TC tarihinde katliamlar önemli bir yer tutar. Ha deyince aklımıza Ermeni, Kürt ve Alevi katliamlarından pek çok örnek geliverir. Gündeme Başbakan’ın ağzından ikircikli de olsa çıkan "özür” sözü ile düşen Dersim Katliamı, birkaç gün sonra 11. yılını geride bırakacak olan 19 Aralık cezaevi katliamı ve 33. yılında Maraş Katliamı bunlardan sadece üçü.
Bu katliamların yapılmasına olanak yaratan siyasi ortam ve dikilen yasal kılıflar ise katliamcı zihniyet tarafından yeni durumlara uydurularak, 1991 tarihli Terörle Mücadele Yasası(TMY) ile bu güne getirilmiş bulunuyor. TMY, yaptığı geniş terör tanımı ile bugün düşünce özgürlüğünden örgütlenme özgürlüğüne kadar her türlü hak ve özgürlüğü suç olarak gören, siyasi muhalefeti, özelde sosyalistleri ve Kürt Özgürlük mücadelesini yok etmeye yönelen olağanüstü bir yasa. Bu yasanın gereği olarak kurulan DGM’ler ise ad değiştirerek, varlığını Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri (ÖYM) olarak devam ettirmekte. Halihazırda F tipi cezaevleri, ÖYM’ler, ağır tecrit, uzun tutukluluk ve ağır ceza infaz uygulamaları ile tartışılan TMY uygulamasının KCK davaları, avukatların toplu olarak tutuklanmaları ve Öcalan’a uygulanan ağır tecrit ile bugün zirve yaptığını söylemek yanlış olmayacaktır.
Olağanüstü hal uygulamaları yaratan bu tarzı, TMY’den önce Cumhuriyetin daha başında 1920 yılında çıkarılmaya başlanan yasalardan Hiyânet-i Vataniye Kanunu, İstiklal Mahkemeleri Kanunu, 1925 tarihli Takrir-i Sükun Kanunu, 1935 tarihli "Dersim Kanunu” (Tunceli Vilayetinin İdaresi hakkında Kanun) ve değişik dönemlerde karşımıza çıkan Sıkıyönetim Kanunlarından biliyoruz. O zamanlarda da devlete karşı her türlü karşı çıkışı yok etmek amacıyla bu yasalardan alınan güçle yapılan katliamlara ek olarak, yargının da işin içine sokulması gerekmiş, bu kanunlara dayanılarak kurulan İstiklal Mahkemeleri, Sıkıyönetim Mahkemeleri, Devlet Güvenlik Mahkemeleri eli ile binlerce muhalif, Kürt asılarak, cezaevlerine tıkılarak yok edilmeye çalışılmıştır. Cezaevlerinde dahi yaşatılan direniş ruhunu yok edebilmek içinse devlet, katliamları cezaevlerine taşımakta tereddüt etmemiş, tarihte pek çok cezaevi katliamı yapmıştır.
TMY ile hak ve özgürlüklerin her türlü uluslararası sözleşme ya da uluslararası insan hakları hukuku göz ardı edilerek gasp edildiği açık olmakla birlikte, her geçen gün çıkarılan ek yasalarla baskı artırılmaktadır.
Terörle mücadele adına bu kez de Terörün Finansmanının Engellenmesi Hakkında Kanun tasarısı komisyondan geçirildi. Yasa tasarısı, dayanağı olan 1999 tarihli BM Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Sözleşmeye de aykırılıklar taşımakta. Tasarı bu hali ile yasalaşırsa kanıtlanmış bir suç ya da bir kesin hüküm olmadan ve paranın bir suç için kullanılıp kullanılmadığına bakılmaksızın, oluşturulacak bir komisyon vasıtası ile kişilerin ve kurumların mallarına el konulabilecek.
Yani devlet, bugüne kadar katlederek, kaybederek, cezaevlerine tıkarak yok edemediği Kürt hareketini ve muhalefeti bu kez de mal varlıklarını gasp ederek zorlayacak. Ancak mal varlığına yönelik bu saldırılar da yeni değil. 80 askeri cuntası DİSK’in malvarlığına el koymuştu. Bir süre öncesine kadar terörle ilişkisi olduğu iddia edilen matbuatları basan basımevleri ve yayınevlerinin mallarının müsaderesi gündemdeydi. Halen çatışmalarda ölen gerillaların ailelerine karşı, çatışmalarda ölen asker ailelerine ödenen tazminatlar ve devlet malına gelen zararın tazmini amacı ile açılan davalar nedeni ile birçok gerilla ailesi üzerine on yıllarca ödemekle bitmeyecek bir borç yükü bindirilmiş durumda. Siyasi operasyonlarda ele geçirilen paralara kimin olduğuna bakılmaksızın el konulmakta. Bu baskılar nedeni ile halen birçok dernek malvarlıklarına el konulur endişesi taşımakta ve mal edinme konusunda çekimser davranmakta.
Cumhuriyet tarihi incelendiğinde olağanüstü dönemlerin ufak tefek değişikliklerle süreklilik gösterdiği; yani kesintisiz devam ettiği görülmekte. Başka bir deyişle Cumhuriyet tarihinde henüz olağan döneme geçilebilmiş değil. Bir olağan üstü hal uygulaması olan TMY ve ÖYM’ler de inkar ve imha zihniyetine sıkı sıkıya sarılı devletin, hukuk ve yargı eli ile bu uygulamayı sürdürmesi anlamına gelmekte. Ancak bugün sadece yasanın kaldırılması değil, devletin bu zihniyetin de kırılmalara ihtiyaç var. Zira zihniyet değişmediği müddetçe gidenin yerine getirilen yenisi ile düzen devamını sağlamakta. Ancak her şeye rağmen; TMY'nin kaldırılması, ÖYM’lerin kapatılması, cezaevlerinde tecrit işkencesine son verilmesi, Tecrit Tipi cezaevlerinin kapatılması, genel af, devletin olağanüstü uygulamalarla organize ettiği katliamların, Dersim’in, 19 Aralık’ın aydınlatılması, sorumlularının yargı önüne çıkarılması, oluşan zararların tazmini, devletin suçları ile yüzleşmesi, sorumluluğunu kabul etmesi öncelikli taleplerimiz arasında olmalı. Denilebilir ki; Dersim’i de, Maraş’ı da, 19 Aralık’ı da, Çele'yi de unutmadık. Kuru, kıvrak bir özür yetmez, imha uygulamasından vazgeçilmesini, insan haklarını esas alan düzenlemeler ve hesap istiyoruz!