokunuşlara da gebe olur. “Coşku ile ısıtılan, arzuyla tamamlanan, akıl ile sürülen enerji; tıpkı önemli bir bürokrat gibi güvenle gururla hareket eder.” Bazı oyuncular hiçbir şeyden anlamadıkları gibi, hiçbir şeyin nasıl yapılacağını da bilmezler. Ayaklarına sarılmış birikimsizlik, dogmatik kalıplar gibi prangaları söküp atamazlar. Bunun için sahneye çıkan oyuncu her yönüyle topyekun donanmış olmalıdır. Sahne üzerindeyken, ruhsuz, duygusuz hiçbir sözcüğün yeri olmaz. Olması için de içimizdeki duyguları tekmelememiz kaçınılmazdır. Telaşlı ve huzursuz olmamak gerekir. Aksine huzursuz ve telaşlı olmak sözcüklerin aktarımını güçleştirir. Oyuncu kendisine tam güven içinde soğukkanlı ve kendine hakimiyeti sağlamalıdır. Aksi takdirde, suyun şarabı bozduğu gibi o da oyunu bozar. Her övünülen, övüntüsüyle sevinen bireyler gibi, oyuncular da kendilerini övenlerden hoşlanırlar. Fakat kendilerini eleştirenlere çatık kaşla, buruşuk yüzle yanıt verirler. Eleştirinin, yanlış akan suyun doğru akması için kullanılması ve disiplin envanterimizde devamlı bulunması zaruridir. Oyuncunun ağzından çıkan her kelime bir eylemdir, eylem oyundur, oyun ise aktarımdır. Bir metnin ana temasını anlamak, dile getirmek isteyen oyuncu önce metnin derinliğine inmek ve o derinliği hissetmek zorundadır. Bunu başarmak kolay değil, fakat başaran kişi güç sahibi olur. Yaratıcılık, bilinçaltı, sezgi bunlar hazır elimizde olmayan metaforlardır. Bunların mobilizesini doğru hayata geçirmek gerekir. Bir diğer olgu ise, oyuncunun gözden kaçırmaması gereken hız ve tartımdır. Hız, yavaşlık ya da hızlılıktır; hız eylemi, konuşmayı, sunumu hızlandırır ya da yavaşlatır. Ses, konuşma, jest, hareket, eylem, mimik, ruhsal davranım, hız ve tartım, oyun içerisinde sonuna kadar spontane oluşan perspektiflerdir. “Yaşamın olduğu her yerde eylem vardır.” “Eylemin bulunduğu her yerde hareket, hareketin bulunduğu yerde hız, hızın bulunduğu yerde de tartım vardır.” Bu yüzden oyuncu içinde uyuyan tepileri uyandırıp harekete geçirmek için, içtenlikli hız ve tartıma ihtiyaç duyup kullanma mecburiyetindedir. Buna paralel yeni bir oyuncu yaratırken, asıl gayenin, yeni bir insan yaratmanın olduğunun farkına varılacaktır. “Tiyatroda bir kişi herkes için emek sarf eder, herkes bir kişi için emek sarf eder. Bir yanlış oynandıysa on doğru oynanmak zorundadır.” Bundan dolayı oyuncu “erdem” merdivenini tırmanırken, hız ve tartımı dengeleyen metronomları dikkatlice ayarlamalıdır. Gerçek sanatçı toplumsal olumsuzluklara duyarlı olandır. Duyarsız, sadece egosu ve cüzdan şişkinliği için sanat yapanlar, büyük sanatçı olmayacakları gibi kağıttan oyuncu olmaktan öteye de geçemezler. Yırtık bir yelekle delirmiş okyanusa açılan oyuncular-sanatçılar, geri dönmeyeceklerini düşünmeleri lazım. Sonuç itibari ile oyuncu büyük taşlarını yerine oturturken, helezonisine de dikkat etmelidir. Sanatın güzellik ve soyluluk yarattığının bilincinde olmalı, güzelliğin soyluluğun çekici gücü büyük tiyatrocuya giden mükemmel insanı yaratır.