Hayatını tiyatroya adamış oyuncu-yazar Nuri Gökaşan’ın ‘Adam Adam’ oyunu, geçtiğimiz hafta sonu Paris’in Bonne Nouvelle semtinde bulunan Gymnase Tiyatrosu’nda sahnelendi.

Nuri Gökaşan’ın 7 ülke, 34 şehirde sahnelediği tek kişilik oyunu ‘Adam Adam’, düzenle uzlaşmak zorunda olup olmadığımızı sorguluyor. Bu sorguda içinden gelen seslere karşı sürekli bir şekilde mücadele veren kişinin vicdanıyla aydın ve tutarlı dünya görüşü arasındaki hesaplaşmasını içeriyor. Karakterin kendi fısıltısı ile konuşması oyun boyunca, kimi zaman neşeli, kimi zaman hüzünlü ve düşündürücü, akıcı bir tempoyla yürüyüp gidiyor. Oyun yürürken, yer yer seyirciyi de kendi içine alıp başka sorgulamalara götürüyor.  

Oyun ve seyirci

Oyunun her sahnesinde Türkiye’nin 80 darbesi öncesi ve sonrasını görmek mümkün. Sanatsal yön, sosyal ve siyasal olan içerikle buluşmuş. Tıpkı oyunda belirtildiği gibi Avrupa’ya mülteci olarak gelmiş olanların yaşadığı fanusta tiyatro izlemek yılda bir iki defaya mahsus bir şey.
Paris, elbette bir sanat şehri… Her semtinde sinema salonları ve tiyatro salonlarıyla karşılaşmak mümkün… Bir dili sonradan öğrenenler için özellikle tiyatroyu bildiği dilde izlemek daha farklı bir keyif veriyor. Bu nedenle ‘Adam Adam’ın seyircisinin çoğu siyasi mültecilerden oluşuyordu. Seyirci sayısı beklentinin çok altındaydı. Salonun yarısı ancak dolmuş denilebilir. Oyun boyunca vahşi kapitalizmin insan yaşamına nasıl sirayet ettiği çok iyi resmedilirken, Avrupa’da yaşamak durumunda olanların ruh halleri de iyi bir şekilde verilmeye çalışılmış. Oyunun bir perdesi sahnede sergilenirken, başka bir perdesi seyirci koltuklarındaydı.

Telefonsuz olmuyor

Kimileri oyun boyunca oyuncunun ruh halleri arasında kendisiyle bağ kurdu. Kimisi kendi fısıltılı iç sesini hatırladı. Ama asıl acı olan taraf oyunu izleyenlerin bir kısım seyircisine sirayet eden düzenin sürekli çıkardığı seslerdi. En basit haliyle susmayan iphone telefon sesleri… Kimi anlarda iş daha da ileri gitti: “Biz tiyatrodayız, bir adam tek oynuyor. İzliyorum, sana da anlatırım…”
Herkesin elinden düşürmediği düzenle canlı bağlantı aracı… Telefonlarımız… onlarsız yol bulunmuyor. Onlarsız yaşam düşünülemiyor!
Bir de her şeye gülme ihtiyacı… İzlenilen her şeyde bir komedi… Küfür duyduğumuzda kahkahaların en alt seviyeden üst seviyeye çıkması…. Yarışırcasına gülmeler… Dizi modunda tiyatro izleme… İnsanın sahnedeki oyuna paralel, ayağa kalkıp “ikinci perde buradan başlıyor. Recep İvediklerin, Yılmaz Erdoğanların, Cemlerin yarattığı sosyal çöküntü burada” diye bağırası geliyor.
En acıtan sahnelerde bile, “Bak bak adam intihar edecek” diyerek kahkaha atanların olduğu bir yerde, düzeni anlatan bir tiyatro izlemek de olmak kadar acı bir sahne yok sanırım. Oyun bu nedenle sahneden çok aslında salondaydı. 12 Eylül döneminin karanlık yıllarında yaşanan işkencenin resmedildiği sahne sırasında dün işkence tezgahlarından geçen siyasi mülteciler, kahkaha atabiliyorsa… Ya da Avrupa’da yaşamak durumunda bırakılma halinde ruhlarda yaşanan yıpranma, özlemler, kaygılar tarif edilirken kendini bu sürecin sanki dışındaymış gibi görme hali… Vahşi kapitalizmin insan ruhuna sirayetinin çok güzel bir tablosunu çıkarıyordu. Bu nedenle oyun kadar, salonda seyirci olarak oynayanlarda çok başarılıydı diyebiliriz.
Tiyatro... Artık nostalji biçiminde algılanan sanat... ‘Adam Adam’ oyunu bu nostaljiyi Paris’e taşıdı. Oyuncu Nuri Gökaşan, toplumsal benle, kapitalizmin beni arasındaki sürekli fısıldayan halini, koltuklara sirayet etmiş düzenin halleriyle birlikte oynadı.


SELMA AKKAYA/PARİS